Günlük siyasi dedikodularla ve olaylarla yeterince oyalandık.

Tekrar daha yapısal konulara dönmenin zamanı çünkü temel sorunlar orada.

TEOG emir-komuta zinciri skandalı nedeniyle eğitim-öğretim meselesi yine gündemde.

Kaldırılan TEOG sınavı için skandal ifadesini kullanıyorum ama bu ifadeden kaldırılan sistemin kimse iyi bir şey olduğunu düşünmesin.

Ancak, Kasım ayı için planlanmış bir sınavın bir kişinin kararıyla kaldırılması, MEB bürokrasisinde, bakanlık düzeyinde bir istifanın dahi yaşanmaması gerçek bir beşeri sermaye skandalı.

Daha az konuşulan ama daha az önemli olmayan bir konu da üniversite kontenjanlarının boş kalmış olması.

Üniversiteye geçişte ilk adımı YGS (Yükseköğretime Geçiş Sınavı) sınavına 2017’de 2 milyon 226 bin kişi başvurdu.

Bu sürecin ikinci adımı olan LYS’ye de (Lisans Yerleştirme Sınavı) yaklaşık bir milyon kişi katıldı.

Ve, bu aritmetik manzara içinde, 69 bin kişi kazandığı (?) yere kayıt yaptırmadı, 273 bin kişilik bir kontenjan da boş kaldı.

Nereden bakarsanız bakın tuhaf bir manzara, izaha muhtaç bir durum.

Aslında, bu tuhaf gibi duran aritmetik manzaranın, izahı çok basit ama, nedense, kimse işin bu basit yönüne girmek istemiyor.

Türkiye’nin yükseköğretim sistemini biraz bildiğimi, tanıdığımı düşünüyorum.

Ve bu aşinalıktan çıkardığım sonuç, Türkiye’de, 2 milyon 226 bin kişinin ilk aşamada girmek istediği yükseköğretim sistemi içinde, bu sıfatı, “yüksek”, bu ismi, “yükseköğretim” taşımayı bir biçimde hakkettiğini zorlayarak düşünebileceğimiz kontenjan ancak, evet ancak, yirmi bin.

Biraz yükseköğretim popülizmi yapmak isterseniz, tüm tıp ve hukuk fakültelerini aynı kaba koyarsanız, ki bu da doğru değil, bu kontenjanı ıkına sıkına otuz bine çıkarırsınız.

Aslında, yükseköğretim, çok özünde, kaçınılmaz bir elitizm içermek zorunda ve bu elitizm çerçevesinde gerçek yükseköğretim kontenjanı belki de on bin.

Ve, bu on bin kişilik kontenjana, iki milyon 226 bin kişi girmek istiyor.

Basının konuya daha duyarlı hale gelmesi, özellikle sosyal medyanın yükselişi, dış dünyadan alınan enformasyonun artışı ile bu inanılmaz dengesizlik, 2 milyon 226 bin kişilik talep, on bin kişilik gerçek kontenjan yani yükseköğretim arzı karşımıza ilk bakışta anlaşılması zor gibi duran bu manzarayı çıkarıyor.

Gençler, aileler şimdi durumu daha iyi görüyorlar.

Arttırıldığı iddia edilen ve üzerinden siyasi rant elde edilmeye çalışılan yükseköğretim kontenjanı içi tamamen boş, kimsenin almak istemediği bir ürün haline gelmiş bulunuyor.

Gençler, çok haklı olarak, dört senemizi buralarda heba edeceğimize, bekleyelim ya da başka iş yapalım diyorlar.

Bu diplomaların zaten askerlik ve memuriyet dışında hiçbir anlamı yok.

Bazı lisans programları, mesela fizik, adeta tamamen boş kalıyor.

Ve bu durumu, yüce yetkililerimiz, temel bilim dallarına ilgisizlik olarak yorumluyor.

Hiç alakası yok aslında.

İlk bakılması gereken yer, kontenjanları boş kalan lisans programlarının gerçekten bir lisans programı olup olmadıkları.

Boş kalan fizik lisans bölümlerinde acaba bir tane dünya çapında, bırakın dünya mukayesesini, işini Türkiye çapında iyi yapan bir fizikçi, bir matematikçi var mı?

Olmadığını da en iyi gençler biliyor çünkü birilerinin çok kızdığı sosyal medya gerçek işlevini kısmen yerine getiriyor ve sisteme ilişkin enformasyonu adeta mükemmel hale getirebiliyor.

Dört sene fizik okuyup Fransa bakalorya (lise mezuniyet) düzeyinde fizik öğrenemeyeceğini bilen, gören duyan gençlerin bu bölümleri tercih etmemeleri kadar doğal ne olabilir?

Ancak, bu manzara karşısında, bizim yükseköğretim yetkilileri bir yorum yapmaktan bile aciz.

Siyasetçinin popülist güdülerinin peşine takılan, her ile, meslek okulu değil de üniversite açma yarışında siyasetçi kuyrukçuluğu yapan yetkililer hakkında yorum bile yapmak istemiyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı öyle buyurdu, yardımcı doçentlik kurumu kalkacak imiş, YÖK ertesi gün bu doğrultuda çalışmaya başladı.

YÖK derken bu kurumun profesörlerinden söz ediyorum.

Bu manzara karşısında gerçek yükseköğretim kontenjanının on bin kişi olması bile şaşırtıcı, bu da, hala on bin kişilik iyi bir kontenjanın varlığı ülkenin öngörülemeyen olumlu ama tarihsel bir dinamiği.

Yazımın başlığında boş kontenjan büyüklüğünün önümüzdeki senelerde daha da artacağını öngördüm.

Bunun temel nedeni de yükseköğretimde olan biteni ve sosyal medyanın enformatif özelliğini gözlemlemem.

TEOG kaldırılsın, İmam-Hatip okulu açmak için demografi koşulu da kaldırılsın dendi

Bu iki talebin paralelliği için de pek yorum yapılmıyor ne yazık ki.

Yardımcı doçentlik meselesinin Sayın Erdoğan’ın aklına neden takıldığını da tartışmadık.

Tüm bunlar aslında son derece tutarlı kararlar.

Ancak, çok yakın gelecekte kontenjan açığının daha da büyümesi de bu kararlar ile tutarlı olacak. 

  • Abone ol