Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Katar’ın OPEC’ten çekilmesi ne ifade ediyor?


6.12.2018 - Bu Yazı 168 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Katar, sürpriz bir kararla Ocak 2019 itibarı ile Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı’ndan (OPEC) çekileceğini açıkladı. Petrol üreten ülkeler kulübü olan OPEC’ten Katar’ın çekilmesi bir çok tartışmayı da beraberinde getirdi. Meseleyi Suudi Arabistan’ın Katar’a karşı başlattığı ve bir yıldan fazladır süren kuşatma ve ambargo ile ilişkilendirenler olduğu gibi, konuyu Katar’ın petrol üretimindeki düşük payı ile ilişkilendirenler de oldu.

KATAR’IN STRATEJİK HAMLESİ

Katar’ın kendisine siyasi, askeri ve ekonomik ambargo uygulayan Suudi Arabistan, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında, uluslararası bir teşkilatta kalmak istemediği aşikârdır. Katar’ın çekilmesini bu sebebe bağlayanların beklentisi, Kral Selman tarafından davet edildiği halde 9 Aralık’ta yapılacak olan Körfez İşbirliği Zirvesi’ne de katılmayacağı, hatta Körfez İşbirliği Teşkilatı’ndan (KİT) çekilebileceği tahminlerini de yapmaktadırlar. Bu olası bir durumdur. Gerçekleşmesi halinde KİT 2019 yılında büyük tartışmalara sahne olacak ve belki de dağılma ile karşı karşıya gelecektir.

Diğer taraftan Katar’ın OPEC’teki payının küçüklüğüne rağmen dünyanın en fazla doğalgaz üreten ülkesi olması hasebiyle, bu yönünü ortaya çıkaracak yeni stratejik arayışlar içinde olduğu anlaşılmaktadır. Petrol ve fosil yakıtlar yerine doğalgaz tüketiminin gittikçe atması Katar’a önemli avantajlar sunmaktadır. Bu hamlesi ile OPEC’e kuyruk olmaktansa, doğalgaz üretici ve ihracatçıların önünde varlık göstererek, üzerinde hissettiği siyasi ve iktisadi baskıyı hafifletebilecektir.

Son bir buçuk yıldır Katar, dünyanın gündeminde kalmaya devam ediyor. Körfez’in küçük ve etkisiz bir ülkesi olarak görülen Katar; karşısında oluşan koalisyona ve uluslararası destekçilerine rağmen kolay yutulacak bir ülke olmadığını ispatlamıştır. Son bir yılda gösterdiği performansı, kaynaklarını iyi kullanması, Türkiye ile sıkı işbirliği yapması, tanıtım faaliyetleri ve abluka ülkelerine rağmen dünyadaki büyük şirketler ile bağlantılarını sürdürmesi Katar’ın ayakta kalmasına imkan verdiği söylenebilir.

KATAR’IN JEOPOLİTİĞİ

Diğer taraftan Katar’ın ayakta kalmasını sağlayan bambaşka bir gerçek daha vardır: O da Katar’ın coğrafyası ve tarihidir. Daha doğrusu Katar’ın jeopolitiğidir. Yüzölçümü ile fazla bir ehemmiyet arz etmeyen ve özellikle Uluslararası Adalet Divanı’nın kararıyla Havar adalarının da Bahreyn’e verilmesiyle petrol rezervleri bakımından zayıflatılan Katar, sadece doğalgaz üretimi ile öne çıkan rantiyeci devletler arasında sayılmaktadır. Oysa bu yargı yanlıştır.

