Yusuf Kaplan

Yeni Şafak



Bookmark and Share

İlerleme putu ve zihnî felçleşme


23.10.2017 - Bu Yazı 182 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 İlerleme putunu yıkamadık şu ülkede.

Yıkamazdık; çünkü burası, ezberlerin hükümfermâ olduğu, zihnin felçleştiği çorak bir ülke.

En büyük ezber şu: “Batılılar, bilim ve teknolojide ilerlediler, dünyaya hâkim oldular. Müslümanlar, Batı’yı takip edemediler, bilim ve teknolojide geri kaldılar, yok oldular.”

Bu cümle, son iki yüzyıldır, özellikle de son bir asırdır tek âmentümüz!

Üstelik de sadece seküler, Batıcı kesimlerin değil bütün İslâmî kesimlerin aynen paylaştıkları, inandıkları de yegâne âmentü!

İnanılır gibi değil gerçekten.

Bu toplumun aydınlarından kitlelerine kadar nasıl bir entellektüel körleşme, zihnî felçleşme yaşadığını gösteren ürpertici bir savrulma.

SEKÜLER ENTELEKTÜEL ÇEVRELER DE, İSLÂMÎ ENTELEKTÜEL ÇEVRELER DE AYNI YERDE!

İslâmî kesimlerle, Batıcı / seküler kesimler arasında tek bir fark var burada...

İki asırdır Batıcı / seküler kesimler, İslâm’ın “ilerlememize engel olduğunu, bizi geri bıraktırdığını” söyleyegeldiler...

İslâmî kesimlerse, İslâm’ın ilerlemeye engel olmadığını, müslümanların “geri kalma”sının nedeninin İslâm olmadığı ezberini tekrarlayıp durdular...

İki asırdır, bu iki ezber, temcit pilavı gibi dillere pelesenk edilmiş, her fırsatta tekrarlanıp duruyor...

Oysa seküler kesimler de, İslâmî kesimler de bu noktada aynı yerde durduklarını, aynı şeyi söylediklerini göremeyecek kadar zihnî felçyaşadıklarını göremeyecek bir entelektüel körlük içindeler...

Oysa seküler kesimler “İslâm’ın ilerlemeye engel olduğunu” söylerken de, İslâmî kesimlerse, “İslâm’ın ilerlemeye engel olmadığını” söylerken de aynı yerde duruyor, aynı şeyi söylüyorlar: İlerlemeyi, dolayısıyla Batı’yıeksene alarak konuşuyor, ilerlemeyi ve Batı’yı kutsuyorlar!

Bu, zihnî felçleşme değil de nedir peki?

BİLİMİ KUTSARSANIZ, BİLİM FELÂKET KUSAR...

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: İnsanın amacı, güce sahip olmak değildir. Eğer insanın amacının güce sahip olmak olduğunu düşünürseniz, dünyayı orman kanunlarının hâkim olduğu bir yer olarak kabul etmiş olursunuz.

Çünkü güç, araçtır. 

Gücü ele geçirme güdüsüyle hareket ederseniz, gücün sizi güdecek bir konuma ulaşmasını önleyemezsiniz. Aracı ele geçirme güdüsü amaç hâline gelir, araç amacın önüne geçer, bu da hem insanın araçların, güç üreten araçların, bilim ve teknolojinin kölesine dönüşmesine hem de hayatın çölleşmesine ve ruhsuzlaşmasına yol açan yapı taşlarını döşer birer birer...

Bilimi kutsarsanız, bilim, felâket kusar sonunda kaçınılmaz olarak. Dünyayı cehenneme çevirir.

Bilim, dinin yerine yerleşir, dinin kullandığı kavramları ve dili kullanmaya başlar...

İşte o zaman bilim, bilim olmaktan çıkar, haddini aşar, insanı kölesi hâline getirir; insanı da insanlığından çıkarır, hayatı çölleştirir...

Bu gerçeği bütün birinci sınıf düşünürler görmüştü bir asır öncesinden.

