Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı yani yargının tümüyle iptal edildiği, basının tümünün Afrin savaşını tüm haber ve yorum zenginliği ile vermemeleri için Başbakan tarafından uyarıldığı (!) bir memlekette fabrika ayarlarının ve bu ayarların milli gelir etkilerinin ne olacağı konusunda yorum yazısı yazmanın ne anlamı var diye düşünenler olabilir ama ben aynı kanıda değilim.

Milli gelir ifadesi yerine isterseniz daha genel anlamda refah kavramını da kullanabilirsiniz.

Fabrika ayarları ifadesi ise malum.

Son senelerde yaşadıklarımız bize şu sevimsiz gerçeği gösteriyor: Türkiye’de iki temel mahalle var, kendine muhafazakar diyen mahalle ve kendine modernist diyen mahalle.

“Diyen” ifadesini kullanıyorum zira muhafazakarlar sözde muhafazakar, modernistler de sözde modernist; bu iki sözde mahallenin dışında da çok küçük grupçuklar var ama sadece o kadar, kürt hareketi bile kanımca bu sözde ayrışmanın dışında değil.

En azından II. Meşrutiyet’ten, hadi diyelim Cumhuriyet’ten günümüze bu temel ayrışma sürüyor, sözde muhafazakarlar kendi fabrika ayarlarını dayatmak istediler ama 2002’ye kadar muhalefette oldukları için bu dayatma arzusu ancak belirli bir sosyoloji ile sınırlı oldu, sözde modernistler de, iktidarda idiler, kendi fabrika ayarlarını büyük ölçüde dayatabildiler.

Bu iki fabrika ayarları kümesi de çok kötü idiler.

Çok kötü olduklarını şuradan çıkarıyorum, bu fabrika ayarları kümesi çatışmasından, sözde modernistlerin fabrika ayarları iktidarından Türkiye ancak kişi başına üç bin dolarlık bir refah ve milli gelir seviye üretebildi; bu da kriz demekti zaten.

2002 sonrası, hadi diyelim 2010’a kadar, bir şeyler oldu ve bu berbat fabrika ayarlarından bir ölçüde, en azından görünürde kurtulur gibi olduk, ayarlarda bir yakınsallaşma (konverjans) yaşandı.

Sözde muhafazakar kesim Türkiye’nin AB tam üyeliğine güçlü gibi görünen bir destek verdi.

Sözde modernist kesimin de dangalak olmayanları üniversite öğrencisi kızların öğretim haklarını savunmaya başladı.

AB ve türban sadece iki önemli örnek ama bu yakınsallaşma başka alanlarda da yaşandı ve bu yakınsallaşmanın sonucu olarak da üç bin dolarda donan milli gelir-refah düzeyi kısa sürede döviz girişinin, yabancı yatırımların da artmasının etkisiyle (kur etkisi) on bin dolara yükseldi.

Bu çok olumlu sürecin bir yerinde, bunun analizi yapılacak ileride, taraflar ve özellikle de sözde muhafazakar kesim eski o berbat fabrika ayarlarına dönüş yapmaya başladı.

Buna tepki olarak da sözde modernist kesim, zaten o eski ulusalcı marazi yaklaşımların terkedilmesinden duyulan rahatsızlığın da dürtmesiyle, mesela AB süreci, mesela türban, kendi berbat fabrika ayarlarına dönüyorlar.

Türkiye, küçük, çok küçük, on sene bile süremeyen bir parantez sonrası, yine o berbat denkleme geri döndü.

Diyanet’in o fetvalarını siyasi iktidar destekliyor, İstanbul valisi 15 yaş altı hamileliklere gözünü kapatan kamu görevlilerinin yargılanmasına izin vermiyor, sözde muhafazakarlar her siyasi söyleme mutlaka ama mutlaka dini-milliyetçi bir sos katıyorlar, tüm batı değerleri ile çatışmaya başladılar; sözde modernistler de Onuncu Yıl marşının yeni versiyonlarını buldular.

Bu yeni fabrika ayarları kümesi, aslında yeni değil, 2002 öncesine marazi bir dönüş, Türkiye’nin bir intihar girişimi.

Umarım bu intihar girişimi girişim düzeyinde kalır.

Ancak, kısa ve orta vadede o eski ve berbat fabrika ayarlarına dönüşün etkisini en iyi refah düzeyimizin azalması, kişi başına milli gelirin on bin doların çok altına düşüşü ile yaşayacağız.

Çok net söylüyorum, bu berbat gidişten kupon arsalardan-arazilerden nemalananlar, kamu ihaleleri soyguncuları, yandaş medyanın o malum tipleri dışında herkes olumsuz etkilenecek.

Bakalım 2019 süreci neler getirecek hepimize.

  • Abone ol