Çok önemli ve çok yararlı bir yöntemdir, bir konuyu tartışırken tarafların neleri tartıştıklarına değil, neleri tartışmadıklarına bakarsak çok ama çok ilginç noktalar yakalayabiliriz.

24 Haziran’da ve muhtemelen 8 Temmuz’da Türkiye hayati seçimlere gidiyor.

Meydanlarda, ekranlarda tartışmalar çok sert bir üslub ile devam ediyor, bizler de, kısmen de olsa izliyoruz.

Ben de, bunu bir alışkanlık haline getirmek istiyorum, tarafların hangi konuları tartıştıklarından ziyade hangi konulara girmediklerine odaklanmak istiyorum ve bu dikkatim sayesinde çok da ilginç noktalar yakalayabiliyorum.

24 Haziran seçimlerine dört nala giderken tartışılmaması en çok ilgimi çeken nokta siyasi partilerin, seçimlerin, referandumların finansman yöntemi.

Bu konu aslında önce Anayasada, sonra da çok detaylı bir biçimde Siyasi Partiler Kanununda düzenlenmiş ama bu konu, siyasi faaliyetlerin finansmanı meselesi, siyasetin en önemli konularının başında geliyor ama yeterince üzerinde durulmuyor.

Cumhurbaşkanlığı adaylarından bir tanesi tüm devlet olanaklarını kullanarak, örtülü ödenek bu konuda ne ölçüde devreye giriyor bunu da hiç bilemeyeceğiz, siyasi faaliyetlerini yürütüyor, nedense tüm açılışlar, çeşme açılışları falan, hep seçim öncesine denk getiriliyor ama bu dehşet adaletsizlik bile gündeme pek gelmiyor.

Ben, bizim memleketimizde, her nedenden parti kapatıldığını hatırlıyorum ama aşağıda belirttiğim Anayasa maddesine muhalefetten, bırakın parti kapatmayı, ciddi bir dava dahi hatırlamıyorum.

ANAYASA MADDE 69- (Değişik: 23/7/1995-4121/7 md.)

Siyasî partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu

ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.

Siyasî partiler, ticarî faaliyetlere girişemezler.

Siyasî partilerin gelir ve giderlerinin amaçlarına uygun olması gereklidir. Bu kuralın uygulanması kanunla

düzenlenir. Anayasa Mahkemesince siyasî partilerin mal edinimleri ile gelir ve giderlerinin kanuna

uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda

gösterilir. Anayasa Mahkemesi, bu denetim görevini yerine getirirken Sayıştay’dan yardım sağlar. Anayasa

Mahkemesinin bu denetim sonunda vereceği kararlar kesindir.

Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa

Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.”

Fransa’yı yakından izlemeye çalışıyorum, en son olarak, son seçimlerde siyasetin finansmanında uygunsuzluk nedeniyle sol aday (Cumhurbaşkanlığı seçimleri) Melenchon ve hareketi “Boyun eğmeyen Fransa (La France insoumise)” hakkında soruşturma açılıyor.

Daha öncelerde de Sarkozy hakkında böyle bir soruşturma var, hala devam ediyor, başka büyük siyasetçiler de soruşturuluyor.

ABD’de olağanüstü detaylı bir siyasetin finansmanı kurallar bütünü var, adayların bu sistemden bir milim sapma göstermeleri bile çok zor.

Bizde ise bu konu nedense bir tabu.

Bizim memlekette her şey baştan aşağı bozuk ve yolsuz iken kimse bizlere “Siyasetin finansmanı” meselesinde her şey tıkır tıkır işliyor, bu alana usulsüzlük, yolsuzluk girmiyor demesin lütfen, pek inandırıcı olmaz.

Bu konuda ilginç olan taraflar arasında bir zımni anlaşma türü bir sessizliğin olması ihtimali (tencere dibin kara……).

Birbirlerine okudukları okullar üzerinden bile hücum eden adaylar, partiler bu çok önemli konuya girmiyorlar nedense.

Bunun bir açıklaması olması lazım ama ben net bir fikir üretemiyorum.

Sayıştay da bu konuda üzerine düşeni asla yapmıyor, bu da çok ilginç bir mesele.

Kimse nedense siyasetin finansmanı dipsiz kuyu meselesini konuşmuyor?

Bizde siyasette hangi konular konuşulmuyor?

Siyasetin finansmanı meselesi hiç konuşulmuyor.

Kamu ihaleleri konusu çok az konuşuluyor oysa yolsuzlukların esas musluğu orası.

İmar hukuku, mesela, parsel bazında imar değişikliği konusu hiç tartışılmıyor.

Türkiye, utanılacak bir biçimde, iş kazalarında dünya şampiyonu oluyor, günde beş-altı işçimiz iş kazalarında ölüyor ama muhalefet bu konuda da yeri göğü inletmiyor.

Kamu ihaleleri sistemi ve siyasetin finansmanı meselelerini beraber inceleyin, karşınıza bambaşka bir Türkiye görüntüsü çıkabilir.

Seçimlere giderken partilerden, adaylardan bu konuya ilişkin farklı öneriler de gelmiyor.

Herkes bu karanlık durumdan bir ölçüde memnun gibi gözüküyor.
Hazine yardımı meselesi üzerinde düşünülmesi gereken bir konu değil midir?

Siyaset partililer, sempatizanlar tarafından limitli ya da limitsiz ama mutlak saydam bir biçimde finanse edilse farklı sonuçlar neler olabilir?

Türkiye’de yapılacak en büyük devrim kamu ihale sistemini rekabetçi hale getirmek, imar hukukunu değiştirmek ve bu değişiklikler üzerinden de siyasetin finansmanını yeniden yapılandırmaktır.

En anti-sistem duran HDP bile kamu ihale sistemine, imar hukuku rezaletine, siyasetin finansmanı meselelerine pek girmiyor.

AKP’nin yurtdışında harcadığı, dağıttığı muazzam paralar mevcut, bu bile Anayasa Mahkemesi ve Sayıştay tarafından incelenmiyor.

Seçim hukukumuzda yurtdışında propaganda var mı, yasal mı, bu doğrultuda harcanan paralar nasıl açıklanıyor?

DİTİB (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği, Avrupa’da çok etkin) seçimler yaklaşırken bir siyasi partiye yakın politika güdüyor mu, bu DİTİB nasıl finanse ediliyor, büyük ölçüde kamu kaynakları kullanan bir kuruluşun faaliyetlerini Anayasa Mahkemesi, Sayıştay ne ölçüde denetleyebiliyor?

Bu soruların saydam yanıtları olmaksızın ülkemizde hem demokrasiden hem de adil seçimlerden bahsetmek çok zor.

  • Abone ol