Örneğin Nietzsche, bilimin dinin yerini aldığından ve “bilim kilisesi”ne dönüştüğünden sözetmiş ve bilimin / aracın, dolayısıyla gücün kutsanmasının dünyayı nihilizm felâketinin eşiğine sürükleyeceğini haykırmıştı.

Benzer gözlemleri, Nietzsche’nin tek hakîkî şakirdi Heidegger, daha yüksek sesle haykırmış, teknolojinin “vahşî canavar”a dönüştüğünü ilan etmişti.

“BİLİMLE, İNSANI ANLAYAMADIK, ÇIKMAZ SOKAĞA SAPLANDIK”

Bu yakıcı gerçeği Fransız filozof Christian Delecampagne, “20. Yüzyıl Felsefe Tarihi” adlı kitapta çarpıcı bir dille şöyle özetleyecekti:

“Teknoloji, tıp ve eğitim alanındaki ilerlemeler sayesinde Avrupa’da insanlar, Aydınlanma’nın zaferine şahit olduklarını düşünüyorlardı.”

Peki nereye sürükledi bu ilerlemeler Avrupalıları ve insanlığı?

Cehennemin eşiğine, elbette.

Delacampagne, bu dehşetengiz durumu, çok özlü bir şekilde bir cümleyle şöyle tasvir eder:

“20. Yüzyıl, diğer yüzyıllarla kıyaslandığında, kabarık siciliyle dehşet dalında Nobel’i kaçırmazdı.”

(Türkiye İş Bankası Yayınları, 2016, sayfa 1).

Elbette, yok olmamak için belli bir bilimsel ve teknolojik güce ulaşmak için çalışacağız. Ama “geri kaldık”, “ilerleyemedik” diyerek gücü, güç üreten araçları, amaçların önüne geçirirsek, hakikati yitirir, biz de Müslüman toplumlar olarak, tıpkı Çin gibi, Hindistan gibi, bilimin ve teknolojinin fahişesi kapitalizmin kölesine dönüşür hakikat yolculuğuna çıkamaz, insanlığın su kadar ekmek kadar ihtiyaç duyduğu hakikati insanlığa yeniden sunma imkânlarımızı kaybederiz.

Aslolan bilim, teknoloji, dolayısıyla güç üreten araçlara hâkim olmak değil.

Aslolan hakikatin izini sürmek, daha âdil ve yaşanabilir bir dünya sunmaktır insanlığa.

Araçları amaç hâline getirenler, bunu başaramayacaklarını, dünyayı ve kendilerini araçların kölesi hâline getirerek, orman kanunlarının hükümran olduğu bir cehenneme dönüştürerek çok iyi ispat ettiler.

Eğer bizi perişan eden ilerleme putunu yıkamazsak, “geri kaldık” masalını terkedemezsek, Batılıların insanlığı felâketin eşiğine sürükleyen çıkmaz sokaklarına sapmaktan kurtulamaz, hakîkî ilerlemeyi insanın olgunlaşması, kemal merdivenlerini tırmanması, insanca bir dünya kurma çabası olarak göremezsek hakikati de kaybederiz.

Kutsanan bilimin ve maddî ilerlemenin insanlığı getirdiği çıkmaz sokağı, Peter Watson, çarpıcı bir şekilde şöyle özetler: 

Dış dünyaya, tabiata hâkim olduk. Bu noktada büyük başarılar elde ettik. Ama insanı, insanın iç dünyasını anlama konusunda sınıfta kaldık, bilim bu konuda başarısız oldu. İnsanı anlayamadık. Çıkmaz sokağa saplandık. (Fikirler Tarihi, Yapı Kredi Yayınları, 2017: s. 1021-1059).

Sözün özü: Bilim, nitelikle değil nicelikle ilgilenir. Nitelikle ilgilendiği zaman da nicelikselleştirerek ilgilenir. 

Bilimle, hele de fizikötesini yoklayan, hayatı sadece görünür / fizik alana hapseden seküler bilimle, dünyayı modern veya postmodern sekülerliğin anlamsızlık hapishanesine hapseder, orman kanunlarının hâkim olduğu, gücün kutsandığı, hakikatin buharlaştığı ontolojik şiddetin ve felâketin eşiğine sürüklersiniz...

