Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) her ay çalışma istatistikleri yayınlıyor ama bu istatistikler basına “işsizlik rakamları açıklandı” biçiminde yansıyor.

İstatistikler üç aylık bir zaman farkıyla yayınlanıyor, son çalışma istatistikleri 17 Temmuz’da yayınlandı ve Nisan ayının gerçekleşmelerine ilişkin.

İşsizlik bir toplumun en büyük sorunlarının muhtemelen başında geliyor, işsizlik hem insan, hem de toplumsal bazda çok büyük bir trajedi.

Hele, Türkiye gibi, kapsamlı, kapsayıcı sosyal güvenlik mekanizmalarının işlemediği ya da çok yetersiz düzeyde işlediği ülkelerde trajedinin boyutu, iyi ki olan aile dayanışmasına rağmen, artıyor.

Türkiye makul bir sürede, işsizlik oranını yüzde yedinin altına indirebilmenin düşünsel hazırlıklarını yapmak zorunda; bunun için de, hukuk evrensel düzeye çekilerek nasıl yabancı yatırım çekilebilir, tasarruf oranı nasıl yükseltilir, yaratıcılığı destekleyecek eğitim müfredatı nasıl oluşturulur gibi sorulara yanıtlar üretmek gerekiyor.

Savrulduğumuz hukuksuzluk ortamı ve yeni gündeme gelen milli eğitim müfredatı ile yabancı kaynak nasıl çekilecek, yaratıcılık nasıl desteklenecek gerçekten belli değil.

Tekraren ifade ediyorum, işsizlik hem insan hem toplum bazında çok büyük bir mesele.

Ancak, Türkiye’nin maalesef iki haneli işsizlik oranı küresel mukayeselerde çok sapmış bir düzeyde değil.

Son açıklanan çalışma istatistikleri (Nisan dönemi) Türkiye’de işsizlik oranının yüzde on buçuğun biraz üzerinde olduğunu söylüyor.

Mesela, avro bölgesinde işsizlik oranı yüzde 9.3, Fransa’da yüzde 9.5, İtalya’da yüzde 11.1, İspanya’da yüzde 17.8, Brezilya’da yüzde 13.6, Yunanistan’da yüzde 22.5, Mısır’da yüzde 12.0.

Ama, ABD’de yüzde 4.3, Britanya’da yüzde 4.6, Almanya’da da yüzde 3.9 olduğunu hatırlayalım.

Görüleceği gibi Türkiye’de işsizlik çok yüksek ama küresel ortalamalardan çok çok da kopuk değil.

İşsizlik bir trajedidir, umarım başta hukuk ve eğitim alanlarında olmak üzere temel alanlarda atılımlar gerçekleşir ve bu trajedinin boyutları azalır.

ANCAK, TÜİK’in her ay yayınladığı çalışma istatistiklerine biraz da işsizlik boyutunu aşarak bakarsak yine aynı istatistiklerde çok daha çarpıcı şeyler gözümüze çarpacak; büyük ölçüde haklı ama eksik olarak biz sadece işsizlik istatistikleri üzerine projektörleri çeviriyoruz.

                                                                       ***

Çalışma istatistiklerine ilişkin olarak, bunlar da yayınlanıyor, neleri mi konuşmuyoruz ya da çok daha az konuşuyoruz?

1- Seksen milyonluk Türkiye’de toplam istihdamın sadece 28.1 milyon olduğunu pek konuşmuyoruz.

Başka bir ifadeyle 28 milyon insan üretiyor, seksen milyon insan tüketiyor.

ABD’nin nüfusu 315 milyon, yaklaşık 180 milyon beyanname veren gelir vergisi mükellefi var.

2- Söz konusu 28.1 milyonluk istihdamın 5.3 milyonunun yani yaklaşık yüzde yirmisinin hala tarımsal istihdam olduğunu konuşmuyoruz.

Bu oran Britanya’da yüzde bir, Fransa’da yüzde dört.

Tarımsal istihdamın toplam istihdamın yüzde yirmisine yakın olduğu bir ülkenin kalkınmışlığı ne anlama gelecektir, bu da belli değil.

3- 15 yaş ve yukarı nüfusumuzun 28.3 milyonluk bölümünün yani yaklaşık yarısının işgücünün dışında olduğunu yani çalışmadığını ama iş de aramadığını adeta hiç konuşmuyoruz.

Bu konuda OECD ülkeleri arasında bizden daha sevimsiz durumda sadece Meksika var.

Bu insanlar ne yaparlar, neden iş aramazlar, iş piyasalarından bu kadar mı kopmuşlar, iş bulma ümitlerini bu kadar mı yitirmişler, hangi sosyolojik saik bu kadar insanı işgücünün (çalışanlar artı iş arayanlar) dışında tutuyor, belli değil.

4- 15-24 yaş arası gençlerimizin işsizlik oranı yüzde 19.8; bu oran daha geçen sene yüzde 16 imiş, çok ciddi bir artış var, biz hala eğitim müfredatına cihat girsin mi, değerler eğitimi nasıl olsun gibi saçmalıkları tartışıyoruz.

İşin acıklı başka bir tarafı da, muhalefet partilerinin de (MHP’yi artık muhalefet partisi olarak görmek pek mümkün değil herhalde) daha özgürlükçü bir eğitim müfredatını savunmak yerine sadece kendi değerler sistemi eğitiminin kenara itilmesinden rahatsız olmaları.

15-24 yaş arası gençlerimizin yüzde 22’sini aşmaya başlayan bir bölümü ise ne çalışıyor ne de yaygın ya da örgün denen eğitim sisteminin bir parçası; bu kesimin ne yaptığı konusunda gerçekten yorum bile yapmak içimden gelmiyor.

5- Çalışanların (28.1 milyon) yüzde 34’ü hala kayıt dışı çalışıyor yani vergi vermiyor, bir sosyal güvenlik sisteminin parçası değiller, prim yatırmıyorlar, bu kayıtdışı çalışanların bir de işverenleri (!) var, onlar da aynı durumda.

Toplam çalışanların yüzde 34’ünün kayıtdışı çalıştığı bir ekonomi düşünebiliyor musunuz?

Tarım sektörü istihdamı adeta tümüyle kayıt dışı ama sorun sadece tarımda değil, tarım dışı çalışanların da yüzde 22.5’i kayıtdışı.

Bu koşullarda bir de rekabet kanunumuz var, gel de gülme.

Bir de, bu rekabet dışı ortamda yabancı sermaye yatırım çekmek istiyoruz, bu daha da komik.

Görüleceği gibi her ay yayınlanan çalışma istatistiklerinde işsizlik büyülükleri dışında da çok sevimsiz şeyler var.

Ve bu daha az konuşulan sevimsizlikler küresel trendlerden de çok kopuk.

Adeta yerli ve milli meseleler.

  • Abone ol