İnternet üzerinden gazeteleri karıştırırken önemsediğim konuları o haftanın dosyasına indiriyorum, sonra da bu konular içinden Artı Gerçek’e yazacağım temayı saptıyorum.

Bu hafta da aynı şeyi yaptım ama bu kez bir seçme yapmayacağım, çok konu birikti, hepsini kısa kısa aktaracağım, karşımıza çıkan manzara çok berbat, lütfen kusura bakmayın.

1- Yazar Elif Şafak basına cinsel tercihleri ile bir açıklama yapmış, bu tür açıklamalar neden yapılır anlamam ama insan kendisi ile ilgili bu açıklamayı yapıyor ise, saygı duymak, belki de ilgilenmemek gerekiyor, doğrusunun bu olduğunu düşünüyorum.

Ancak, bu açıklamanın hemen arkasından Hürriyet gazetesi gibi önemli, köklü bir gazetenin, önemli diyemeyeceğim ama bir dizi nedenden çok okunan bir yazarı, Ahmet Hakan, şöyle bir yazı yazdı (Hürriyet gazetesi, 16 Ekim 2017, Pazartesi):“Gözünü seveyim yapma Orhan Pamuk. ÖYLE tedirginiz ki... Ya Elif Şafak’ın yarattığı sansasyondan etkilenen Orhan Pamuk da bir ifşada bulunmaya kalkarsa...Haşdi Şabi olayı bile bu kadar tedirgin etmiyor hiçbirimizi.”

İtiraf ediyorum, son zamanlarda basında çıkan hiçbir yazı, en yandaş kalemlerden en berbat ergenekonculara kadar, içimde bu kadar tiksinti uyandırmamış idi.

Üstelik bu satırların yazarı Türkiye’nin çok okunan bir Hürriyet yazarı; bakalım köklü Hürriyet gazetesinin okur temsilcisi ne diyecek bu berbat yoruma, sözde şakaya.

2- Geçen hafta Bülent Ecevit’in hatırasına büyük bir saygısızlıkla başladı, Rahşan Ecevit gereken yanıtı verdi ama yine de olayın kendisi ve saygısızlığın üretildiği yer çok üzücü.

Arkasından Sayın Deniz Baykal’ın önemli rahatsızlığı gündeme geldi.

Ben, o tarihlerde, başka çok sayıda arkadaş gibi, Sayın Ecevit’in, Sayın Baykal’ın çok aktif siyaset yaptıkları tarihlerde (İnşallah Sayın Baykal iyileşir ve aktif siyasete devam eder) bu siyasetçi profiline hep mesafeli ve hatta muhalif, çok eleştirel durdum.

Ancak, son dönemlerde en azından ekranlarda muhatap olmak zorunda kaldığımız siyasetçi profilini, düzeyini, kalitesini gördüğümde Ecevit, Baykal, Demirel profiline çok büyük haksızlık ettiğimizi düşünüyorum, üzülüyorum; bu son cümleyi çok ağır bir özeleştiri olarak alın lütfen.

Rahmetli Bülent Bey’in “Pülümür’ün yaşsız kadını” şiirini lütfen bir okuyun, internette kendi sesinden de mevcut; bir de Ecevit’e saygısızlık edeni düşünün.

Bir de geldiğimiz yeri, kaybettiğimiz irtifayı.

3- Geçtiğimiz hafta bir de Adıyaman Üniversitesi Rektörü skandalı vardı basında, not almışım.

Rektörün düzeyini çok sorun etmiyorum, alıştık; bana en korkunç gelen de bu tür lafları ettikten sonra bu insan tipinin ettiği sözün arkasında bile duramaması, “sözüm yanlış anlaşıldı, içeriğinden soyutlandı, cımbızlandı” gibi ifadeler kullanmaları, bu ricat gerçekten çok ayıp.

Ama, insan ister istemez bu tip bir öğretim üyesini rektör adayları listesine koyan YÖK’ü ve bu listeden bu adamı seçen zihniyeti çok üzülerek düşünmeden edemiyor.

