Anaokulu, ilkokul, ortaokul ve lisede, şimdiki tabirlerle de, temel eğitim ve orta öğretimde yirmi milyona yakın çocuğumuz var.

Bir milyona yakın da öğretmen görev yapıyor bu sektörde.

Bu meselenin bir de bütçe tarafı var.

2017 bütçemiz yaklaşık 180 milyar ABD doları.

Bu bütçeden eğitime ayırdığımız pay ise yine yaklaşık 35 milyar ABD doları.

Meseleyi ister mutlak olarak ele alın, isterseniz de uluslararası mukayeseli bakın konuya, yirmi milyona yakın öğrenci, bir milyon öğretmen için 34 milyar ABD doları eğitim bütçesi çok önemli bir bütçe değil.

Ama temel mesele de zaten eğitim bütçesinin mutlak büyüklüğü ya da mukayeseli yetersizliği değil.

Üstelik, AKP yıllarında eğitim bütçesi ilk kez bu kadar da artış gösterdi, mesela milli savunmayı geride bıraktı.

Ama, tekraren söylüyorum, mesele bütçe meselesi değil, en azından belirleyici mesele bütçe değil.

Eğitim politikaları ve anlayışı sapır sapır dökülüyor.

Olanaklar ve hedefler dengesinde muazzam bir açık var.

Lise mezunu çocuktan beklentiler kağıt üzerinde inanılmaz yüksek, bu ideolojik koşullarda, bu bütçe kısıtları ile birileri nedendir bilinmez, adeta imkansızı hedefliyor ve hep duvara çarpıyoruz.

Senelerdir, ortalama elli matematik sorusundan ancak dördünün ya da beşinin üniversite sınavlarında doğru işaretlendiği gerçeğini milli eğitim bakanları, hükümetler, öğretmenler, dershaneler, aileler görmek istemiyorlar.

ÖSYM’ye açık çağrı; son yirmi senenin geometri doğru yanıt ortalaması kaç?

Bunu görürlerse, kendilerinin varlık nedeni sorgulanacak, herhalde ondan korkuyorlar.

Türkiye’nin mevcut koşullarında da elli matematik sorusundan ortalama otuz beşinin doğru işaretlenebildiği bir gelecek, matematiğe, lise mezun profiline bu yaklaşım sürdüğü müddetçe asla mümkün olmayacak.

Yapılması gereken işleri, hedefleri çok ama çok basitleştirmek yani ulaşılabilir hedefler koymak.

Senelerce üniversite öğrencileriyle beraber oldum, en temel gözlemlerimden biri öğrencilerin üniversite sınıflarına, kürsülerine negatif sıfır koşullarında geliyor olması idi.

Negatif sıfır ne demek?

Negatif sıfır demek, sıfır oradan geliyor, çocuk hiçbir şey bilmiyor.

Ama kanımca mesele hiç de bu değil, çocuk bir şey bilmesin, keyfe keder, öğretilebilir.

Ama negatif sıfır demek, negatif kelimesini bu manada kullanıyorum, çocuk öğrenmeyi bilmiyor, bu vahim.

Ama daha da vahimi var.

Çocuk öğrenmeyi ve okumayı hiç sevmiyor, gereksiz görüyor, negatif bu demek.

Çocuk, öyle koşullanmalarla geliyor ki lise mezuniyet aşamasına, zaten düzeyi sıfır değil, negatif yani bu koşullanmaları, negatifi aşabilmek yani sıfıra taşıyabilmek için bile çok yoğun mesai harcanması gerekiyor.

Öğrenci normal sıfır düzeyinde gelse karşınıza, bu kanımca harika bir durum, saçma sapan koşullanmalar söz konusu olmayacağı için, öğrenciyi normale getirmek için uğraşmayacaksınız.

Bu söylediğim toplum bilimleri için çok büyük ölçüde geçerli ama emin olunuz doğa bilimleri ve matematik için de geçerli.

Matematik gibi harika bir şeyi öğrencilerimizin yüzde doksan beşi sevmiyor, bırakın sevmemeyi, korkuyor, nefret ediyor ve hatta bu konuda acemi, beceriksiz olmayı bir marifet sanıyor.

