Muhafazakar denen insanların bir bölümünün içinden canavarlar çıktı.

Çok mu iyimserim, bilemiyorum ama temennim, içinden canavar çıkmayan bölümün, bu muhafazakarların bu berbat gidişe karşı bir tepki göstermeleri.

Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel gözaltına alındı, bu satırları yazdığım gün ve saatte tutukluluk meselesi daha kesinleşmemiş idi; Raşit Tükel İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyesi bir profesör, son rektörlük seçimlerine aday olarak girdi, 1200 oy aldı, birinci oldu, ikinci gelen aday, Mahmut Ak, 900 oy aldı ama YÖK ve Cumhurbaşkanlığı sürecinde rektörlük makamına Mahmut Ak getirildi.

OHAL günlerinde de zaten rektör tayini sistemi oluşturuldu, ne yalan söyleyeyim, bu yeni sistem(!) eskisine oranla, seçimlerin bir anlamının olmadığı sisteme oranla daha açık, lafı dolandırmıyor.

TTB’nin son açıklaması sonrası Prof. Raşit Tükel göz altına alındı ama bu arada göz altına alma eyleminden daha bile korkunç bir şey oldu, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü (Mahmut AK yani seçimlerde Raşit Tükel’den üç yüz oy fark yiyen aday) bir idari kararla Prof. Raşit Tükel’i üç ay kürsüsündeki görevinden uzaklaştırdı.

Bu nasıl bir ahlaki pozisyon alıştır?

Mahmut Ak bile herhalde seçimlerde Raşit Tükel’den üç yüz oy fark yemeyi içine kolay sindiremiyor ki, ilk fırsatta bu üç yüz oy farkın kinini kusuyor.

Bahsettiğim kişi bugün, bir biçimde de olsa, İstanbul Üniversitesi Rektörü, bu çok önemli bir görevdir; Fransızların ünlü sözü vardır, “La noblesse oblige” (asalet mecbur kılar) derler ama diyebilirsiniz ki bu durumda “La noblesse” (asalet) nerede?

Bir insan yarışıp geçildiği kişiye çok özel bir özen gösterir, asalet de, kan asaletinden bahsetmiyorum, ruh asaleti bunu gerektirir ama galiba şimdiki moda ahlaki düzey bu değil.

Geçen hafta basına yansıyan çok mide bulandırıcı, gerçekten tiksindirici bir olay daha var.

Çok sayıda 18 yaş altı hamile çocuk olayını ortaya çıkaran sosyal hizmetler uzmanı görevli İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Hastanesindeki görevinden uzaklaştırıldı, başka bir yere tayin edildi.

Türkiye, ahlaken vasatı yakalayabilmiş bir ülke olsa idi, bu kadın baş tacı edilmeli, taltif edilmeli, ikramiyelerle ödüllendirilmeli idi ama galiba tam tersi oluyor, bu bile başlı başına bir toplumsal felaket habercisi.

Bu görev yeri değiştirme meselesine Sağlık Bakanlığı’nın, Valiliğin ses çıkarmaması rezaletin başka boyutu; Hastane Başhekiminin kendine yöneltilen sorular karşısında “bu tasarrufumuz basını ilgilendirmez” demesi de deyimin gerçek anlamıyla “tüy dikiyor” meseleye.

Hastanenin ismindeki “Kanuni” ibaresinden biraz utanın bari.

Böyle çok çirkin olayların yaşandığı bir ülke de Dünya hukuk devleti sıralamasında 113 ülke arasında 101. sıraya geriliyor; Türkiye için korkunç, utanç verici bir durum.

Bu sıralamayı yapanlar Türkiye düşmanı insanlar değil, somut istatistiklerden hareket edip bir endeks değeri oluşturuyorlar, ülkeleri sıralıyorlar, ortada bir kasıt, emperyalistlerin bir numarası, oyunu falan yok.

Ortada olan sadece Türkiye’nin acınası durumu.

Ve sabahları gazete köşelerinde, akşamları da ekranlarda, hep aynı sevimsiz, düzeysiz suratlar, bu durumun normal ve hatta arzulanan bir durum olduğunu yazıyorlar, dile getiriyorlar ama bu görevlerini yerine getirirken kalite yerlerde sürünüyor; herhangi bir rejimin sözcüleri bu düzeyde ise o rejimin geleceğinden umut yok demektir, bu da şimdilik yegane tesellimiz.

İşler sadece Türkiye’de değil, dünya genelinde de çok kötü gidiyor.

AB üyesi bir ülke, Polonya, İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya hükümetleri ve Nazi uygulamaları arasındaki ilişkinin dile getirilmesini, hatta Polonya topraklarındaki toplama kamplarından bahsedilmesini yasaklıyor, müeyyideye bağlıyor; ne diyelim, Allah akıl versin, hepimize, herkese.

  • Abone ol