.

Facebook Yorumları

reklam
20.11.2017
Önümüzü açacak bir eğitim sistemi önerisi
17.11.2017
Sistemi dönüştürmek mi, sistem tarafından dönüştürülmek mi?
13.11.2017
Gazâlî yıkıcı mı, kurucu mu?
12.11.2017
İslâm, tek vazgeçilemezimiz olmadığı sürece...
10.11.2017
Suudlara biçilen tehlikeli roller!
3.11.2017
“Şoför” müyüz, “taşıt” mı?
30.10.2017
Diyanet büyük düşünmeli, kendisini yıpratmamalı ve yıpratılmamalı
27.10.2017
Medine’den Medeniyet’e, İstiklâl’den İstikbal’e...
23.10.2017
İlerleme putu ve zihnî felçleşme
16.10.2017
Kervan’ın yolu niçin kesildi?
15.10.2017
Erdoğan’dan Saddam icat etmek istiyorlar!
13.10.2017
Türkiye’nin tam bağımsızlık yürüyüşü engellenemeyecek...
9.10.2017
İslâm, nasıl yeniden geleceğimiz olabilir?
2.10.2017
Eğitim, kültür ve medyada devrim yapmadan aslâ!
29.9.2017
Dünyanın üzerinde bir Avrupa hayaleti dolaşıyor...
22.9.2017
Hicret Ruhu: Diriliş umudu ve ufku
18.9.2017
Tarih, gücün değil, hakikatin kanatlarında yükselir…
17.9.2017
Çember daralıyor ama Türkiye herkesi şaşırtacak..
15.9.2017
Dünyayı çölleştiren, insanı tehdit eden tekno-paganizm çağına hoşgeldiniz!
11.9.2017
İnsansız şehir, şehirsiz insan…
8.9.2017
Gönül coğrafyamız, fokur fokur kaynıyor, bizi bekliyor…
4.9.2017
Kurban’ı “barbarlık” olarak görmek!
3.9.2017
Kurban’ın öğrettiği hakikat: Ölüm gerçeği’nden ölümsüzlük fikri’ne ulaşmak…
1.9.2017
Kevser ve ebter: Nahr günleri ve “intihar” günleri
28.8.2017
Dünya bizi bekliyor… İyi hazırlanmalıyız…
25.8.2017
Yarın, çok geç olabilir…
21.8.2017
Laiklik dogması ve sopası…
20.8.2017
Batı komada… Türkiye yola çıktı…
14.8.2017
Dikkat! ABD, Türkiye’nin altını oyuyor adım adım…
13.8.2017
Önümüzü açacak bir millî kültür hamlesine doğru…
11.8.2017
1400 yıllık birikim “uydurulmuş din”, oryantalistlerin fikirleri “indirilmiş din”, öyle mi?
7.8.2017
İslâm’ın temel kaynaklarına yapılan saldırılara seyirci kalamayız!
6.8.2017
Eğer İslâm’ı kaybedersek, sadece biz değil, bütün insanlık kaybeder…
4.8.2017
Diyanet, Türkiye’nin önünü açacak tarihî rolünü oynamalı…
31.7.2017
Bu topraklardaki İslâmî varlığımız tehlikede… Oysa anahtar bizde!
30.7.2017
Medeniyetimizin ruhu Tarihî Yarımada ve hafızası Babıâlî ölüyor adım adım…
28.7.2017
Uyarıyorum: Devletleri çökerttiler… Cemaatler de çökerse, her şey biter…
24.7.2017
Kudüs, siyonist esaretinden kurtulmadıkça, dünya barış yüzü göremeyecek…
21.7.2017
Kudüs özgürleşmeden “özgürüm” deme!
17.7.2017
Dünya tükendi ve Türkiye’ye kilitlendi…
14.7.2017
15 Temmuz’un hedefi: Cemaatleri ve Ehl-i Sünnet Omurga’yı çökertmek
10.7.2017
Beşinci Cumhuriyet’e doğru…
7.7.2017
Gelen siyasî darbe: Kaos planı ve Türkiye’nin durdurulması