Tarih boyunca, Katar yarımadası Körfez’de yaşamaya en elverişli coğrafyalardan biri olmuştur. Mesela, Kuveyt’ten, Birleşik Arap Emirlikleri’nin öncü emirlikleri olan Abu Dabi ve Dubai’den önce de bu coğrafyada insan hareketliliği ve önemli iktisadi faaliyetler bulunmaktaydı. Katar’dan söz eden 1555 tarihli en eski Osmanlı belgesinde –belki de Katar tarihi ile ilgili en eski belgede- Katar’da bin kadar geminin bulunduğu ve bunlar ile nakliyatçılık ve ticaretin yapıldığı kaydedilmektedir. Ayrıca ziraat yapmaya uygun olmayan Katar’ın sahilleri ise en az bugünkü petrol ve doğalgaz kadar önemli olan inci avı yataklarından oluşmaktaydı. Nitekim Bahreyn incisi diye şöhret bulan ve dünyaya yayılan inciler Bahreyn ve Katar sahillerinden çıkmaktaydı. Nitekim 17. Yüzyıl’da çizdiği Dicle ve Fırat haritasında Evliya Çelebi, Katıf-Bahreyn-Katar üçgenini “inci yatağı” olarak göstermektedir.

Petrol ve doğalgazın bilinmediği çağlarda Katar’ın gemicilik, ticaret ve inci avı ile kendi ayakları üstünde durması, bugünkü Bahreyn hakimlerinin kabilesi olan Utub’un, Katar’ın kuzeybatısındaki Zubara bölgesine yerleşmelerine kadar sürdü. Aynı şekilde Abu Dabi’nin 1760’lardan sonra kurulması da geleneksel istikrarı bozan bir diğer unsur oldu. Abu Dabi şeyhliğine bağlı bazı kabile mensuplarının on dokuzuncu yüzyılda inci avı için Katar sahillerinde, -bugün ABD üssünün bulunduğu- Udeyd’e doğru inmeleri bölgesel çekişmeleri ve halen süren sınır tartışmalarını doğurdu. Katar’ın yegane kara bağlantısı Suudi Arabistan’ın doğduğu Merkezi Arabistan ile idi. Sahilden Merkezi Arabistan’a doğru sürekli ticaret kervanları işlemekte ayrıca iki taraf arasında da nüfus hareketliliği yaşanmaktaydı. Nitekim şimdiki yönetici el-Sanî ailesinin ataları da diğer bazı kabileler gibi buralardan gelip Katar’a yerleşmişlerdi. 18. Yüzyıl’ın ortalarından sonra Suud ailesi elinde gelişip büyüyen Vehhabilik sayesinde burada yaşayan kabilelerin zekâtlarına göz dikip bu coğrafyaya yönelmesi Suudilerin Katar’ı sürekli kendi ilgi alanları içinde görmelerine sebep oldu.

Katar’ın böyle bir cazibe merkezi olması, Hintli tüccarların ve İngilizlerin dikkatlerinden kaçmamıştır. İngilizler, Basra Körfezi’nde aktif ve özellikle Uman (bugünkü BAE şeyhlikleri dahil) ve Bahreyn şeyhlikleri ile ilişki geliştirip bölge ticaretinde söz sahibi olmaları Katar’ı zor durumda bırakmıştır. Bu yüzden Katar’ın eski yöneticileri sürekli yeni hamleler yaparak bu zorluklara karşı direnç geliştirmiştir. Özellikle sponsorlu yapılan inci avında İngiliz teb’ası tüccarların etkin olmaları bir yığın problemleri doğurmuştur. Kendisi de iyi bir inci taciri olan bugünkü Katar Emiri’nin dedesi Şeyh Jasim’in bu sponsorluk kurumuna müdahil olması ile yabancı tüccarların etkisini azaltması şimşekleri üzerine çekmiştir. Onun Katar’ın jeopolitiği konusundaki öngörüsü Osmanlı Devleti ile özel ilişki geliştirmesine vesile olmuş ve Körfez’in bu küçük coğrafyasında Katar bir devlet olarak ortaya çıkabilmiştir.

Emir Temim’in OPEC’ten çekilmesi dedesinin yolunda stratejik bir hamledir. Zaman bunun sonuçlarını daha iyi gösterecektir.

.

Facebook Yorumları

Kod8
10.12.2018
Osmanlı’dan günümüze bilgi ve tecrübenin aktarılması
6.12.2018
Katar’ın OPEC’ten çekilmesi ne ifade ediyor?
3.12.2018
Şükrü Hanioğlu’nun “vedası” üzerine
22.11.2018
Mustafa Kemal’den Afrika dersleri
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8