Türkiye’nin en büyük meselesi kurumlarının düzeyi ya da hal-i pür melali.

Kurumların bu yapısı ve düzeyi ile Türkiye’nin mesafe alması mümkün değil.

Ne sürdürülebilir bir büyüme yakalayabiliriz, ne İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde bulunduğumuz 71. sıradan daha iyi bir yere gelebiliriz, ne de huzur, barış, mutluluk yaşayabiliriz.

Kurum meselesini de en azından ikiye ayırmak gerekiyor.

Birinci sırada; yargı, eğitim, yasama gibi kurumların bugün içinde debelendiği düzeysizlikten kurtulup işlerini, işlevlerini evrensel standartlar çizgisinde sürdürmeye başlamaları geliyor.

İkinci kurumsal mesele ise, en azından birincisi kadar önemli, bazı kurumların gereksizliği, hatta bir an önce bu kurumlardan kurtulma zaruriyeti.

İkincisinden başlayalım.

Herkes elinde bir IPhone ile gezerken kamu yayıncılığı diye bir kurumun anlamsızlığı ortadadır.

Türkiye bir an önce TRT denen bu lüzumsuz kurumdan kurtulmalı, bu kuruma akan onca para gerçek kamu hizmetlerine yöneltilmelidir.

Geçenlerde bir jeoloji profesörünün canlı yayında başına gelen iğrençlik kurumun yönetilme ve istihdam düzeyini de ortaya koymaktadır ama sorun kurumun kötü işlemesinde değil bizzat varlığındadır, amaç bu gereksiz kurumu daha etkin ve tarafsız işletmek değil ortadan kaldırmak ya da hemen özelleştirme olmalıdır.

Türkiye’nin en lüzumsuz kurumlarının başında kanımca Diyanet İşleri Başkanlığı gelmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı da iyi yönetilebilir, tarafsız olabilecek bir kurum değildir, anayasada gerekli değişikliği yapıp din konularını sivil topluma bırakmak gerekmektedir.

Aklıma hemen gelen üçüncü örnek de Milli Güvenlik Kurulu gibi demokrasi ile bağdaşması mümkün olmayan bir kurumdur.

Demokratik bir hukuk devletinde Milli Güvenlik Kurulu olmaz.

Laik bir devlette de Diyanet İşleri Başkanlığı olmaz.

Başka kurumları da buraya koymak lazım lazım ama işim bu değil.

Tekrar dönelim iyileştirilmesi, ayağa kaldırılması gereken kurumlara.

Mesela yargı MGK, DİB, TRT gibi bir kurum değildir, her devletin olmaz ise olmazıdır ama bugünkü işleyiş kalitesi, düzeni gerçekten çok üzücüdür.

Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik kurumları da böyledir, hedef bu kurumları çağdaş standartlara çekmektir.

Yargı kurumumuz eskiden evrensel standartların çok uzağında idi, bugün ise artık uzak ifadesi bile yetersiz, mutlak bir kopukluk söz konusudur.

Eğitimden ise bahsetmek bile istemiyorum.  

Bu alanlarda bu zaruri adımlar atılmaz ise Türkiye’yi çok sıkıntılı günler beklemektedir demektir.

  • Abone ol