Muhtemelen matematik hocalarından (!) hiç biri gerçek bir matematik hocası değil de, ondan.

Yani durum tam bir felaket.

Öğrencilerden pozitif sıfır beklentisi zaten pek yok yani boş ama öğrenmeye istekli, açık öğrenci bu sistemden adeta çıkmıyor.

Peki, zaman nasıl işliyor?

Okulda işler o eski kötü günlerden de kötü gidiyor.

Ama, öbür tarafta da başka bir dünya, bir internet alemi var, bu alemin, ben çok umutlu değilim çünkü öğrenmeyi sevmeyen birinin elinde internet ne işe yarar kestiremiyorum, neler getireceğini henüz bilmiyoruz

Neler götüreceğini de.

MEB’in açıklamalarına göre ülkemizde yaklaşık 11 bin lise var, bunlar üniversite girişte, mesleğe adım atışta güya rekabet içindeler.

Ancak, yazımın başında da belirttiğim gibi, sevimsiz durum bu 11 bin liseden kaçının gerçek lise düzeyinde lise olduğu.

Çok net iddia ediyorum, Türkiye’de lise denebilecek eğitim-öğretim kurumlarının sayısı taş çatlasa, biraz da iyimser söylüyorum hatta, elli (50), 11 binde elli.

Bu elli lisenin, belki de otuz-kırk, dışında kalanların tümü eşit ve çok ama çok yetersiz bir düzeye tekabül ediyorlar.

Sevgili veliler, TEOG’u ya da yeni Erdoğan türü liseye geçiş sınavını hiç dert etmeyin, söz konusu otuz-kırk liseye giremezse çocuğunuz, hangi liseye girmiş hiç fark etmeyecektir, emin olabilirsiniz, hepsi birbirinden kötü.

İyi lise, yirmi-otuz liseden bahsediyorum, ne demek?

Çok açık söylüyorum, iyi bir lise mezunu şu koşullara sahip olmayı gerektiriyor: Türkçeyi ya da anadilini iyi bileceksin, çok az hatayla yazacaksın, çok kelime kullanacaksın ve bu dilde okumayı seveceksin, matematik mantığına sahip olacaksın, matematik öğrenmeye açık ve hevesli duracaksın ve yabancı dil bileceksin.

Evet, sadece üç konu: Anadil, matematik ve yabancı dil.

Bunların dışında kalan tüm konular lise düzeyinde detaydır, hatta iddialıyım, çok da gerekli değildir.

Çocuk, matematik seviyorsa, anadilinde güçlü ve yabancı dil bilgisi kuvvetli ise, merak etmeyin, o liselerde, o çok yetersiz öğretmenlerden alacağı o çok kötü felsefe, tarih, coğrafya, din kültürü, vs. gibi dersleri kendisi okuyarak, çok daha nitelikli bir biçimde ve alternatifleriyle öğrenecektir.

Çocuk matematiğe yakınsa fizik, kimya gibi derslere de üniversitede başlamakta fayda var.

Ama, bizim sistem, eskiden de kötü idi, şimdi daha da kötü, liseler tarih, din kültürü falan gibi alanlardan çekilirse o Kemalist ya da dindar-kindar nesiller yetiştirme misyonu kime kalacak?

Çocuğa, topluma, aileye, kitaplara, dergilere, internete yani devlet dışı alanlara kalacak, buralardan da illaki de dindar ya da milliyetçi-ulusalcı çıkmayacak muhtemelen çünkü artık devletin tüm bu alanları mutlak kontrolü imkansız.

Maazallah.

Çocuklara dindarlık ya da ulusalcı menkıbeler anlatmayı bırakın, de’yi, da’yı ayırmayı öğretin.

Bir de İngilizce ve matematik.

Yazık etmeyen çocuklara.

Anadilini, İngilizceyi ve matematiği iyi bilen lise mezunları gösterin bana, kaç tane var ülkemizde?

Bu üç konuyu iyi bilen öğrenciden en iyi üniversite öğrencisi çıkar, gerisi boş laftır.

Üniversite meselesi başka bir yazıya İnşallah.

  • Abone ol