4- Son zamanlarda, Cumhuriyet’ten Sayın Çiğdem Toker’in inanılmaz başarılı gazeteciliğinin de katkısıyla, Türkiye az da olsa, ucundan da olsa, kamu ihale sistemini tartışmaya başladı.

Önümüzdeki günlerde bu konuda ayrı bir yazı yazacağım için lafı uzatmıyorum şimdi.

Ancak, CHP’nin bu konuda neden biraz mesafeli durduğunu, neden sırf kamu ihalelerini ve örtülü ödeneği izlemek için ayrı bir gölge kabine oluşturmadığını anlamakta çok zorlandığımı da ifade etmek istiyorum zira bu tür bir muhalefet hiç kuşkusuz en etkin muhalefettir.

Son günlerde CHP ihaleler konusunda Faik Öztrak’ı öne çıkarıyor, Öztrak Hazine Müsteşarlığı yapmış bir arkadaştır, konulara hakimdir ama ihaleler konusunda bu işin içinden gelen mimarlara, mühendislere, eski Bayındırlıkçılara, Karayollarıcılara ihtiyaç var.

5- Madenlerden çok korkunç haberler gelmeye devam ediyor.

Türkiye çok yakın geçmişe kadar günde üç iş kazası ölümü yaşardı.

Son aylarda günde ortalama iş kazası ölümü dördü çok geride bıraktı, senede bin beş yüzü geçti.

İş kazası ölümleri bir toplumun, bir ülkenin ve bir devletin şeref meselesidir zira bu ölümler tamamen yeterli önlemlerin alınmaması nedeniyle yaşanmaktadır, işin fıtratında falan yoktur.

Günde beş iş kazası ölümü milli bir şerefsizlik haline gelmiştir ülkemizde.

Kullandığım ifadenin çok sert olduğunun farkındayım ama şayet devlet ısrarla gerekli önlemleri almıyor ise, basın iş kazalarına gerekli önemi vermiyorsa, sendikalar, işveren kuruluşları konuya uzak duruyorlarsa aklıma başka bir formülasyon da gelmiyor.

Şırnak’ta yeni bir maden faciası yaşandı, madenin ruhsatsız yani kaçak olduğu söyleniyor, lütfen birileri kaçak maden ne demektir bize anlatsın, kaçak sigara oluyor da kaçak maden nasıl oluyor, gerçekten anlayamıyorum.

Bir de meselenin ahlaksızlığa varan çok büyük bir sorumsuzluk boyutu var; 2015 Ağustos ayının başında (4.8.2015) Hükümet bir yönetmelikle madenlerde alınması gereken etkin önlemlerin alınma mecburiyetini, kandan daha fazla para kazananlar daha da zengin olsun diye değildir umarım, 2020 senesine erteledi.

Bu yönetmeliğin altında imzası olanlar şimdi maden kazalarında ölenleri duyduğunda acaba ne hissediyorlar?

6- Yazı çok uzadı ama Rusya’dan, Putin’den yani bizden bahsetmeden olmaz.

Rusya’da Putin karşıtı gösterilere katılan ve tutuklanan gençlerin, öğrencilerin ailelerine de soruşturma açılıyormuş; hatta bir adım daha ileri gidiyorlar, bu çocukların okuduğu okulları da kapatma girişiminde bulunacaklarmış.

Bu haberi okuduğumda Türkiye’deki avrasyacıların, putincilerin, AKP’de “yaşasın Türkiye-Rusya-İran-Çin ittifakı” diyenlerin ne istediklerini çok daha iyi anladım.

“Benzeşenler birleşirler” sözü ne kadar da doğru bir laf değil mi?

Bir kez daha hatırlatıyorum, bağımsız dış politika tercihleri yoktur, içeride nasıl bir düzen istiyorsan dış politikada da aynı çizginin, aynı politikaları izleyen ülkelerin peşine takılırsın.

Şekilde görüldüğü gibi.   

  • Abone ol