Milli Eğitim Bakanlığı okullarda okutulmak için bir kitap hazırlamış: “Hz. Muhammed’in Hayatı”.

Kitabın içine de, bence, Hz. Muhammed’in hayatı ile, Hz. Muhammed ile uzaktan yakından ilişkisi olmayan saçma sapan konular sokuşturulmuş.

Kitabı görmedim, Cumhuriyet gazetesinin 4 Eylül 2017 nüshasından aktarıyorum.

Bir dizi saçma sapan konunun yanı sıra bir de şöyle bir ifade mevcut bu kitapta: “ Ateistlerle, diğer dinden kişilerle evlenilmesi kabul edilemez.”

Bu ifadenin bir MEB kitabında yer alması gerçekten çok mide bulandırıcı.

Birçok nedenden.

Hep yazıyorum, bir kez daha tekrar edeceğim: Toplum, insanlar için laiklik kavramı tanımsızdır ama devlet aparatı laik olmak zorundadır, zaten de anayasal bir mecburiyettir.

Laik bir devletin eğitim bakanlığının kitabında böyle bir ifadenin yer alması anayasanın açık ihlalidir, bu bir.

İkincisi, bu ifade eğitimsel açıdan, pedagojik açıdan bir faciadır.

Düşünebiliyor musunuz, bir sınıfta babası ya da annesi başka bir dinden bir çocuk bu saçmalığı okuduğunda acaba ne hissedecek?

Bu pedagojik faciayı dahi düşünmeyen kişiler yönetiyor demek MEB’i ve Talim Terbiye Kurulunu.

Üçüncüsü ise bir ders kitabının düzeyinin buralara kadar düşmüş olması; temel mesele de bu galiba.

Bu cehalet ve saçmalıklar karşısında da ben alternatif bir “kimlerle evlenilmez” listesi düşünebilirim.

Burada şaka yollu “kızınızı” tabirini kullanıyorum, “oğlunuzu” da diyebilirsiniz, ben kız çocuk babasıyım belki de ondan.

Bu arada “kızınızı kimlere vermeyin?” ifadesi bile çok pederşahi bir ifade, şaka yollu kullanıyorum, sanki akıllı, şahsiyetli kızlarımız bizi dinleyecekler.

Mesela kızınızı asla bu kitabın yazarları, bu kitabı yayınlayan ve eğitim müfredatına alma izni veren zihniyete sahip kişilerle evlendirmeyin, yazık edersiniz.

Kızınızı kamu ihalelerinden avanta, komisyon alanlara, bunların oğullarına asla vermeyin.

Kızınızı asla imar planları değişikliklerinden zengin olanlara da vermeyin.

Evinde ayakkabı kutularına ayakkabı, ayakkabı kalıbı, boyası dışında şeyler koyanlara kız vermeyin.

Kızınızı evinde para sayma makinesi çıkanlara da vermezseniz çok hayırlı bir iş yapmış olursunuz.

Kızınızı “hırsızlık başka, yolsuzluk başka” diyebilecek kadar mantık yoksunu, her hırsızlığın yolsuzluk olmadığını ama her yolsuzluğun en korkunç hırsızlık olduğunu anlamayanlara da, çocuklarına da vermeyin.

Hırsızlık-yolsuzluk ilişkisini anlayıp da menfaat nedeniyle anlamamazlıktan gelenlere de asla kız vermeyin, sokaklarından bile geçirmeyin.

Kızınızı, bir bakanı bir nebbaş ile fotoğraf çektirdiği için eleştirenlere “aşağılıksınız” diye yanıt verenlere asla kız vermeyin, oralardan, o çevrelerden kız da almayın.

Müslüman, milliyetçi, muhafazakar geçinen ama Türkçe hatası yapmadan cümle kuramayanlara, “kürsüye teşriflerinizi arz ederim” diyenlere de sakın kız vermeyin.

Siyasetçi olup da milyon liralık kol saati hediye alanlara da kız vermeyin, kızınızın o çevrelerde ahlakı bozulur.

Kızınızı “ateistlere, başka dinden insanlara vermeyin” diyen ama çocuk yaşta evliliklere, enseste ses çıkarmayanlara hiç ama hiç vermeyin.

Senelerce yardımcı doçentlik kurumunun (son derece olumludur, hatta muhtemelen 1982 tarihli Yükseköğretim Kanununun tek olumlu getirisidir, en çok yayın bu aşamada yapılır) kaldırılması emrini alır almaz çalışmaya başlayan, bugüne kadar da bu kuruma hiç itiraz etmeyen yüce profesörlere ve oğullarına kızınızı vermeyin, kızınızın, torununuzun ileride şahsiyet sorunları oluşabilir.

TFF yabancı futbolcu sayısına kısıtlama getirirse bu kişilikli kararın altında imzası olanlara da kız vermeyin, belli olmaz, yarın başka bir emir gelir, başka şeyler yapabilirler.

En çok da, Güneydoğu’da, Kuzey Irak’ta, Suriye’de askeri çözümleri destekleyen, “Ordu Şam’a, Kandil’e, Erbil’e, Kerkük’e” diye bağırıp kendi oğullarına bedelli askerlik yaptıran şerefsizlere kız vermeyin; askeri çözümlerden yana olup da en önce de benim oğlum savaşsın diyenlere verebilirsiniz, ben onları da sevmem ama en azından tutarlılıklarına, namuslarına saygı duyarım.

Bu listeyi uzatmak mümkün ama listeyi sonuna kadar uzatırsam tüm kızların kocasız kalmalarından korkarım.

En doğrusu belki de bu memlekette kız, en genelinde çocuk hiç evlendirmemek.

Baksanıza, Başbakan şöyle bir açıklama yapabiliyor: “Bu memlekette isteyen istediği yerde yaşar, her aile cenazesini istediği yerde defneder”.

Bu ifadeyi bir Başbakanın kullanma ihtiyacı duyduğu bir yerde kız almak, vermek pek akıl karı değil.

Bu ifadeyi Fransızcaya tercüme edin, Fransa Cumhurbaşkanı ya da Başbakanı bu ifadeyi televizyonda kullansın, Fransızlar hemen ülkeyi terk etmeye başlarlar çünkü ortada korkunç şeyler dönüyor demektir.

Yazıda kullandığım, kız almak, kız vermek gibi pederşahi laflarımı lütfen konunun içeriğine uygun popülizm takılması diye algılayın.

  • Abone ol