Zekeriya Kurşun

Yeni Şafak



Bookmark and Share

Ürdün Kralı Abdullah yol ayrımında


4.2.2019 - Bu Yazı 450 Kez Okundu.
Yorum : 0 - Onay Bekleyenler : 0

 Ürdün Kralı Abdullah sessiz sedasız Türkiye’yi ziyaret edip Tunus’a geçti. Kral Abdullah Cumartesi günü dedelerinin de bir süre yaşadıkları Tarabya’daki Huber Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuğu oldu. Kral’ın kısa süreli iş ziyaretinin bölgemizdeki son gelişmelerden bağımsız olmadığı açıktı. Medyaya yansıyan sınırlı bilgilerden iki tarafın Filistin ve Suriye meselelerini ele aldıkları ve daha fazla işbirliği yapılması üzerinde durdukları anlaşılmaktadır. Misafir Kral ile görüşmelerde, Dışişleri Bakanı’nın yanı sıra Ticaret Bakanı’nın yer alması ise iki taraf arasında ekonomik işbirliğini arttırma arayışlarının da olduğunu göstermektedir.

TÜRKİYE-ÜRDÜN İLİŞKİLERİNDE MED-CEZİRLER

Ürdün kısa bir süre önce, Mart 2011’den itibaren yürürlükte olan “Türkiye ile Ürdün arasında serbest ticaret alanı tesis eden ortaklık anlaşmasını” iptal ederek bir yanlışa imza atmıştır. Karşılıklı gümrük indirimlerini öngören bu anlaşma, sözde Ürdün’ün sanayisine zarar verdiği gerekçesiyle iptal edilmiş, yapılan müzakereler fayda vermeyince de feshedilmiştir. Ancak kanaatimize göre, Ürdün bu sefer yanlış tarafa oynamıştır. ABD’nin İran ambargosu kararı gündemde iken anlaşmayı iptal ederek bu durumu kendi lehinde bir pazarlığa dönüştürmek istemiştir. ABD’den aldığı bazı vaatlerle maalesef iki tarafın da menfaatine olan bu anlaşmadan vazgeçmiştir.

Kapasiteleri ve konumları farklı olsa da Türkiye ve Ürdün bölgesel gelişmelerden en çok etkilenen iki ülkedir. Türkiye’nin Filistin konundaki hassasiyeti ortadadır. Ürdün ise en fazla Filistinli mültecinin yaşadığı, daha doğrusu nüfusunun çoğunluğunu Filistinlilerin oluşturduğu bir ülkedir. Ortadoğu’daki Türkiye-İsrail menfaat çatışmaları ve son yıllarda Kudüs’ün statüsünün değiştirilme girişimleri, dolaylı olarak Türkiye ile Ürdün’ü müşterek bir zeminde buluşturmaktadır.

İsrail ile en uzun sınırı olan, dolayısıyla en fazla tehdit alan ülke Ürdün’dür. Ayrıca Kudüs meselesi Kral Abdullah’ın kendi meşruiyeti için de hayati önem taşımaktadır. Nitekim Kudüs konusundaki bütün baskılara rağmen o, şimdilik hem ABD başkanı Trump ve hem de Suudi Arabistan-Mısır yaklaşımının dışında kalmıştır. Bütün veriler, Ürdün’ün, Filistin-İsrail çekişmesinde ve iki devletli çözüm konusunda Türkiye ile birlikte hareket etmek mecburiyetinde olduğunu göstermektedir. ABD’nin geçen hafta Filistin’e yaptığı yardımları durdurduğunu ilan edip İsrail lehinde baskı oluşturma girişimi de Türkiye-Ürdün işbirliğini bir kere daha zorunlu hale getirmiştir.

Diğer taraftan Suriye’deki gelişmelerden de en çok etkilenen ülkeler olarak, Türkiye ve Ürdün’ün yeterince işbirliği yapamadıkları ortadadır. Türkiye kadar olmasa da pek çok Suriyeli mülteciyi almak zorunda kalan Ürdün, bu konuda Arap Baharı sürecinden korkan monarşiler ile birlikte hareket etmek zorunluluğu hissetmiştir. Bir bakıma Suudi Arabistan’ın şantajı ile karşı karşıya kalmıştır.

YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE

Son yıllarda bölgenin en istikrarlı ülkesi gibi görünen Ürdün, zannedildiğinin aksine diken üstündedir. Birinci Dünya Savaşı’nın doğurduğu suni bir yapı üzerine kurulan Ürdün, Suriye ve Irak’tan daha fazla sorunları barındırmaktadır. Bunun bilincinde olduğu için de varlığını bölge üzerindeki rekabetlere ve özellikle kuruluşunu sağlayan İngiltere’nin himayesine dayandırmıştır. Son yıllarda bölgedeki çekişmelerin, daha doğrusu rekabetlerin günü birlik saf değiştirmesi, Ürdün’ün de başını döndürmüştür. Mesela, Rusya’nın geliştirdiği bölge politikalarında Ürdün’ün adı hiç geçmemektedir. Buna karşılık, ABD’nin, Rusya ve İran’ın yayılmalarına karşı bir blok oluşturma; dolaylı yollardan Türkiye’yi de engelleme girişimi olan sözde Arap NATO’sunda ismi anılmaktadır. Bölge rekabetlerinde bir aktörden ziyade, bir araç olarak görülmesi, Ürdün’ü rahatsız ettiği kadar güvenliğine de yöneltilmiş bir tehdittir. İngiltere ise AB’den ayrılma sürecinden beri terk ettiği bölge siyasetine hala dönüş yapamadığı için Ürdün siyasetini dizayn etmekten bir hayli uzaktadır.

Ürdün adeta kuruluş yıllarındaki ayarlarına dönmüştür. Alacağı kararlar, bölgede istikrarlı bir devlet olarak varlığını sürdürmesine imkan verebileceği gibi, tam tersi sonuçlar da doğurabilecektir. Bölgesel rekabetlerin hızla değişip ittifaklara da dönüşme ihtimalini muhafaza ederek; bugün Ortadoğu’da iki aktör olarak, Türkiye-Suudi Arabistan rekabetinin yaşandığı bir gerçektir. Bölgenin geleceğinde bu iki aktörün etkin olacağında kuşku yoktur. Suudi Arabistan, sahip olduğu imkanlar ve birçok Arap devletinin kendisine muhtaç olması avantajını kullanmaktadır. Türkiye de sahip olduğu devlet geleneği, dinamik nüfusu ve dünyanın önemli ekonomileri arasında yer almasının yanında; ABD ve Rusya’nın bölge politikalarında asla gözardı edemeyeceği jeopolitik konumu ile bu rekabette yer almaktadır. Görülen o ki; Ürdün bu iki yapı arasında sıkışmıştır.

Ürdün’ün tarihine baktığımızda; Kral Abdullah’ın büyük dedesi Şerif Hüseyin İngilizleri dinleyip Osmanlı Devleti’ne ihanet ederek Hicaz Haşimî Krallığı’nı kurmuştu. Ancak İngilizler, savaş sonunda Hicaz’a doğru yayılmak isteyen Abdülaziz bin Suud’un ihtiraslarını engellemek şöyle dursun, teşvik etmişlerdir. Böylece zamanında kendileri ile ittifak eden Şerif Hüseyin’in devletinin ortadan kalkmasına göz yummuşlardır. Kral Abdullah’ın büyük dedesi Şerif Hüseyin açıkça; adını taşıdığı dedesi ise daha kısık bir sesle ve ima yoluyla ihanetin pişmanlığını ilan edip hayata veda etmişlerdir. Umarız ki, Kral Abdullah da tarafını seçme kararını verirken tarihten ders alacaktır. Ya dedesinin devletini ortadan kaldıranlar ile işbirliğini sürdürecek veya yeni bir sahife açarak kendi tarihini yazacaktır.

.

