Başkanlık ya da Cumhurbaşkanlığı hükümeti denen sistem tartışılmaya başlandığı günden bu yana hep şunu söyledim: “Ben, bir yurttaş olarak Başkanlık sistemine radikal olarak karşı değilim, parlamenter sistem ve başkanlık sistemi, yasalara değil hukuka uygun işledikleri sürece, kanımca eşmeşru sistemlerdir ama benim, yine bir yurttaş olarak, tercihim parlamenter sistemdir.

Dolayısıyla bugünkü tartışmaların büyük bölümünü çok anlamlı bulmuyorum, sadece anlamlı bulmamakla da kalmıyorum, saklanan, unutturulan, unutturulmak istenen konular nedeniyle de tartışma çerçevesine çok sinirleniyorum.

Türkiye çok uzun senelerdir anayasa tartışmaları yaşıyor, bu tartışma çerçevesinin temel konuları da belli, daha doğrusu belli idi, bu doğru tartışmaların bir kanadı da AKP idi, AKP’li sözde hukukçular idi, hepimiz bu AKP’li sözde hukukçuların, sözde anayasacıların hangi konuları, nasıl tartıştıklarını hatırlıyoruz, öne sürdükleri genel çerçeve de kısmen doğru bir çerçeve idi.

Sonra, normal fanilerin anlamakta zorlandığı nedenlerden, bu sözde hukukçuların, bu sözde anayasacıların ya başlarına bir şey düştü ya da fena halde kulakları çekildi, söyleyegeldikleri her şeyi unuttular, vazgeçtiler; ya da, en iyi ihtimalle, radikal bir öncelik değişikliği yaşadılar ama bu çok radikal öncelik değişikliğinin esbab-ı mucibesini de kamuoyu ile paylaşmaya tenezzül etmediler.

AKP’li sözde hukukçuların, sözde anayasacıların kulakları fena halde çekildikten sonra dile getirmekten imtina ettikleri anayasal konular hangileri?

1-Artık kimse, özellikle de AKP’liler vatandaşlık hukuku meselesini tartışmıyor, Anayasanın o buram buram ırkçılık kokan 66. Maddesi yerine bir zamanlar, çok da eski değil, 2014’de TBMM Anayasa Komisyonu’nda AKP’nin formüle ettiği çok daha anlamlı, demokratik ve hukuki değişikliği konuşmuyor bile?

2014’de yaşananlar bir şov mu idi, yoksa bugün vahim bir alzheimer vakası ile mi karşı karşıyayız?

Erbakan, yanılmıyor isem Elazığ’da yaptığı bir konuşmada, “birileri ne mutlu türküm derse, başkaları da ne mutlu kürdüm der” diyebilmiş, hakkında cezai soruşturma açılmıştı.

Anlaşılan AKP ve Reis Erbakan’ın çok gerilerine düşmüşler.

2-AKP senelerce MGK’nın kaldırılmasını, Genelkurmay Başkanı’nın Milli Savunma Bakanı’na bağlanmasını istemedi mi?

Erdoğan Reis ve Cumhurbaşkanı olunca mı bu vaatler unutuldu?

AKP, Erdoğan, AKP’li sözde hukukçular ve sözde anayasacılar vatandaşların hafıza sorununa güvenip mi bu inanılmaz ve ayıp tornistanı yapıyorlar?

Peki bu tornistanın nedeni ne?

Tek dert başkanlık sistemi ve Cumhurbaşkanlığı mı idi?

Genelkurmay Başkanı çok yakın biri olursa temel anayasal-kurumsal meseleler unutuluyorlar mı?

AKP tüm bu meselelere siyasi açıdan mı yoksa kurumsal-anayasal-hukuksal açıdan mı yaklaşmayı tercih ediyor?

Siyasi sorun ortadan kalkınca kurumsal sorunlar da kayıp mı oluyorlar?

3-AKP’nin hiç mi Anayasada, kanunlarda kendini çok açık gösteren resmi ideoloji ile sorunu olmadı?

Başkan Reis olununca sistemin resmi ideolojik boyutları artık ahlaken ve entelektüel olarak kimseyi rahatsız etmiyor mu?

Bu listeyi uzatmak mümkün; laiklik tanımı (!) (24. Madde), Diyanet İşleri Başkanlığı’nın anayasal ve yasal konumu eskilerde hep AKP’lilerin rahatsızlık konuları olmuştu.

Şimdi iktidar adeta mutlak olarak ele geçince tüm bu konulardan vaz mı geçildi?

Sivil-asker ilişkilerinde rahatsızlık verici nokta muhtıralar mı idi, yoksa o berbat kurumsal yapı mı?

Hiçbir demokratik hukuk devletinde görülemeyecek bu yapı bugün de aynen yürürlükte ama AKP’lilerin umurunda bile değil artık.

Erdoğan hep seçim meydanlarında “kürt, türk, arap, çerkez, boşnak” falan diye saydırıyor ama bu unsurlardan birinin resmi yurttaşlık sıfatı olduğunu artık unutuyor.

Tüm bu meselelerin kanımca en acı tarafı o berbat anayasal-kurumsal yapının değişmemiş olması değil, Türkiye’yi yöneten bugünkü kadroların dün söylediklerini bugünün çıkarları uğruna hemen unutabilmeleri galiba.

Demokratik-hukuksal taleplerin bir siyasal tırmanma uğruna alet edilmiş olması da insan malzemesi adına çok acı.

Bugün AKP kadrolarında, yandaş basında “MGK’yı neden kaldırmıyoruz, Genelkurmay Başkanı’nı neden Milli Savunma Bakanı’na bağlamadık, senelerce karşı çıktığımız vatandaşlık tanımını neden değiştirmiyoruz?” diyen, diyebilecek bir Allah’ın kulu var mı, kaldı mı acaba?

Allah’ın kulu olma tercihi galiba AKP’liler için ihale kanununun kulu olmaya doğru evrilmiş durumda.

Tüm mesele, çok net anlaşılıyor, rekabete kapalı ihale rejiminin finanse ettiği başkanlık sistemi imiş ve bu uğurda herkes kullanılmış.   

Hayırlı olsun.  

                                                                      ***

Önemli not: “Allah’ın sopası yoktur” sözünü çok severim. Sayın Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı törenine dünyadan katılacak Cumhurbaşkanlarının listesi şöyle: Pakistan, Venezuela, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Gine, Somali, Zambiya, Bosna Hersek, Bulgaristan, Gürcistan, Ukrayna ve Makedonya.

Bir ülkeyi AB standartlarında bir demokratik hukuk devleti yapacağız diye işe başlayıp sonra bu noktaya gelirseniz, protokol davetlileriniz ve icabet edenler de böyle olurlar.

Listeyi yandaş bir basın organından aldım, eksiği, fazlası onların sorunu.

  • Abone ol