Gün geçmiyor ki, “Nohutu bile ithal ediyoruz”, “Karnını en pahalıya doyuran ülke Türkiye” gibi bir haber basında manşet olmasın.

Tarım, Mehmet Altan’ın kulakları çınlasın, en temel meselelerimizin başında gelmeyi sürdürüyor.

Tarım en temel meselelerimizin başında zira bu sektör üzerinde en fazla yalan söylenen sektör.

Türkiye’nin bir tarım ülkesi olduğu söylenir, yakın geçmişte bu ülkenin tarımda kendi kendine yeterliliğinden bahsedilir, AB’ye girersek Avrupalı sanayileşmiş ülkelerin kasabı, manavı olacağımız söylenir; tüm bu söylenenler kuyruklu yalandır.

Tarım ülkesi olduğumuz söylenir ama tüm sektörler içinde karşılaştırmalı olarak, mesela en büyük ticaret ortağımız AB ile, verimlilik düzeyi mukayeseli olarak en düşük sektörümüz tarımdır.

Yirmi, otuz sene önce tarımda kendi kendine yeterlikten bahsedilir çünkü Türkiye senelerdir yaklaşık on sekiz milyon ton buğday yetiştirir, aynı miktarda da iç tüketim ve çok küçük bir ihracat yapar, böylece Türkiye açlık tehlikesi ile karşı karşıya değildir ama tarımda kendine yeterlik sadece buğday (ekmek, bulgur, vs.) arz-talebi eşitliği değildir, taze C vitaminini, hayvansal proteini, deniz ürününü de kişi başına yeterli düzeyde tüketmek demektir ve bu alanlarda durumumuz çok kötü idi, bugün de çok kötüdür.

Tarımda bu kafayla gidersek gelecekte de çok kötü olacaktır.

AB’nin bir gün kasabı, manavı olmamız da mümkün olamaz zira tarım ürünlerinde gümrük birliği olsa, imalat sanayi ürünlerinde yaşadığımız rekabetçi başarıyı yakalamamız çok düşük verimlilik nedeniyle asla mümkün olamayacaktır.

Avrupa’nın her şeyi olabiliriz ama manavı, kasabı olamayız.

Tarımda temel sorun hektar başına, yaklaşık her üründe, çok düşük verimliliktir.

Bu sorun çözülmedikçe ne tarım fiyatları düşer ne de yeterli düzeyde tarım ürünü üretebiliriz.

Tarımın genel verimlilik sorunu da aslında öyle bir devlet sırrı değildir.

Türkiye tarımı, diğer sektörlerine oranla ve mesela AB ortalamış ile mukayeseli olarak verimlilik düzeyi en düşük sektörümüzdür.

Ancak, konu bu aşamada kitlenebilmektedir zira tarım sektörünün verim düşüklüğü konusu yeterince tartışılamamaktadır.

Tarımda, dünyanın her yerinde, verimliliği belirleyen çok sayıda faktör vardır ama bunların başında hiç ama hiç kuşkusuz ortalama tarım işletme büyüklüğü gelmektedir.

Bunun temel nedeni de tarım sektöründe hala geçerliliğini koruyan azalan maliyetler meselesidir.

Türkiye’de ortalama tarım işletme büyüklüğü hala sekiz hektarı aşamamaktadır.

Oysa, şayet tarımda ortalama işletme büyüklüğünüz on altı, on yedi hektarın altında ise, verimlilik ve rekabet şansınız yok gibidir.

Türkiye’nin de temel tarım sorunu budur.

Avrupa ortalaması yirmi hektarın epey üzerine çıkmıştır.

ABD, dünyanın en verimli tarım ülkesidir, ortalama tarım işletme büyüklüğü yüz hektarın çok üzerindedir.

Türkiye tarım sektöründe verimlilik artışı istiyor ise yapması gerekenler çok bellidir.

Tarımda toplulaşma en temel gündem olmak zorundadır.

Bunun için de tarımda miras ve mülkiyet yapılarında değişiklikler gerekmektedir ama siyasi iktidarlar ve yargı bu meseleye sıcak bakmamaktadır.

Tarım sektörünün ilginçliği bu sektöre yönelik yorumların komikliğinden de gelmektedir.

Tarımda hala çalışan nüfusun yüzde yirmisinin, yaklaşık tümü kayıt dışı, istihdam edilmektedir.

Çalışan nüfusun yüzde yirmisi ise milli gelirin yüzde onundan azını üretmektedir.

AB ortalamalarında tarım çalışanı toplam istihdamın yüzde dördünün de altına inmiştir.

Bizde ise hala bazı aklı evveller tarımsal nüfusun ve istihdamın artmasını savunabilmektedir.

Doğrudur, tarım sektörü ve gıda geleceğin önemli sektörü ve ürünüdür ama bu sektörde başarı bu sektöre nüfus yığarak değil, tam tersine nüfus azaltarak, ortalama tarım işletme büyüklüğünü yükselterek verimlilik arttırmaktan geçmektedir.

Bakalım hangi siyasi iktidar tarımda miras yasalarını değiştirmeye kalkabilecektir?  

  • Abone ol