Türkiye’nin bütün önemli kurumları tel tel dökülüyorlar ve işin özünde de en temel problemimiz bu; en son yazımda zorunlu askerlik kurumu ve bedelli askerlik meselesini masaya yatırmaya gayret etmiştim, bugün de genel eğitim skandalı içinde LGS meselesini tartışmaya açacağım.

Bu konu çok önemli çünkü bir yurttaşın eğitim sürecinde anaokulu dışında muhtemelen en belirleyici aşama lise eğitimi; lisansüstü aşamaların da önemi çok büyük ama lise eğitiminin yaygınlığının yanında lisansüstü aşamanın yaygınlığı çok sınırlı doğal olarak.

Potansiyel olarak LGS’ye girebilecek yaklaşık bir milyon 175 bin çocuğumuz var, sınava ise yaklaşık bir milyon öğrenci katılmış.

Sadece bu veri bile LGS projesinin çöktüğünün çok net sayısal bir göstergesi çünkü TEOG kaldırılırken söylenen bahane adres sistemine geçiş olduğu idi ama gençlerin ve ailelerin yaklaşık tümü bu sınava katılarak adres bazlı yerleştirme sistemini istemediklerini deklare etmiş oldular ama bizim malum Milli Eğitim Bakanımız açıklamasında “biz bunu bekliyorduk” diyerek yine tarihe geçecek bir laf etmiş oluyor; aynı Milli Eğitim Bakanımız iki ay önce CNN’de Hakan Çelik’e de “bize matematik bilen değil hayatta başarılı olacak öğrenci lazım” diyerek bakanlık tarihinin, muhtemelen “şu okullar olmasa ne güzel idare edilirdi maarif” lafından bile önemli en büyük özdeyişi kullanmış oldu.

Sınava bir milyon öğrenci giriyor ama nitelikli (!) okulların kontenjanı 126 bin.

Artık bu nitelikli-niteliksiz okul saçmalığı ayırımına girmek bile istemiyorum, içim kaldırmıyor çünkü; ancak, daha önce de yazdım, üşenmedim, bu nitelikli okullar listesine bir göz attım, durum çok korkunç, eğer bu okullar nitelikli ise niteliksiz liselerin durumu nedir acaba, insan düşünmek bile istemiyor.

Yine daha önce yazdım, Türkiye’de taş çatlasa, çok iyimser bir sayı söylüyorum, elli adet gerçekten nitelikli diyebileceğimiz lise var, gerisini tartışmak bile istemiyorum.

Milli Eğitim Bakanı arada sırada doğruyu da söylüyor, tüm bu nitelikli, niteliksiz liselerden mezunlar arasında hayat başarısının farketmeyeceğini ifade ediyor, doğru söze ne denir, liselerin yaklaşık tümü niteliksizlikte eşit düzeydeler, bu nedenle hayat başarısına katkıları da aynı düzeyde gerçekleşecek.

Ülkemizde 60 bin dolayında okul var, Milli Eğitim Bakanlığı bunların 1366’sını nitelikli lise diye sınıflandırmış.

Allah ömür versin, bu sene LGS ile liselere başlayacak bir milyon 175 bin gencimizin üniversite sınavına girdikleri sene geometri, ingilizce gibi temel dallarda başarı düzeyini bir görelim, sonuç olarak Milli Eğitim Bakanımız haklı çıkacaktır, nitelikli ve niteliksiz (!) lise mezunlarının bu dallarda doğru yanıt miktarı eşit ölçüde kötü olacaktır böylece Sayın Bakanımızın öngörüsü yani bu kurumlar arasında başarı farkı olmayacağı öngörüsü tutmuş olacaktır; Koca Milli Eğitim Bakanı bu kadarını tabi ki görecek, bilecek.

Türkiye’de bir milyon ilköğretim, lise öğretmeni, 60 küsur bin okul, 200 üniversite var, büyük kaynaklar kullanıyor milli eğitim, yükseköğretim ama bu sistem sonuç olarak ne üretiyor, kimse bunu tartışmıyor.

Eğitimin çıktılarını ölçmek çok kolay değil ama girdiler ortada; çıktılar konusunda da elimizde PISA sonuçları gibi, atıf sayıları gibi, kısmen ölçülebilen emek verimliliği gibi enstrümanlar var.

Benim senelerdir biraz da çekingen bir üslupla söylemeye gayret ettiğim şey eğitim sisteminin tümünün girdi değerlerinin çıktı değerlerinin çok çok üzerinde seyrettiği.

Sayın Bakanımız eleştiriyi sevmiyor ama (Salomon adaları örneği) bu konular açıklıkla tartışılmadan Türkiye’nin yüksek bir sürdürülebilir büyüme trendi yakalaması, insanlarımızın mutluluğu söz konusu olamayacak maalesef.

Herkes eğitimle ilgili eteğindeki taşları dökmeli, tartışmalı.

Türkiye’nin kurumları tel tel dökülüyor ama birinciliği eğitim ve yargı paylaşıyorlar.

Eğitimin dökülmesi verimliliğin dökülmesi, yargının dökülmesi adaletin, hakkaniyetin, hukukun dökülmesi demek.

Başka söze gerek var mı acaba?

  • Abone ol