Demokratik hukuk devleti, özgür toplum temel hedefimiz olacak.

Ve, temel kavramlarda mutabık kalacağız.

Bu temel kavramlardan biri de ifade özgürlüğü.

İfade özgürlüğü zaten demokratik hukuk devletinin en temel payandası.

Geçtiğimiz hafta basında bir haber gözüme çarptı: “İstanbul Teknik Üniversitesi’nde skandal”.

Kampüsün kapısına gelen bir grup burada müziğin, müzik çalmanın, müzik dinlemenin günah olduğu yönünde bir bildiri dağıtmışlar.

Allah onlara akıl fikir versin.

Ancak, benim onlar için akıl, fikir temennim başka şey, bu eylemin bir skandal olması başka şey.

Okurların önemli bir bölümü kızabilirler ama ben ortada skandal tabirini gerektirecek bir durum göremedim.

Bu saçma sapan bildiriyi dağıtanlar kimlerdir, bilmiyorum, bilmek de istemem ama şiddet içermeyen bu eylemi bir skandal olarak da nitelemem.

Haberi ilk okuduğumda, muhtemelen skandal ibaresine takıldığım içindir, bu eylemin rektörlük ya da başka bir kamu otoritesi destekli sandım.

Çünkü ancak o zaman skandal lafı yerli yerine oturuyor.

Bir kamu otoritesinin böyle bir eyleme girişmesi ya da aktif olarak desteklemesi gerçekten bir skandaldır, mutlaka yargısal bir süreç de  gerektirir.

Ama, bir grup meczubun bu saçmalıklarını da ifade özgürlüğü olarak görme mecburiyetimizi de, sevmesek de, beğenmesek de, unutmayalım.

Benzer ama tersten benzer bir durum geçen hafta Diyanet bünyesinde yaşandı.

Diyanet’in bir birimi erkeğin eşini faks ile ve boş kaldın diye yazarak boşamasının mümkün olduğunu belirtmiş.

İşte gerçek skandal budur.

Bu görüşün ifade özgürlüğü olarak ele alınması mümkün değildir zira bu görüşün sahibi bir kamu birimidir ve bu kamu birimi laik devlet ilkesine, medeni kanuna aykırı davranamaz.

Aynı ifadeyi yine kamu otoritesi dışında birileri dile getirmiş olsa idi muhtemelen gülüp geçmek ve yine Allah akıl fikir versin demek gerekebilirdi.

Ancak, Türkiye’de bu ayırım bir türlü yerli yerine oturmuyor ve kamu otoritesi açıklamaları ile devlet dışında bir bireyin ya da birimin açıklamaları benzer kriterlerle ele alınabiliyor.

Yunanistan Türkleri ya da Müslümanları bizim soydaşımız mıdır?

Muhtemelen, Türkiye toplumunun önemli bir bölümü için evet.

Ama bu toplumda Yunanistan Türkleri ya da Müslümanları ile kendini soydaş olarak görmeyen kesimler de var.

Bir vatandaş, devlet dışından, şayet Yunanistan Türkleri ya da Müslümanlarını soydaşı olarak görüyorsa bu ilişkiyi söz konusu soydaş sözcüğü ile ifade edebilir, bir sorun yoktur.

Ama, bir Cumhurbaşkanı, bir Başbakan, bir bakan Yunanistan Türkleri, Suriye ya da Irak Türkmenleri için soydaş kelimesini kullanmamalıdır zira üstlenmiş olduğu kamusal temsiliyet ilişkisi buna demokratik hukuk devletlerinde izin vermez.

Ya da vermemelidir.

Hayatını piyasadan kazanan yurttaş ile devletten maaş alan kişinin ifade özgürlükleri farklı eşiklere konu olmalıdır.

Devlet memuru kişinin ifade ettiği zaman skandal olacak bir söz devlet dışı bir vatandaş için, bize çok saçma gelse de, şiddet çağrısı içermediği ölçüde ifade özgürlüğünün koruma şemsiyesi altındadır.

Mesela, bir Cumhurbaşkanı, İslam Ülkeleri Konferansı toplantısında, “Müslüman devletlerimiz” diyemez.

Laik bir devlette devlet aygıtı bir kamu otoritesi tarafından dinsel bir ifade ile nitelenir ise işte skandal odur.

İTÜ’de yaşanan komik olay ile Diyanet bünyesinde yaşanan vahim olay maalesef aynı ölçütlerle ele alınıyor ama durum böyle olmamalı.

Ya da, kendini çok seküler olarak gören, sözde modernist bir kesimin Diyanet müsamahası artık çok can sıkıcı boyutlara ulaşmış bulunuyor.  

  • Abone ol