Cumartesi günleri Artı Gerçek’de futbol yazıları yazıyorum, istiyorum ki, bu yazıları yan yana koyduğunuzda bu cânım oyunun ülkemizdeki sosyal-kurumsal boyutunun hâl-i pür melâli ortaya çıkabilsin.

En büyük mesele, başka sözde kurumlarda da olduğu gibi, kurumsallaşamama meselesi.

Kurumsallaşamama meselesi de kendi içinde çok boyutlu; mali boyutu var, istikrar boyutu, yönetim boyutu var.

Bugünkü yazıda teknik direktörler bazında kurumsallaşmama meselesine dikkatleri çekmek istiyorum.

Biliyorum, İngiltere kurumsallaşma konusunda bizimle mukayese edilebilecek bir yer değil ama yine de insan düşünmeden, hatta imrenmeden edemiyor doğrusu; Sir ünvanı da verilen efsanevi teknik direktör Alex Ferguson Manchester United’ın başına Kasım 1986’da geliyor, Mayıs 2013’de gidiyor, bu sürede 1500 maçta takımın başında sahaya çıkıyor ve bu bin beş yüz maçın 895’inde Manchester United galip geliyor, galibiyet oranı yüzde 60.

Bu istatistiki bilgi üzerinden yorum yapmak çok önemli; birileri, başarılı olduğu için Sir Alex Ferguson 27 sene takımın başında teknik direktör olarak sahaya çıktı diyebilir ama bu satırların yazarının görüşü 27 sene takımın başında kaldığı için galibiyet oranını yüzde altmışa çıkarabildiği.

Önemli olan istikrar, süreklilik ve bunları izleyen başarı.

Galatasaray futbolde bir Manchester United değil ama yine de çok önemli bir kulüp, çok önemli bir kurum, bu sene Galatasaray Lisesinin yüz ellinci senesi kutlanacak, artık bir üniversitesi bile var.

Ama bakın geçen sene bu kurum ne yaptı?

Hollandalı teknik direktör Riekerink lig başladıktan çok sonra gönderiliyor ve yerine Hırvat teknik direktör Igor Tudor geliyor?

Galatasaray düzeyinde bir kurum senenin ortasında teknik direktör değiştirir, gönderir ve başka bir takımın (Karabük) teknik direktörünü ayartır mı?

Ayartırsa ne olur?

Ayartır ise başarı yakalamak olanaksız hale gelir ve ligler başladıktan sonra ayartılmayı kabul eden, çalıştığı takımı sene içinde kenara atan teknik direktör de, Igor Tudor, aşağı yukarı geldiği ayda, sezon içinde gönderilir, yerine bu tür dertleri pek olmayan Fatih Terim gelir.

Galatasaray’ın başında kebapçı basan bir teknik direktör fena halde sırıtıyor doğrusu ama daha fazla sırıtan da göreve gelmek için sezonun sonunu beklememesi.

Galatasaray’ın tarihine bakın, görevde istikrar sağlayan teknik direktörler takıma başarı da getirmişler; mesela Gündüz Kılıç, mesela Brian Birch.

Fenerbahçe bu ölçütlere göre daha da kötü durumda; çok çok daha berbat bir durum.

Sayın Aziz Yıldırım 1998 senesinde Fenerbahçe’ye başkan oluyor, o zaman teknik direktör Cemşit Muratoğlu.

Sene 2018, Aziz Yıldırım yine ve aralıksız olarak başkan ama bu arada tam yirmi teknik direktör gelmiş Fenerbahçe futbol takımının başına.

Düşünebiliyor musunuz, yirmi senede yirmi teknik direktör.

Böyle bir takımın futbol şubesinin başarılı olması mümkün müdür?

Arada sırada bizim Süper(!)Lig’de şampiyon olunur ama elimizde bir Avrupa başarısı yok.

Bir Fransız diploma türü için kullanılan “Bon pour L’Orient” (Doğu için idare eder) ifadesi herhalde bu diplomalardan ziyade Fenerbahçe yönetimi için geçerli.

Keşke yirmi senede Fenerbahçe’nin başına yirmi başkan gelse idi de tek bir teknik direktörde ısrarlı olabilse idi.

Muhtemelen, umarım, çok uzun olmayan bir vadede, Fenerbahçe’de bir yönetim değişikliği olacak.

Yeni gelecek Başkan’ın Fenerbahçelilere ilk vaadi teknik direktörlük kurumunda istikrar olmalı; çok iyi bir yabancı, mesela uluslararası tecrübeye sahip Brezilyalı bir teknik direktör ama sözleşme on senelik yapılmalı.

Bakın neler değişecek.  

Mesele kurumsallaş(a)mama bile değil, bu tabir bir iyi niyet ama yetersizlik gösterir, sorun kurumsallaşmama iradesi ve niyeti.  

Ekim 2017’de, Süper Lig’in daha sekizinci haftası ama tam altı takım bu sekiz hafta içinde teknik direktör değiştirmiş bile; bu basit bilgi bile futbolda kurumsallaşmama iradesini çok net ortaya koyuyor.

İlişikteki isimleri hepimiz tanıyoruz, bu isimlerin son üç ya da dört sene içinde kaç takım çalıştırdığını bir bulun, ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır: Yılmaz Vural, Bülent Uygun, Rıza Çalımbay, Ertuğrul Sağlam, Sergen Yalçın, Tolunay Kafkas, Mesut Bakkal, Samet Aybaba, Ersun Yanal, Aykut Kocaman.

  • Abone ol