Yazı başlığının formülasyonu da, kavramların seçimi de bana çok uygun değil zaten; nitekim, başlığı ben seçmedim, Sayın Özlem Albayrak 9 Şubat 2018 günkü Yeni Şafak gazetesinde bu başlıkla bir yazı yayınlamış ve yazısını da aynen şöyle bitirmiş: “Velhasıl, ABD bize dikenlerle yaklaşıyor, ama Rusya da gül bahçesi vaat etmiyor.”

Yazının bütününü de okursanız Albayrak’ın bu kavramları, amerikancılık ve avrasyacılık kavramlarını Türkiye’nin dış politika enstrümanları, yaklaşımları olarak kullandığını görüyorsunuz (burada konudan bağımsız bir parantez açmak istiyorum, amerikancılık, marksizm, kemalizm, islamcılık gibi kelimeleri bilgisayarımın otomatik imla düzeltme programına, gazetelerin konuyla ilgili çok iyi niyetli çalışanlarına rağmen küçük harflerle yazmaya devam edeceğim zira Türkçemizde mevcut bir kurala göre özel isimden türemiş isimler, sıfatlar büyük harfle yazılıyor ama bu çok saçma bir kural, Türkçe benim ana dilim ve tam da bu nedenden bu saçmalıklara uymak zorunda değilim; Fenerbahçe büyük harfle yazılır, bir özel isimdir ama fenerbahçeli adam derken fenerbahçeli sıradan bir sıfattır, nasıl kırmızı ev derken kırmızı küçük harfle yazılır ise, fenerbahçeli de küçük harfle yazılmalı, böyle düşünüyorum, böyle yazıyorum).

Albayrak’ın ve çok sayıda başkasının kafasında şöyle bir yapı var: Türkiye ya da başka bir ülke dış politikasından bağımsız bir iç hukuk-siyaset düzeni kurmuştur ve bu düzene paralel olarak dış politikada özgürce tercihini kullanır, isterse amerikancı, AB’ci olur, isterse de avrasyacı.

Bu düşünce kanımca son derece yanlıştır, o kadar yanlıştır ki, böyle düşünenlerin ve uygulayıcıların bunu kasıtlı olarak yaptıklarını düşünmeden edemiyorum.

Çağımızda artık iç politikadan bağımsız bir dış politika yoktur, tersi de eşit ölçüde geçerlidir, Amerikancı, AB’ci iseniz iç hukuk-siyaset-ekonomi düzeniniz de ona göre şekillenir, tersi de aynen geçerlidir, dış politikada avrasyacı iseniz de iç hukuk-siyaset-ekonomi düzeniniz ona göredir ve yine tersi de geçerlidir.

Şayet iç hukuk-siyaset-ekonomi düzeninizde şiddet, nefret söylemi ve hakaret dışında mutlak bir ifade özgürlüğünden, uluslararası insan hakları sisteminden, rekabetçi bir siyaset ve dışa açık ekonomiden ve kamu ihale düzeninden yana iseniz dış politikada amerikancı ya da AB’ci olmak durumundasınız, aksi mümkün değildir.

Dış politikanızda (ne demekse?) avrasyacı iseniz, iç hukuk düzeninizde uluslararası insan haklarından yana olmanız, şekilde görüldüğü gibi, olanaksızdır.

Bu satırların yazarı bendeniz dış politikada çok net bir biçimde amerikancı ve AB’ciyim (aradaki önemli nüanslara rağmen) çünkü içeride ifade özgürlüğünden, uluslararası standartlarda insan haklarından, dışa açık rekabetçi ekonomiden, özgür bir siyasetten, rekabetçi bir ihale yasasından yanayım.

Bugün ülkemiz Türkiye’de yapılan tartışmalarda dış politika arayışlarına yönelik anti Amerikancı, anti AB’ci söylemlerin altından aslında dış politika arayışları değil, ülke içinde baskıcı bir hukuk ve siyaset özlemi ve en az onlar kadar önemli olmak üzere, rant yaratan, rekabetçi olamayan bir ekonomi arayışı çıkacaktır (bakınız ihale kanunu mesela).

Dış politika tercihiniz ya da yöneliminiz Amerikancı ya da AB’ci ise Cuma günü çıkan o “ağırlaştırılmış müebbet” kararlarına, siyasilerin yalan olduğu çok belirgin “ bizim yargımız bağımsızdır” sözlerine, ihale kanununda sürekli ve tiksindirici 21-b uygulamalarına muhatap olmak zorunda kalmazsınız.

Politika, içiyle, dışıyla, bir mönüdür ve beraber alınır, tüketilir, uygulanır.

Bana bu dünyada dış politika yönelimi avrasyacı olan, amerikancı ya da AB’ci hukuk-siyaset-ekonomi yapılarına karşı ama kendi yurttaşlarına kalıcı özgürlük, insan hakları, refah, güvenlik götürebilen bir devlet yönetimi gösteremezsiniz.

Ortada büyük bir avrasyacılık yalanı vardır.

Avrasyacılık teraneleri altında temel amaç iç diktatörlüğü konsolide etmek ve çok daha önemlisi rekabetçi olmayan ekonomi yapıları ve ahlaksız ihale rejimleri yardımıyla kendilerine ve destekçilerine rant aktarımıdır; bu son saptamam avrasyacılık yalanı söyleyen sayısız ülke için geçerlidir.

Avrasyacılık yani uluslararası standartlarda temel hak ve özgürlüklerden kopma, korumacı ekonomik yapılar, rekabetçi olmayan ihale sistemleri ahlaki yapıları da çökertmektedir.

Türkiye de bu evrensel kurallardan payını ziyadesiyle almaktadır.

  • Abone ol