İktisatçılar arasında imkansız üçlemeler teorileri çok yaygındır.

Bunlardan en iyi bilineni, Nobel İktisat ödülü (1999) ile de desteklenmiştir, Mundell’in ünlü imkansız üçlemesinin temel elemanları şunlardır:

a-Sabit kur rejimi

b-Bağımsız para politikası yani faizlerin özgürce saptanabilmesi

c-Sermaye hareketlerinin serbestisi

Mundell’in tezi hiçbir ülkede bu üç amaca eş anlı olarak ulaşılmasının imkansız olacağıdır.

Mundell’in bu imkansızlık üçlemesinin sonuçları bizim için de çok önemlidir, yaşadığımız ekonomik krizi iyi anlamak için iyi incelenmesi, gerekli derslerin çıkarılması lazımdır.

Harvard Üniversitesi John Fitzgerald Kennedy Hükümet Okulu profesörü Dani Rodrik de Küreselleşme Paradoksu kitabında başka bir imkansız üçlemeye gönderme yapıyor:

a-Milli devlet,

b-Demokrasi,

c-Küreselleşmenin

 bir arada olmasının imkansızlığını vurguluyor.

ABD’de iki çok önemli, birinci sınıf iktisat profesörü Prof. Dani Rodrik ve Prof. Daron Acemoğlu vatandaşımız ama bu iki çok önemli iktisatçıdan, danışmanlık anlamında söylemiyorum, en temel yönelimler konusunda en azından ne ölçüde yararlanabiliyoruz, hiç belli değil.

Bu yazıda bendeniz de, kendi çapımda, içinde çırpındığımız ortama ilişkin bir imkansızlık üçlemesi sunacağım.

Benim kanıma, gözlemlerime göre bir ülkede şu üç eleman sürekli olarak bir arada bulunamıyorlar.

1-Sandık demokrasisi,

2-Hukuk devleti yoksunluğu,

3-Cari açık.

Burada yine ısrarla demokrasi ve hukuk devleti kavramlarının zorunlu olarak aynı anlamda kullanılamayacağını, siyaset bilimi literatürüne giren tabirle “illiberal delmokrasilerin” mevcudiyetinin çok önemli olduğunu belirtmek istiyorum.

Türkiye gibi ülkelerde dört ya da beş senede, geçmişteki bazı kırılmalara rağmen, vatandaşlar sandık başına gidip iradelerini eksik de olsa belli ediyorlar, bu irade de yine eksik de olsa (mesela yüzde on baraj, yasaklar), Meclis’i, yönetimi belirliyor.

Ama bu sandık demokrasisi süreci özellikle son senelerde çok büyük bir hukuksuzluk girdabı ile de beraber gidiyor.

Bu arada da, kamu yatırımları ve kamu tüketim destekli büyüme de gündemde ama bu büyüme hukuk yokluğunda finanse edilmesi olanaksız bir cari açığı da beraberinde üretiyor.

Kamu yatırımları ve  kamu tüketimi de periyodik olarak gündeme gelen sandıkları bir biçimde garantiye almaya yarayan büyümeye yönelik.

Ama bu üçlemenin, sandıklara gidip oy verme, hukuksuzluk ve cari açığın beraber sürmesi imkansız.

Siyasal iktidar çevrelerinde Putin’i örnek almaya hevesli tipler var ama onlar galiba Rusya’nın kronik bir cari fazlası olduğunu ve demokrasi ile hukuksuzluğu birlikte götürebileceğini ya anlamıyorlar ya da anlamamazlıktan geliyorlar.

Türkiye’nin bu imkansız üçlemeden kurtulması lazım.

Sandık demokrasisinden vazgeçecek halimiz yok.

Büyümeden de.

Dolayısıyla büyümenin kaçınılmaz olarak ürettiği cari açıktan da kurtulmamız hem mümkün değil hem de arzulanır bir şey değil.

Cari açık birilerinin zannettiği gibi bir iktisat politikası yanlışlar kümesinin sonucu değil, yapısal bir mesele, büyüdüğümüz zaman kaçınılmaz.

Geriye hukuksuzluk belası kalıyor.

Bu hukuksuzluğu evrensel hukuk standartlarında bir hukuk devletine dönüştürebildiğimiz an bu mesele kalıcı olarak çözülebilir.

Ancak, bu durum, bu öneri hukuksuzluğu bir yaşam tarzı ve daha önemlisi bir “survival” olarak görenlerle imkansız.  

  • Abone ol