Facebook Yorumları

Kod8
18.2.2019
Usule mugayir acayip şey: Varşova Ortadoğu Konferansı
4.2.2019
Ürdün Kralı Abdullah yol ayrımında
10.1.2019
ABD, YPG karşılığında ne istiyor?
3.1.2019
2019’da Ortadoğu gündemi
24.12.2018
Sudan’da yeni bir Arap Baharı mı?
17.12.2018
Yeni Vehhabi destanı mı yazılıyor?
10.12.2018
Osmanlı’dan günümüze bilgi ve tecrübenin aktarılması
6.12.2018
Katar’ın OPEC’ten çekilmesi ne ifade ediyor?
3.12.2018
Şükrü Hanioğlu’nun “vedası” üzerine
22.11.2018
Mustafa Kemal’den Afrika dersleri
12.11.2018
Yüzyıl sonra Ortadoğu’da sınırlar ve bayraklar
18.10.2018
Cemal Kaşıkçı olayına tarihten bakmak
15.10.2018
Misyonerlik suç mu?
11.10.2018
Ka’be baskını niye yapıldı?
8.10.2018
Trump, Muhammed bin Selman ve Cemal Kaşıkçı
4.10.2018
Eğitim tarihimizden manzaralar ve bugünkü halimiz
1.10.2018
Diplomasi tarihimizden dersler
28.9.2018
Trump ne diyor?
24.9.2018
Türkiye’nin temsili meselesi: Zorunlu hatırlatmalar
20.9.2018
Kerbela’yı yâd etmek
17.9.2018
Malay Dünyası ve Türkiye
13.9.2018
Makyavelizm ve diplomasinin ince ayarı
10.9.2018
İdlib’de bir pencere
6.9.2018
Yemen’deki çocuk ölümlerinin sorumlusu kimdir?
3.9.2018
“Kisve bahâsı” ya da Osmanlı Arşivleri meselesi
30.8.2018
30 Ağustos İslam jeopolitiğinin başlangıç tarihidir
27.8.2018
26 Ağustos’un sırrı
23.8.2018
Çölde ‘iz’ aramak
20.8.2018
Türkiye Katar ilişkileri on beş milyar dolar ile sınırlı değildir
16.8.2018
Devlet arşivlerinde neler oluyor?
13.8.2018
ABD’nin bilmediği: “Bu da geçer yâhû”
9.8.2018
Dolar musibetinden hayır çıkarmak
2.8.2018
İran nefreti Arap Natosu için yeterli mi?
30.7.2018
Papazın öğrettikleri: Türkiye daha büyük tehdit altında
26.7.2018
Yükselen güç olmak fırsattan değil bilgiden geçer
23.7.2018
Yahudi Ulus Devleti nasıl kuruldu?
16.7.2018
15 Temmuz ibretlik halimizi değiştirdi: Unutmayalım!
12.7.2018
Yeni sistemde politika üretme kurulları
9.7.2018
Yeni hükümet sisteminden beklentiler
5.7.2018
Suriye-Ürdün sınırında Der’a’dan yükselen feryat
28.6.2018
Yeni devir ve ‘kültürel inşa’ mecburiyeti
21.6.2018
Seçim sistemlerimiz ve yüzde elli bir
18.6.2018
Bayram’ı hak ettik mi?
4.6.2018
Yüzyıl önce Hoy’da bir ramazan ortası
31.5.2018
İslam ülkelerinin ortak tarihi: Fetih ve Fatih
28.5.2018
Şantajcı Batı basını ve II. Abdülhamid
24.5.2018
Filistin neresidir, Kudüs ne taraftadır?
21.5.2018
İİT İstanbul toplantısı ve Kudüs’ün geleceği
17.5.2018
Kudüs’ü unutmayın, sadece unutmayın!
10.5.2018
Ortadoğu, Balkanlar ve Aliya İzzetbegoviç
3.5.2018
İran Türkiye’yi merak ediyor
30.4.2018
Hariciyeci mi, hariç mi?
23.4.2018
Arap Ordusu mu Arap Lejyonu mu?
16.4.2018
Suud Veliahdı’nı Türkiye’ye davet ediyorum
9.4.2018
Osmanlı’da Vehhâbîlik
5.4.2018
Suud veliahdı Muhammed bin Selman ne diyor?
26.3.2018
Tarihin en zor on beş yılı
19.3.2018
Çanakkale’yi san’atla anlatmak
12.3.2018
Türk Arap ilişkilerinde Zeytin Dalı
8.3.2018
Körfez’de sahneye yeni filmler konuluyor
5.3.2018
Halifelik kaldırıldı mı?
19.2.2018
ABD Afrin ve Menbiç’te ne yapabilir?
12.2.2018
İnsan mı Sultan mı?
1.2.2018
Saddam, Kaddafi, Esed ve Soçi
8.1.2018
Türkiye dünya gündemini takip edebiliyor mu?
1.1.2018
Türkiye’nin yüzyıl önceki ve yüzyıl sonraki gündemi
25.12.2017
Türkler ve Araplar tarihlerini yeniden okumak zorundadır
11.12.2017
Kudüs’ün statüsünü kim belirleyebilir?
13.11.2017
İslam dünyasında siyaset ve toplumsal cinsiyet meselesi
7.11.2017
Suudi Arabistan’da iç hesaplaşma mı yaşanıyor?
30.10.2017
Türkiye Cumhuriyeti’ni 100. yıla hazırlama kılavuzu
26.10.2017
ABD’nin eski konsolosluk elemanını kurtarma operasyonu
23.10.2017
Türkiye’nin “Kerkük Meselesi” yoktur
19.10.2017
Filistin devleti Gazze'de mi kurulacak?
16.10.2017
Türkiye’nin İdlib’te ne işi var, harekattan neler beklenebilir?
12.10.2017
Türkiye ABD ilişkilerinde medler ve cezirler
9.10.2017
Kral Selman’ın Rusya ziyareti ve değişen bölgesel güvenlik dengeleri
5.10.2017
İbret almazsan ibretlik olursun: İdrisî’nin kısa hikâyesi
2.10.2017
Devletçilik oyunu mu, devletler oyunu mu?
28.9.2017
İhanete prim vermek Türkiye’nin geleceğini rehin almaktır
21.9.2017
Barzani Kürtleri ateşe mi atıyor?
18.9.2017
Üniversiteler dış politikaya ne kadar katkı sunuyor?
14.9.2017
Ortadoğu’da yeni düzeni hangi değer belirleyecek?
11.9.2017
Körfez krizinde eski ve yeni düzen: Diplomasi ve genç liderler
7.9.2017
Hac, siyaset ve meşruiyet
5.9.2017
Türkiye’nin bölgesel ve küresel krizlerde alternatif arayışları
0 0
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan DÜZCE YEREL HABER GAZETESİ veya duzceyerelhaber.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kod8



Kod8