Yarın Türkiye sandık başına gidiyor ve bu kez Türkiye’nin makus talihini yeneceğine ilişkin ümidimiz daha güçlü.

Ancak, tersi de mümkün.

Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilir ve Cumhur İttifakı TBMM’de çoğunluğu ele geçirirse ne olur?

Yarınlar nasıl şekillenir, bizler nasıl bir Türkiye’de yaşarız?

Rahmetli Çetin Altan’ın tabiriyle enseyi karartmaya gerek yok, gökkubbe başımıza çökmeyecektir.

Ama, gökkubbe sağlam kalsa da başımıza, yani Türkiye’nin başına çok büyük sıkıntılar çıkacağına kuşku pek yok.

Seneler önce cansiperane bir biçimde Türkiye’nin AB tam üyeliğini ve hemen, koşulsuz üyeliğini savunurken birileri de bize şu soruyu soruyordu: “AB’ye tam üye olamaz isek ne olur?”

Ben de aşağı yukarı aynı şeyleri söylüyor, gökkubbenin başımıza çökmeyeceğini ama hukuk devleti AB modeli dışında bizde işlemeyeceğine göre çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağımızı söylüyordum.

İnsan normal koşullarda bir konuda tahmini doğru çıkınca sevinir ama bu durumda pek mümkün değil, hukuk ayaklar altında, Danıştay, Yargıtay hakimlerinin içler acısı örneklerini izliyoruz ve hukukun ırzına geçilmesine paralel olarak her şey çöküntü halinde, on binlerce kişi sorgusuz sualsiz işini kaybetti, yüzlerce gazeteci hapislerde, trajikomik gözaltı ve tutuklamalara şahit oluyoruz ve tüm bunlara bağlı olarak ekonomi çöküyor.

Bir biçimde AB üyesi olabilse idik, AKP’ye rağmen, bunlar başımıza gelemezdi.

Bugün AB üyesi değiliz ve 24 Haziran’da RTE Cumhurbaşkanlığı (başkanlık) ve AKP-MHP-BBP koalisyonunun TBMM egemenliği azımsanamayacak bir ihtimal.

Hukuk zaten çöktü ama son kırıntıları da ortadan kalkar bu durumda.

Hukukun tümüyle rafa kalkması sonrası ekonomi de duracak, büyük bir stagflasyon yaşayacağız yani işsizlik-çok düşük büyüme ve enflasyon aynı zamanda başımıza gelecek.

Ama, RTE orkestra şefliğinde ve AKP-MHP-BBP koalisyonunun TBMM egemenliğinde neler yaşayacağımızı daha da somuta indirebiliriz.

Büyüme duracak ama RTE kaynaksız, teknolojisiz büyümenin peşine siyaseten düştüğünde ilk başımıza gelecek facia iş kazalarının artışı olacak, bunu bir yerlere yazabilirsiniz.

Bugün iş kazalarında ölümlerde dünyada çok kötü bir yerdeyiz, hatta birinciyiz, günde beş çalışanımız iş kazalarında ölüyorlar.

Aslında bunlara kaza demek de pek doğru değil, Almanya’da, Fransa’da iş kazalarına bağlı ölümler adeta sıfırlanmış ise bizdeki ölümler sıradan birer cinayet.

Türkiye’de senede yaklaşık iki bin kişi siyasi iktidarın umursamazlığı nedeniyle iş kazalarında ölüyorlar, bu sayı muhtemelen çok daha artacaktır.

Umursamazlık tabirini boşuna kullanmıyorum çünkü şayet AB ile zamanında önünde siyasi engel olmayan iş güvenliği dosyasını açsa idik, bugün muhtemelen binlerce işçimiz hayatta olacak idi.

Haberler yansıyan yangınlar dikkatinizi çekiyor mu?

Başka hiçbir ülkede bu kadar çok sayıda ve önemde, mesela hastanelerde, yangı haberi göremezsiniz; bunun tek bir nedeni var, o da hukuksuzluk, kuralsızlık nedeniyle kamu güvenliğinin olmaması; bizde kamu güvenliği dendiğinde akla hemen terör geliyor ama trafik kazalarında, iş kazalarında, AVM inşaatlarında ölen vatandaşlarımızın sayısı terörden yaşamını yitirenlerden çok daha fazla.

AKP iktidarı, RTE Cumhurbaşkanlığı demek hukuksuzluk, kuralsızlık demek olduğundan yarın yaşayacağımız seçimin sonuçlarına göre iş kazaları artabilir, AVM, hastane yangınları çoğalabilir, trafik canavarı dediğimiz kuralsızlık azabilir.

Mevsimlik işçiler traktör sırtında elli kişi beraber gelirken devrilen traktör sayısı da eminim artacak, kabahat denetimsizlikte, hukuksuzlukta, kuralsızlıkta değil de kürt mevsimlik fındık işçilerinde aranacak.

HDP’nin Diyarbakır’da, Şırnak’da milletvekili çıkaramaması durumunda (ahlaksız baraj, AKP’nin 16 sene barajı biz mi koyduk diye savunduğu sistem) bu şehirlerin ve köylerinin insanlarında dışlanmışlık, temsil edilememe hislerinin yaratacağı sosyal facialara girmek bile istemiyorum.

RTE’nin Cumhurbaşkanı olduğu, Cumhur İttifakı'nın TBMM’de çoğunluğu aldığı bir seçim sonucu Türkiye’nin geri kalmışlık manzarasını büyütecek ve ilkel işleyişini daha da kötüleştirecektir.

RTE’nin Cumhurbaşkanlığı hem Türkiye hem de bizzat Erdoğan için çok zor olacaktır.

Bu zorluk aslında Erdoğan’ın tercihidir.

2002-2008 arasında Erdoğan daha gelişmiş, daha uygar ama daha az yetki kullanabileceği bir daha çağdaş yönetim biçimi yerine çok daha ilkel ama yöneticiye çok daha fazla yetkiler tanıyan bir sistemi tercih ederek bugünü hazırlamıştır.

Yarın, 24 Haziran, aslında Erdoğan’ın bu tercihini sandıkta oylayacağız.

Daha etkin, daha çağdaş, hukuka dayalı ama yöneticinin daha yetkisiz olduğu bir yönetim mi, yoksa, hukuksuz, kuralsız, ama çok güçlü Reisli bir sistem mi?

Tercih yarın hepimizin.      

  • Abone ol