İlk bakışta çorba gibi bir başlık gözükebilir ama ben aynı kanıda değilim.

Başlıkta kullandığım isimlerin hepsi aslında kamu parası üzerinden birbirlerine sıkı sıkı bağlıdırlar.

Ülkemiz Türkiye’de kamu parası hiç yerli yerine oturmayan bir kavram olduğu için de diğer çok önemli kavramlar, en başta da laiklik, hiç yerli yerine oturamıyorlar.

Seçmenlerin çok büyük bölümü beyannameli gelir vergisi mükellefi olmadığı, bir adım daha ileri gidiyorum, siyasi iktidarlar, TBMM çoğunlukları da bu temel demokrasi koşulunu kasıtlı biçimde yerine getirmediği için ülkemizde kamu parası temelli bir siyasi tartışma, ki demokrasilerin olmaz ise olmazıdır, yapılamıyor.

“Bizim halkın çok büyük bölümü cahildir, beyanname dolduramaz” diye saçma bir laf vardır ama aynı milletin yaklaşık tümü bugün akıllı telefon kullanabilmektedir, beyanname dolduramıyorlar ise sadece işlerine gelmediği içindir.

Laiklik konusu gündeme geldiği zaman herkes eline sazı alır ama kimse de “tek bir gerçek laiklik tanımı vardır, bu da kamu parası ile hiçbir inancın gereklerinin finanse edilemeyeceğidir” demez.

Demediği, diyemediği (mesela SPK 89) için de laiklik kavramı bizim ülkemizde bir türlü yerli yerine oturmaz.

Laiklik özünde bütçe, kamu parası meselesidir, gerisi teferruattır.

Bir siyasetçinin seçim meydanlarında ya da bir açılışta besmele ile işe başlamasının laiklik ilkesinin ihlali ile ilişkisi yoktur.

Ama 120 bin imamın kamu parası ile maaş aldığı, devlet memuru olduğu bir devlete laik devlet demek mümkün değildir.

İmam-Hatip liseleri tartışmaları da biraz böyledir.

Ülkemizde hala ulaşılamayan, inanılması güç bir durum, Vikipedi, İmam-Hatip liselerini şöyle tanımlıyor: “İmam hatip liselerinde normal ortaokul ve lise müfredatına ek olarak İslam dinine ilişkin mesleki dersler okutulmakta ve Sünni esaslara bağlı din eğitimi verilmektedir. Toplumdaki algısının meslek okulundan ziyade “dinî kültür takviyeli eğitim kurumları” olduğu kimi araştırma bulgularında ortaya konmaktadır.”

Herkes İmam-Hatip liselerinde eğitimin nasıl verildiğini, yanlış bir eksende laikliğin zedelenip zedelenmediğini tartışır da, tanımda söylendiği gibi “Sünni esaslara bağlı din eğitiminin verildiği” bu okulların nasıl oluyor da seksen milyon vatandaşın, hrıstiyanın, musevinin, ateistin, alevinin, başka inançlara bağlı yurttaşların ödedikleri vergiler ile finanse edildiğini konuşmaz.

Mesele, bir okulda, adı ne olursa olsun, “Sünni esaslara bağlı din eğitiminin verilmesi” falan değildir, mesele bu eğitimin laik bir devletin resmi okulunda kamu parası ile verilmesindedir.

“Toplum laik olmaz, devlet laik olur” klişesi, doğrudur, bir klişedir ama çok doğru bir klişedir.

Devlet dışında toplumun azımsanması mümkün olmayan bir kesiminin çocuklarına genel ortaöğretim sürecinde paralel olarak din bilgisi, hatta sünni din eğitimi verme talebi önemsenmelidir, bu reel bir taleptir ve mutlaka bir çözüm yolu aranmalıdır ama bu çözüm yolu öncelikle ciddiye almak zorunda olduğumuz laik devlet ilkesi çerçevesinde kamu parası üzerinden olamaz, bunu herkes iyi görmelidir.

İlahiyat fakülteleri de ülkemizde maalesef fakülteden başka her şeye benzeyen müesseselerdir.