3.7.2017
Laiklik pompalanacak, 15 Temmuz ruhu bombalanacak, Alevî meselesi kaşınacak…
2.7.2017
Yol, sefasını sürenlerle değil, cefasını çekenlerle yürünür…
30.6.2017
İnsanlığın dekadansla ölüm dansı, çıkış yolu ve Türkiye’nin rolü
26.6.2017
Bayramın tatile dönüşmesi: İnsanın ve hayatın çölleşmesi…
23.6.2017
Kadir Gecesi takdir olunan iktidar ve kudret
18.6.2017
Kültürde kazanılamayan istiklâl mücadelesi, kaybedilmeye mahkûmdur…
16.6.2017
Kılıçdaroğlu, ateşle oynama!
12.6.2017
92 yaşındaki âlim Karadavi’yi terörist ilan etmek için çıldırmış olmak gerek!
11.6.2017
İngilizlerin 2 asırlık stratejisi: İslâm’sız Dünya, Türkiye’siz İslâm
9.6.2017
Devletleri ve bütün İslâmî hareketleri yok etmek istiyorlar!
5.6.2017
Hüznün gönül coğrafyası: Ramazan’ın diriltici sesleri ve renkleri
2.6.2017
Türkiye’nin küresel güç olmasının yolu Suriye’den değil Balkanlar’dan geçer...
29.5.2017
Balkanlar bizi bekler... Stratejik akıl şart!
28.5.2017
Osmanlı, Balkanlar’da yaşıyor: Kosova izlenimleri...
26.5.2017
Üç Akif Emre: Ahlâk anıtı, dava adamı ve fikir adamı
22.5.2017
Özlü bir medeniyet tasavvuru manifestosu
19.5.2017
Yeni bir dünya kurulacak, Türkiye, kurucu rol oynayacak...
15.5.2017
Türkiye’nin uzun soluklu medeniyet yürüyüşü: Osmanlı ruhunun dirilişi...
14.5.2017
Medeniyet krizi: Önümüzü açacak Maarif Modeli ve Siyer-i Nebî Projesi
12.5.2017
FETÖ zihniyeti’yle mücadele etmeden FETÖ’yle mücadele edilemez!
8.5.2017
Türkiye’siz yeni bir dünya kurulamaz...
7.5.2017
Gençlik dizileri, gençleri kurşuna diziyor!
5.5.2017
Yol, değerini bilenlerle yürünür...
1.5.2017
İslâmî entelektüel omurga olmadan aslâ!
30.4.2017
Balkanlar’ı kendi hâline terk edemeyiz!
28.4.2017
Anadolu ruhu, dirilişin mayasını karıyor adım adım...
24.4.2017
İki Gece Yolculuğu: “Lâ”dan “İllâ”ya...
23.4.2017
İslâmcılığı gösteriyorlar ama hedef İslâmî omurganın çökertilmesi!
21.4.2017
Asıl iş şimdi başlıyor... Taze bir heyecan dalgası şart!
17.4.2017
Erdoğan’a 20 öneri
16.4.2017
Milletin devletine ve 5 Millî Seferberliğe doğru...
14.4.2017
Çifte vesayet düzeni sona erdirilmedikçe...
10.4.2017
Kilise saldırıları: İhvan’ı bitirme tezgâhı...
9.4.2017
Türkiye’yi “boğmak” istiyorlar: Dışarda temkin, içerde teyakkuz şart!
7.4.2017
Türkiye "yeni Endülüs" olmayacak...
5.4.2017
Türkiye’nin Batı’yı rahatsız eden tarihî seçimi, asimetrik savaş ve teyakkuz
24.3.2017
Türkiye’yi vurmak için bahane arayacaklar... Teyakkuz ve tedbir şart!
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Seraby Interactive |Reklam Ajansı
GÜNÜN YAZARLARI
Günün Yazarları


Seraby Interactive |Reklam Ajansı