Türkiye’nin de, BMW gibi, Mercedes gibi, hatta Citroën gibi, Chevrolet gibi bir yerli araba markası olması her aklı başında vatandaşın hoşuna gider.

Dolayısıyla, tartışma, kimileri saptırmaya çalışabilir, Türkiye’nin bir yerli araba markasına sahip olup olmaması değildir.

Esas tartışılması gereken konu bu yatırıma hangi gerekçe ile ve ne kadar bütçe kaynağı aktarılacağı konusudur.

Dünya standartlarında bu tür bir yatırıma kamu kaynağı aktarmanın meşruiyeti, gerekçesi sadece “teknolojik dışsallık” olabilir.

İstihdam yaratacağı için, bu da çok kuşkulu çünkü yatırımın çıktılarına talep olmayabilir, yatırımlara kamu kaynağı ile destek dönemi çoktan geride kalmıştır.

Teknolojik dışsallık bir yatırımın gerektirdiği, kullandığı, özellikle de bu yatırım için geliştirilecek teknolojinin başka sektörlerde girdi olarak kullanılabilme özelliğidir.

Otomobil üretimi ve yatırımında, bırakın klasik otomobil teknolojilerini, hibrid ya da elektrikli araba için bile bu özelliğin, teknolojik dışsallığın mevcudiyeti çok ama çok şüphelidir artık. Bu takdirde de, bu tür bir yatırıma kamu kaynağı aktarmanın iktisadi, mali meşruiyeti yoktur. “Beş babayiğit” güçlerini birleştirsinler, yerli araba üretsinler, mükemmel bir proje, şahane bir yatırım ama şayet yatırım teknolojik dışsallık da üretmiyorsa bu yatırıma kamu kaynağı aktarmak buram buram yolsuzluk ya da en azından kollamacılık, kliantelizm kokacaktır. Beş babayiğidin ve ilgili siyasi düzeyin bu yatırımın ne ölçüde teknolojik dışsallık içereceğini vergi mükellefine açıklaması bir hukuk devleti mecburiyetidir zira hukuk devletlerinde vergi gelirleri öyle rastgele dağıtılamaz.

Bütçe hakkı çok önemlidir, hukuk devletinin özüdür.

Üstelik...

Meselenin “üstelik…..” yanı da çok önemlidir.

Geçtiğimiz hafta aklı ve vicdanı olan herkes Şemdinli şehitlerine çok ama çok üzüldü. Terörle mücadelenin şehit vermeden ya da asgari sayıda şehit vererek başarıya ulaştırılması esastır ama maalesef bu mücadelede bir dizi nedenden çok sayıda şehit verdik ve vermeye devam ediyoruz.

Birisi çıkıp da “terörle mücadelede şehit verme meselenin fıtratında var” derse anlayışla karşılarım, bu konu madencilik gibi değildir.

Ama anlayışla karşılamakta daha zorlandığım konu Şemdinli’deki acı olayın arkasından Genelkurmay’ın “teröristlerin kötü hava şartlarından yararlandığı” açıklaması olmuştur. TSK’nın ülkenin en modern kurumu olduğu söylenir çünkü 19. Yüzyılda gerileme ile mücadele askerin modernizasyonu ile başlamıştır ve bu modernleşme meselesi devam etmiştir. Buna rağmen askerimizin hayati güvenliği için “kötü hava şartları” hala bir risk unsuru olmayı sürdürüyor, teknolojik gelişme ile bu sorun aşılamıyor ise şeytan insanın aklına yerli otomobil üretiminde nasıl bir teknolojik dışsallık olacağı kuşkusunu da maalesef getirmektedir. Şeytan demiş iken aklıma geçen hafta basına yansıyan, öğretim üyesi istihdamı için verilen bir gazete ilanı geldi.

Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi verdiği ilanda “şeytanla mücadele eğitimi” almış yardımcı doçent arıyor.

Yerli otomobil üretimi teknolojik dışsallık içerecek ise bu işin motoru mutlaka üniversiteler olmalı ama elimizdeki manzara da bu, yani gazete ilanının işaret ettiği düzey.

Bu ilan meselesinin iki vahim boyutu var.

Birincisi böyle saçma bir ifadenin bir üniversite belgesinde kullanılıyor olması.

Dini tartışmalarda, menkıbelerde böyle rivayetler olabilir ama üniversiter teolojinin işi bu değildir, bu bir.

İkinci konu daha da vahim.

Anlaşılan üniversite öğretim üyesi ararken ilanları adrese teslim çıkarıyor.

Aynen çok sayıda kamu ihalesi gibi; devlet gırtlağına kadar bir şeylere batmış galiba.

Hadi İlahiyat dalını bir kenara bırakalım, aynı ilanda mühendislik anabilim dalı için de ilan var, bu ilan da tamamen “adrese teslim”, kadroda aranan şart olarak bir doktora tez konusu olabilecek bir konu gösterilmiş.

Tam bir akademik ahlak skandalı.

Aklıma gelmiş iken bir de şunu soralım: Bizleri üniversiteden, kamu hizmetinden atma cüretini gösteren YÖK bu skandala ne diyor acaba?

Bu akademik ve ahlaki düzeyle de birileri Türkiye vergi mükellefinden teknolojik dışsallık içerecek yatırım için vergi gayreti istiyor.

İsmet Paşa olsa idi mutlaka “Hadi canım sen de” derdi.

ÖNEMLİ ÜÇ NOT

1-Rusya’ya ihraç etmeye çabaladığımız daha doğrusu ruslara kakalamaya çalıştığımız tonlarca tavuk etini sağlığa zararlı ölçüde antibiyotik içerdiği gerekçesi ile Rusya geri gönderiyormuş. Rusların kendi çocuklarına yedirmediği bu tavukları biz ne yapacağız, ilgililerin bu sorunun yanıtı vermesi ahlaki, hukuki, siyasi bir mecburiyettir. Yoksa bu tavukları kendi çocuklarımıza yerli ve milli ilkeler doğrultusunda yedirecek miyiz?

2- Bir haberi aynen aktarıyorum: “AKP Gaziantep örgütünün kadın kollarında yönetici olan Fatma Güner Çelikkan ile kızı Fadile Gülçin Çelikkan’ın yemek şirketinin 7 yılda kentteki 55 yemek ihalelesini kazandığı bildirildi. Şirketin, 2010 yılından bu yana kamudan aldığı 55 ihaleden yaklaşık 20 milyon lira kazandığı aktarıldı.” Haberin özü bir Türkiye klasiğidir, iyi okunması, üzerinde düşünülmesi elzemdir.

3-Eskiden bir “düz lise” vardı; bu liselerde okuyanların ya da mezunların bu “düz” lafından nasıl sıkıldıklarını çok iyi bilirim. TEOG’un yerine getirilen sistemde (!!!) de benzer bir pedagoji faciası var, “nitelikli liseler” için ayrı bir sınav yapılacakmış. Peki nitelikli olarak değerlendirilmeyen liselere ne diyeceğiz, muhtemelen yine düz lise ya da daha da kötüsü niteliksiz lise. Bu lafları bulanlar da kendilerine eğitimci diyorlar, muhtemelen de pedagoji sertifikaları bile vardır. Bir ihtimal de şeytanla mücadele anabilim dalında doktora yapmışlardır.

  • Abone ol