Son senelerde en çok duyduğumuz lafların başında milletin değerleri lafı geliyor.

Bu lafın hemen arkasından da birilerinin milletin değerleri ile kavga içinde olduğunu işitiyoruz.

Biraz serinkanlı düşünürseniz tüm bu lafların gerçekten tümüyle anlamsız laflar olduğunu görürsünüz.

Türkiye’de tanım vermeden, belirli tanımlar üzerinde mutabakat sağlamadan tartışmak çok yaygın bir alışkanlık.

Belirli tanımlar, belirli kavramlar üzerinde mantıklı bir mutabakat sağlamadan yapılan tartışmalar ise bizi çok sevimsiz yerlere götürüyor.

Bu tanımsız, anlamsız lafların başında da muhtemelen “milletin değerleri” lafı var.

Bir adım geriye giderseniz de bu tanımsız kullandığımız lafların başında “millet” kavramı var.

Türkiye’mizde yaygın bir alışkanlık bir kavramın bir zamanlar kullanılış biçimi üzerinde seneler sonra dahi sanki bu kavram hala doğru imiş gibi ısrarcı olmak.

Millet ne demek?

Millet kavramının çağdaş bir tanımı üzerinde anlaşmadan “milletin değerleri” sözü de çok havada kalıyor.

Faşist kavramını rasgele kullanmak çok doğru olmayabilir, bu kavram belirli bir dönemin, 20. Yüzyılın otuzlu senelerinin özel bir toplumsal tanımı olabilir ama baskıcı yönetim tabiri çok daha genel, zaman ve mekandan daha bağımsız kullanılabilecek bir kavram.

Baskıcı yönetimlerin en sevdikleri lafların başında da homojenlik çağrıştıran millet kavramı geliyor.

Millet tanımını homojenlik çağrışımı hata zorunluluğu ile kullanan baskıcı yönetimlerin en büyük ortak paydaları bu tanımları hukuk referanslarından tamamen bağımsız kullanmaları.

Oysa, millet kavramını belirli bir hukuk temeline oturtarak kullandığınız zaman muhtemelen bir dizi sorunu aşmak çok daha kolaylaşabilecek.

Çok da ileri gitmeden, hatta ulus devlet modeli içinde millet kavramını hukuk referanslarından ve matematikten sapmadan da kullanmak mümkün.

Millet demek bir devlete hukuksal vatandaşlık bağı ile bağlı olan bireylerin, yurttaşların oluşturdukları küme demek.

Bu tanım son derece objektif, gerçekçi ama daha da önemlisi hukuk temelinde oluşturulmuş bir tanım.

Bir devlete hukuksal bir yurttaşlık tanımı ile bağlı iseniz siz bu yurttaşlar kümesinin bir elemanısınız ve bu kümenin hukuksal yurttaşlık bağı dışında ortak özellikler taşıması hiç ama hiç gerekmiyor.

Zaten çağımızda mümkün de pek değil.

Seksen milyon elemanlı bir kümede hukuksal ortak payda dışında ortak özellikler aramak, kıvanç ve tasa ortaklığı aramak, kültürel homojenlik aramak hem anlamsız, hem de mümkün değil.

Ulus devletleri krize sürükleyen sürecin bir ayağı da, başkalarıyla beraber, tanım gereği heterojen bir kümeyi homojenmiş gibi algılamak, algılatmak istemek ve bu homojenlik serabı üzerinden beklentilere girmek.

Daha da vahimi bu seraba uygun olmayanları türlü yöntemlerle cezalandırmak istemek, yurttaşlar kümesinin eşit haklara sahip bir elemanı olarak görmek istememek.

Rahmetli eski bir devlet büyüğümüz giyim kuşam kültürü konusunda devlet saptamaları, dayatmaları dışında davranış kalıpları benimsemek isteyen genç kızları yani yurttaşlar kümesinin doğal elemanlarını Suudi Arabistan’a göndermek istiyordu.

Bu günlerde de Sayın Erdoğan, Türkiye’nin içinden bu ülkeyi, yönetimini çok eleştirenleri, buraların geçici olarak yaşanmaz hale geldiğini öne sürenleri ellerine biletlerini verip bir yerlere göndermek istiyor.

Daha da önemlisi aynı Sayın Erdoğan kendisini, partisini, hatta çoğunluğu eleştirenleri milletin değerleri ile uyumsuzluk ile suçluyor.

Başka bir ifade ile Erdoğan varlığı iddia edilen bir çoğunluğun değerlerini kümenin bütünün değerleri olarak algılıyor, algılatmak istiyor.

Bu hata sadece siyasi, hukuki bir hata değil, özünde matematik bir hata.

Sayın Erdoğan keşke üniversite senelerinde biraz daha matematik öğrenebilse idi.

Yurttaşlık hukuku ve gerekleri, mesela millet kümesinin tüm elemanlarının beyannameli gelir vergisi mükellefi olma mecburiyeti istenmiyor, tarihe bakış konusunda ise mutabakat arzulanıyor.

Yurttaş olalım, vergimizi verelim, kayıtdışı ekonomide çalışmayalım, çalıştırmayalım, hazine arazilerini işgal etmeyelim, kaçak elektrik kullanmayalım, gelir seviyeniz düşükse devletten negatif vergi talep edelim, vatandaşlık hukukunun bir gereğidir, evrensel hukuku talep edelim ve uyalım, yolsuzluk yapmayalım ve yapanları mutlaka cezalandıralım, milleti de bu yurttaşların bir kümesi olarak kabul edelim, mehter marşını beğenmezseniz, sevmezseniz de bal gibi vatandaşsınız, hem de en verimlisinden.

İşin ilginç tarafı da vatandaşlık ile mehter arasında bağ kuran ve kurdurmak isteyenlerin çok önemli bir bölümünün evrensel vatandaşlık tanımının, mesela verginin çok dışında olmaları.

Vatandaşlık hukuki bir kavramdır.

Millet bu vatandaşların oluşturduğu yine hukuki bir küme, hukuki bir tanımdır.

Baskıcı rejimler ise nedense bu temel tanımı sevmiyorlar, illaki de vatandaşların tümünün paylaşmakta, sevmekte, aidiyet ilişkisi kurmakta zorlandıkları değerleri, hiç biri hukuki değil, dayatmak istiyorlar.

Seçmen çoğunluğunun üzerinde şöyle ya da böyle mutabık kaldığı bir değerler kümesi olabilir ama lütfen kimseyi bu çoğunluk değerler kümesinin bir elemanı olmaya zorlamayalım, bu yöntemle toplamsal barış mümkün değildir.

Sorunu tartışmaya eğitimden başlamaya var mısınız?

  • Abone ol