İlahiyat fakültelerinin tümü, içindeki çok çok çok az sayıdaki, bir avuççuk, öğretim üyesi dışında, bu fakülteleri yüksek bile diyemeyeceğim, sıradan islami-sünni eğitim kurumlarına çevirmişlerdir.

Buna da itirazım asla olmaz idi, eğitimde çok geniş bir yelpaze içinde özgürlüğe inanırım, şayet bu akademik skandal kamu parası ile olmasa idi.

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) üzerine süregelen tartışmalar da büyük ölçüde anlamsızdır.

Mesele DİB’in varlığı değil merkezi bütçeli bir kuruluş olması yani seksen milyonun vergileriyle finanse edilmesindedir.

Tüm yurttaşların vergileriyle, kamu parasıyla finanse edilen DİB’in ürettiği hizmetlerden hangi geniş kesimlerin hizmet alamadığı artık herkesin malumudur, bu konuya girmeye bile gerek yok, böyle kamu hizmeti olmaz.

Kamu parasının gerçek mahiyetinin anlaşılamıyor olmasının sonuçları ülkemizde çok vahimdir.

Sadece bu kavramın gerçek anlamını kavrayıp gereğini yerine getirsek ülkemiz çok önemli bir mesafe alır.

Temel denklem şudur: Kamu parası kamu hizmeti üretimi içindir ve kamu parası ile finanse edilen hizmetler kamu hizmeti olmak zorundadır.

Din hizmeti ise çok temel ve çok önemli bir hizmettir ama bir kamu hizmeti değildir; anayasal ilkelere dayalı bir biçimde devlet dışında üretilmelidir.

“Doğru din bilgisi” diye bir kavram yoktur, sadece şiddet, nefret dili içermeyen farklı inançların birlikte yaşayabilme durum vardır ve devlet de sadece bu “birlikte yaşayabilmenin” garantörüdür.

Kamu parasının önemi sadece din alanına münhasır bir konu da asla değildir.

Türkiye’de bir de TRT ve AA kurumları skandalları vardır.

Çok büyük ölçüde kamu parası ile finanse edilen bu kurumların kamu parası kullanmaları hem teoride hem de pratikte yanlıştır.

Teoride yanlıştır zira habercilik, enformasyon üretim ve dağıtımı artık bir kamu hizmeti değildir.

Kamu yayıncılığı kavramı sadece bizde değil dünyada da her yerde anlamını tümüyle yitirmiştir; eskiden de ne kadar anlamlı idi, bu meseleyi şimdi tartışmak istemem.

Pratikte de yanlıştır zira bizim kültürümüzde kamu parası ile çalışan bu kurumların devlet memuru olan, siyasi iktidar tarafından atanan genel müdürlerinin, bu kurumlarda çalışan program yapımcılarının tüm vatandaşa eşit mesafede durma ilkesine sadık kalmaları beklenmemelidir, gerçekçi değildir, bizim çok yerleşik yandaşlık, yalakalık kültürümüze uygun değildir.

Kamu parası ile faaliyet gösteren TRT’de son günlerde yapılan bir programda kullanılan “Sözde adalet yürüyüşü” başlığı bu kepazeliğin son örneğidir.

“Bu kepaze programı kimin parasıyla yapıyorsunuz? sorusuna verebilecek bir cevapları yoktur, olamaz.

Programın kepazeliği içeriğinden değil, bu isimle, bu içerikle bir kamu kanalında yayınlanıyor olmasındandır.

Kamu parasının hangi alanlara tahsis edilmesi gerektiğinin netleşmesi ülkemizin temel meselesidir.

Bu bağlamda laiklik, laik devlet ilkesinin türevi olarak İmam-Hatip liseleri, İlahiyat Fakülteleri meseleleri gözden geçirilmelidir.

Kamu yayıncılığı saçmalığı çerçevesinde de TRT ve AA ya hemen kapatılmalı ya da özelleştirilmelidir.

CHP gibi partilerin “Biz iktidara geldiğimizde bu kurumlar gerektiği gibi işleyecek” gerekçesi de havada kalan, kalmaya teoride ve pratikte mahkum bir gerekçedir.

  • Abone ol