Seneler geçiyor, öğretim üyeleri, öğrenciler, rektörler, YÖK başkanları, başbakanlar, cumhurbaşkanları, siyasal pozisyonlar değişiyor ama bizim üniversite kurumunun olumsuz özü pek değişmiyor.

Önce bugünden başlayalım isterseniz.

Üniversitenin kurumsal yapısı ile ilgili önemli kararlar alınıyor.

Mesela, yardımcı doçentlik pozisyonu kaldırıldı, yabancı dil barajı düşürüldü, Rektörler Komitesi’nde ya da Üniversitelerarası Kurul’da bu çok yanlış karara ilişkin bir muhalif ses pek duyamadık.

Arada bu kurullardan siyasal pozisyon alış kararları da geliyor ve üstelik ittifak ile geliyor.

Bu ittifak meselesinin önemini aşağıda vurgulayacağım.

Dönem çok kötü bir dönem, bu açıdan bu durum bugün için bir açıdan ne yazık ki anlaşılabilir gibi duruyor ama acaba bu kurumlar dün nasıl işliyorlardı?

İki yüz dolayında üniversite var galiba, demek ki bu sayıda da rektör var, hepsi bir araya geliyorlar ve ittifakla kararlar alıyorlar.

Oysa, bu insanlara “sahanda yumurta nasıl yapılır?” gibi bir soru dahi sorsanız muhtemelen iki yüz farklı yanıt, tarif gelir ama konu yüksek iradeye ait bir konu olduğunda şaşırtıcı bir yeknesaklık ortaya çıkabiliyor.

Bir rektör de “yardımcı doçentlik kurumu çok iyi bir kurumdur, yabancı dil barajının düşürülmesine de karşıyım” diyebilecek iradeyi gösteremiyor ise durum çok vahim demektir.

Yardımcı doçentlik yasa değişikliği sadece küçük bir örnek, başka onlarca ittifak örneği verebiliriz.

Ama, mesele sadece bugünün meselesi de değil.

367 günleri, 5 Nisan 2007 tarihinde Üniversitelerarası Kurul toplanıyor, o tarihte 93 üniversite mevcut, bu demektir ki, 93 rektör ve 93 üniversitenin senatolarınca seçilmiş birer profesör bir araya geliyorlar, bir ikisinin mazeret bildirip katılmadığını varsayın, en azından yüz altmış (160) profesör bir araya geliyorlar ve 367 meselesine ilişkin hazırlanmış bir metin üzerinde ittifak sağlıyorlar.

Bizim akademik camiada üç profesör bir araya geldiğinde iki kere iki dört eder deseniz muhtemelen biri bir çekince koyar ama mesele dönemin devletlü konularına geldiğinde inanılmaz bir ittifak oluşuyor ama bu ittifakın yönü de dönemin havasına bağlı, o gün (2007) zamanın devletlü havası 367 yönünde imiş, bugün de bambaşka ve galiba maalesef daha da kötü havalar yönünde.

Burada ilginç olan rektörlerin hepsinin bir araya gelip o dönemde 367 onayı ve desteği verebilmeleri, bugün de başka irade yönünde ittifakla kararlar alabilmeleri.

Daha ilginci de, zamanın havasının radikal değişikliğine rağmen ittifak kavramının sürekliliği.

Demek karşımızda on bir sene önce (2007) bağımsız öğretim üyeleri değil başka bir şey varmış, bugün de durum çok değişmemiş anlaşılan.  

Üniversiteden binlerce öğretim üyesi yargı kararı bile olmadan uzaklaştırıldılar ve bu durum karşısında bile birileri açık ya da örtük ittifakı korudular.

Afrin harekatının yanında olursunuz, eleştirirsiniz, konu o değil, önemli olan öğrencilerin zorbalığa başvurmadan gösteri yapabilme, yani anayasa ve uluslararası hukuk açılarından güvence altında olması gereken ifade özgürlüğü hakkı.

Bakalım Boğaziçi’nde yaşanan o olay karşısında rektörler ittifakı yine taş gibi duracak mı?

Bu sorum da çok abes kaçtı galiba ama yine de sormadan edemiyor insan.

Son aylarda Boğaziçi Üniversitesi anlamakta zorlandığım bir saldırı altında, bu da ayrı ama özünde psikolojik bir konu herhalde. 

  • Abone ol