Türkiye’nin gelmiş olduğu noktada artık durumu açıklamak, göstermek için siyasi analizlere falan gerek yok, basında çıkan bazı haberleri arka arkaya koyun, yayınlayın, önüne, arkasına çok küçük bir yorum katın, kanımca yeterli olur.

Malum, Nazlı Ilıcak, Mehmet Altan, Ahmet Altan ve çok sayıda başka gazeteci, yazar hapisteler.

Suçları ise, iddianamelere bakıyorum, ne olduğunu anlamakta zorlanıyorum, herhalde, savcılarımızın, yargıçlarımızın bir bildikleri vardır.

Yargıçlarımızın mutlaka bir bildikleri vardır zira geçen hafta çok ilginç bir karara da imza attılar ve Avrupa-Türkiye-Bolivya uyuşturucu hattının Escobar’ı diye adlandırılan Abdullah Baybaşin’i serbest bıraktılar.

Birisi, seneler sonra, bana ya da başkalarına 2017 Türkiye’si nasıl bir yerdi diye sorarsa, ben ya da o başkaları, Abdullah Baybaşin’in serbest, Mehmet Altan’ın, Nazlı Ilıcak’ın, Ahmet Altan’ın hapis yattığı acayip bir yerdi diye cevap vereceğiz muhtemelen.

Bu tablo kadar durumu özetleyen başka ne olabilir bilemiyorum derken aklıma gazeteci Fatih Altaylı ile muteber işadamı Sedat Peker arasında geçen tartışma geldi.

Bu tartışma da, 2017’i iyi anlamak için, ne yalan söyleyeyim, Abdullah Baybaşin haberi kadar aydınlatıcı.

2017’de siyasi iktidara yakın basının performansı nasıl diye sorulursa da, bu iki konu hatırlatılmalı, Baybaşin meselesinin bu paçavralarda haber bile olmadığı, birilerine kan banyosu yaptırmak isteyen Sedat Peker’i eleştirebilecek, Cumhurbaşkanımıza destek veriyor, bir tek adamın kalmadığı ifade edilmeli.

Tablo eksik kalmamalı, mutlaka tamamlanmalı.

Aynı günlerde Venezuela’nın, dünya demokrasi, hukuk devleti ilkeleri şampiyonu Cumhurbaşkanı Maduro’nun Ankara’yı ziyaret ettiği, bize bakıp “dünyada güzel şeyler de oluyor” dediği de unutulmamalı mutlaka.

Geçtiğimiz sene Sayıştay 150. Senesini kutlamak için uluslararası bir toplantısı yapmıştı, bu toplantıya da yanılmıyorsam sadece Azerbaycan, Somali, Katar Sayıştay başkanları katılmış idi; bir maliyeci olarak Katar’da ya da Azerbaycan’da Sayıştay ne iş yapar çok da merak ediyorum doğrusu.

Geçtiğimiz hafta ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) İstanbul’da bir toplantı yaptı, çok önemli yerli ve yabancı sendikaların yaklaşık tümü ise toplantıyı boykot ettiler.

Keyfe keder, Maduro ile Katar Şeyhi bize yeter de artar bile.

Bu arada, tutarlılık esastır bizim Devlet-i Ali için, Hatun Tuğluk’un cenazesini oturduğu mahallenin mezarlığına gömdürmek istemeyenler, burası Ermeni toprağı değil diyenler, serbest bırakıldı.

Ve bu arada da, galiba, o mezarlık arazisinin eski bir ermeni mülkü olduğu ortaya çıktı.

Ve hemen arkasından da nüfusu bizim Şişli ilçesi kadar olan İzlanda, Eskişehir’de yani kendi sahamızda, bir kez daha, teknik direktör ayırımı yapmaksızın, bize, Arda’lı takımımıza, üç çekti ve gitti.

Sosyal medyada harika bir özet gözüme çarptı: “Arda futbolümüzün, futbolümüz de Türkiye’nin özetidir”.

Tutarlılığın bu kadarına ancak şapka çıkarılır.

ABD’nin vize kararı da bu tutarlılığa tüy dikmiştir.

Devlet-i Alimizi ve Devlet-i Alimizi yönetenleri eleştirenler utansın.

  • Abone ol