Türkiye çok karanlık günlerden geçiyor, barış isteyen, harekâta karşı çıkan hekimlerin, bazı dini vakıfların mensuplarının gözaltına alınabildiği bir ülke Türkiye artık; iktidar ise, “Bu onların görüşüdür, bizi ilgilendirmez, biz işimize bakarız” demekten bile aciz.

Ancak, şunu da görelim, bilelim, en azından ümidi asla kesmeyelim, bu karanlık günler bitecek, bu yolsuzlukları, hukuksuzlukları üretenler de hem gidecek, tüm yolsuzluklar, tüm hukuksuzluklar yargılanacak.

Bu ümidimizi diri tutalım ve bu karanlık günler sonrası için temel meselelerimize çözüm arayışlarımızı sürdürelim; bu çaba hem verimli hem de insanı ruh sağlığı olarak ayakta tutacak bir çaba olacak.

Gelelim bugünkü yazımın konusunu oluşturacak İmam-Hatip okulları meselesine.

Aslında, ortada, normal bir ülke olsak, İmam-Hatip okulu meselesi diye bir mesele olmaz.

Devletin temel laiklik ilkesi ve ailelerin çocuklarına istedikleri felsefi içerikle eğitim-öğretim verebilme hak ve özgürlüğü birlikte yaşama geçirilebilse, İnşallah o günlere de gelebiliriz, ortada İmam-Hatip meselesi diye bir mesele de, en azından benim için, kalmaz.

İki temel ilkenin temel gereklerini irdeleyelim.

Laiklik devletin bir ilkesidir, yurttaşların laiklikten yana olma mecburiyeti yoktur.

Bir devlet ilkesi olan laiklik ise iyi tanımlanmalıdır, laikliğin özü kamu parasının (vergi ve benzeri mali yükümlülükler) inançlara, etnisiteye kör bir biçimde kullanımıdır, diğer tanımlar kanımca anlamsızdır.

Bu tanım doğrultusunda da devletin İmam-hatip okullarındaki inanç bazlı harcamalarının kamu parası ile finansmanı yanlıştır; İmam-Hatip okullarında, kamu parası ile finanse ediliyorlar, sünni islam dışında başka inançlardan ailelerin çocukları okumamaktadırlar, yurttaşımız olan bir Ermeni ya da Rum çocuğu da bu okullara asla gitmiyor, böyle bir devlet okulu, tüm harcamalarının, dini içerikli olanlar dahil, kamu parası ile finanse edildiği bir okul olamaz, laik bir devlette bu olmaz.

Ancak, İmam-Hatip okullarına yönelik de büyük sayılabilecek bir toplumsal talep vardır, bu talebin sadece piyasa tarafından karşılanması zordur, devletin bu alanda da devreye girmesi gerekebilir.

Ailelerin çocuklarına tercih edecekleri bir felsefi çerçevede eğitim verme hakları temel bir haktır, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin de güvencesi altındadır ama biz bu maddeye Tevhid-i Tedrisat ilkesi gereği çekince koymuşuz, AKP de bu çekinceyi kaldırmak istemiyor, herkesten daha devletçiler çünkü.

Peki ne yapmalı?

Önerim, İmam-Hatip okullarında inançlara kör derslerin, mesela matematik, mesela İngilizce, vs. kamu parası ile ama bir Alevi, bir Ortodoks, bir Gregoryen vatandaşımızın almak istemeyeceği derslerin ailelerin katkısıyla finanse edilmesi; yargının, bakanlıkların çok sıkı denetleyebileceği vakıflar da bu süreçte bu derslerin finansmanına katkı yapabilirler.

Mevcut uygulama kanımca muhtemelen uygulamaların en kötüsüdür çünkü en gayri adilidir, hem devletin laiklik ilkesine (kamu parasının inançlara yönelik kullanılmaması) hem de ailelerin çocuklarını istedikleri felsefi çerçevede eğitme temel hakkına aykırıdır.

Bu kötü günlerde ülkenin temel, yapısal meselelerinden uzak kalmayalım, dikkatimizi birilerinin bizi yönlendirdiği alanlardan biraz uzak tutalım ama en önemlisi de kısa sürede gelmesini umduğum daha güzel günler için öneriler üretmekten de geri durmayalım.

İmam-Hatip lisesi meselesi yoktur, mesele olan laikliğe, hakkaniyete ve özgürlüğe aykırı mevcut uygulama ve yaklaşımdır.

  • Abone ol