Yazının başlığı çok uzun oldu galiba ama söz konusu olan bir internet yazısı, muhtemelen itiraz gelmez.

Erdoğan’ın ABD gezisi esnasında ve sonrasında bizim malum uluslararası ilişkilerciler konuya ilişkin çok farklı yorumlar yapıyorlar.

Oldum olası uluslararası ilişkiler uzmanlarının yorumları bana çok havada gelir, kimseyi hedef almıyorum, bir haksızlık yapıyorsam tüm kabahat ve sorumluluk benim.

Uluslararası ilişkiler konusunun pragmatik ayağı muhakkak ki çok önemli ama bu ilişkiler kümesinin muhtemelen bir de değerler ayağı var.

Erdoğan’ın ABD’de olduğu günün akşamı, yanılmıyor isem 16 Mayıs Salı akşamı, kanalın adını vermek istemiyorum çünkü amacım bu değil, bir kanalı eleştirmek değil, ülkemizin en önemli TV kanallarından birinde tartışma programına bakıyorum, siyasi iktidara yakın malum zevat orada, bir de bir tür muhalif kesim var, tartışıyorlar.

Tartışmacıların, siyasi iktidara yakın ve görece uzak olanlarının tümünün meseleye bakış açılarını izliyorum.

Tuhaflık bende olabilir, kuvvetle muhtemeldir, benim meselede dikkatimi çeken bambaşka bir konu var ama bu konu hiç gündeme gelmiyor.

Türkiye NATO üyesi bir ülke, Avrupa Konseyi üyesi, AB ile de tam üyelik müzakereleri yürütülüyor.

Bu kurumlara üyelik ya da adaylığın da uymayı gerektiren bir değerler dünyası var.

Bu değerler dünyası da demokrasi, hukuk devleti, demokrasi ve hukuk devleti ile belirlenmiş devlet yapılanması.

ABD’de Erdoğan-Trump görüşmesi sonrası yenen yemeğin fotoğrafı tüm gazetelerde.

18 Mayıs Perşembe günü Ertuğrul Özkök de Hürriyet’te köşesinde bu konuya bir ucundan değinmiş.

Bu tür yemeklerde bir protokol düzeni var.

Davetliler önem sıralarına, devlet protokolündeki sıralarına göre Cumhurbaşkanı'nın önce sağına, sonra soluna, sonra da aynı sıralamayla masaya yerleşiyorlar.

Cumhurbaşkanının basın toplantılarında da aynı düzen var.

Sorun protokole uyuluyor olmasında değil,  bizim protokolün bizzat kendisinin tuhaflığında.

Protokol sıralamasında Genelkurmay Başkanı’nın önünde sadece TBMM Başkanı ve Başbakan var, Cumhurbaşkanı ise protokol dışı.

Yemekte Cumhurbaşkanının ilk sağında Genelkurmay Başkanı Sayın Hulusi Akar var, çünkü TBMM Başkanı ve Başbakan orada yoklar.

Solunda ise Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu.

Sayın Hulusi Akar’ın sağında da Adalet Bakanı Sayın Bozdağ.

Milli Savunma Bakanı masanın en solunda, uzakta.

Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı’ndan sonra protokolde birinci sırada geldiği, tüm seçilmiş bakanlardan, Milli Savunma Bakanı’ndan önce geldiği bir yemek düzeninden olumlu bir sonuç, demokrasi ve hukukla neticelenecek bir gelişme çıkarmak mümkün değildir.

Hele NATO ve AB şemsiyesi altında gerçekleşen toplantılardan asla çünkü insanlar sadece bu tuhaf protokole bile bakarak ülkemizin manzara-ı umumiyesi hakkında çok net bir fikir üretiyorlar.

Masada oturan bakanların da, sırası geldiğinde seçilmiş olduklarını hep vurgularlar, bu durumdan bir şikayetleri yok.

Şunu da unutmayalım, bu devlet protokolünü de 2012 senesinde bizzat AKP yaptı.

Devlet protokolünde Genelkurmay Başkanı, netice itibariyle bir memurdur, bu da kötü bir şey değildir asla, ana muhalefet liderinin de önündedir ve Sayın Kılıçdaroğlu da bu duruma itiraz etmemektedir.

CHP’nin kronik başarısızlığını acaba biraz da burada aramak gerekebilir mi sizce?

Devlet protokolü de NATO, AB gibi örgütlerin değerler sisteminin parçasıdır, bunu unutmayalım.

Tek tek saydım, Fransa’da Genelkurmay Başkanı devlet protokol sıralamasında 576. sırada zira tüm yüksek yargı, tüm milletvekilleri ve senatörler sıralamada daha öndeler.

ABD’deki yemek düzeni Türkiye’nin şekil unsurları olarak dahi bu değerler sisteminin dışında olduğunu gösteriyor.

Siyasi iktidar böyle de istiyor olabilir ama hem sürekli olarak seçilmişliği yücelt hem de protokol düzenini tam bir devletçi, askerci mantığa göre düzenle, sorun işte burada.

Bir de AB’ye, NATO’ya çifte standart suçlaması getirmiyor muyuz, ben de buna bayılıyorum işte.

O akşam TV ekranında da kimse, nedense, demek normal karşılıyorlar, bu protokol meselesini gündeme taşımadı.

Ben de en çok buna şaşıyorum doğrusu zira bu protokol mantığı ile batı kurumları ve ülkeleriyle düzgün ilişkiler yürütmek kolay değil, bunu çok net görmek lazım.

Daha da ötesi, bu protokol mantığı ile batı kurumları içinde yerimiz de olamaz, olsa da eğreti olur.

AKP de belki bunu istiyor nihai analizde.

Bazen, sonuçlarını beğenmesek bile, tutarlı davranışlara şapka çıkarmak gerekebilir.

Hadi, uluslararası ilişkilercileri geçelim, diyelim bu konu ile ilgilenmiyorlar, peki yirmi senedir ilk fırsatta Genelkurmay’ı MSB bağlayacağız diyen o yüksek seciyeli AKP’lilere ne diyelim!

En uyanıkları bu iş için kurumlar arası mutabakat gerekiyor dediler ama yine çuvalladılar zira siyaset ile Genelkurmay hukuken ve siyaseten eşit değillerdir, mutabakat ancak eşitler arası gündeme alınabilecek bir meseledir.

  • Abone ol