Döviz kurlarındaki olağandışı sıçramanın kaynağı konusunda rivayet muhtelif.

Devlet tarafının görüşü bu sıçramanın kesinlikle bir yabancı parmağı sonucu olduğu yönünde.

Muhalefet ise daha ziyade sorunu iç iktisat politikalarının yanlışlığında ve hukuk devletinin getirildiği yerde görüyor.

Benim şahsi görüşüm her sorunun özünde iç yanlışlar yattığı yönündedir.

İçeride büyük yanlışlar yaparsanız, bu yanlışları sürdürmekte de ısrarlı olursanız, bu yanlışlıkların açtığı faylar üzerinden yabancı müdahaleler olabilir ama bu konu başka bir konu.

Ortada bir Türk Telekom olayı var.

Telekom’un Lübnanlılara satılması meselesi, bu satışın Türkiye’nin üç büyük bankasının kredileriyle yapıldığı gerçeği, şimdi de bu üç bankamızın Telekom’un çoğunluk hisselerine el koymak zorunda kalması başlı başına bir ekonomik ve siyasal skandal.

Bankalarımız Telekom hisselerini ne yapacaklar izleyerek göreceğiz.

Bu arada Telekom’da ilginç işler dönerken, hızla iflasa giderken, bakır tel meselesi gibi akıl almaz hırsızlıklar yapılırken bu şirketin yönetiminde görev yapan isimler var.

Bu isimleri tek tek saymak, şimdiki ya da Telekom’da yönetim kurulu üyeliği dönemindeki görevlerini belirtmek istemiyorum, elimde resmi belge yok ama bu isimler ve görevleri basında, sosyal medyada çarşaf çarşaf yayınlanıyor.

Mesela o dönemde Türk Telekom’un yönetim kurulu başkanlığı görevini bugün ülkenin en önemli konumdaki bürokratı yürütüyor.

Cumhurbaşkanlığında en üst düzeyde görev alanlar, başdanışmanlar hep Türk Telekom’un yönetim kurulu üyeliği görevini yapıyorlarmış.

Şimdi kur atağı meselesine biraz da bu açıdan yaklaşalım.

Kur atağı meselesinde Türkiye’nin yolunu kesmek isteyenlerin parmağı ve hatta iç politikalardaki yanlışlar meselesini bile bir ölçüde kenara bırakalım.

Varsayalım ki, Türkiye’ye para getirdiniz, borsada ya da kamu kağıtlarında değerlendiriyorsunuz, hatta bir doğrudan yabancı sermaye yatırımı da yapmışsınız.

Ya da uluslararası piyasalarda Türkiye tahvilleri, kağıtları alıyorsunuz.

Bu arada da danışmanınız önünüze yatırım yaptığınız ülkelerle ilgili raporlar getiriyor, bu raporlar arasında da Türkiye raporu da var.

Bu raporda da Türk Telekom meselesi detaylı bir biçimde işleniyor.

Raporda görüyorsunuz ki, büyük, gerçekten çok büyük mali ve siyasi skandalların yaşandığı Türk Telekom adlı iletişim şirketinin yönetim kurulu başkanı sistemde en önemli, en fonksiyonel bürokratik göreve getirilmiş.

Diğer yönetim kurulu üyeleri de Cumhurbaşkanlığı kurumunun bir yerinde halen aktif görev yapıyorlar.

Siz, uluslararası bir yatırımcı olarak, S-400 ya da Rahip meselesi ile doğrudan bir ilişkisi olmayan, belki de Türkiye’yi çok seven, tatillerini ülkemizde geçiren biri sıfatıyla ama paranızı da çarçur etmek istemeyen bir işadamı olarak bu durumda ne yaparsanız?

Türk Telekom’un macerasını bilen, kamunun, kreditör bankaların bu işte uğradıkları zararı gören, bu zarar oluşurken de şirketin yönetim kurulu başkanı ve üyelerinin yaklaşık hepsinin bugün devlette önemli görevlerde bulunduklarını öğrenen bir yatırımcı olarak elinizde Türkiye tahvilleri tutmakta sebatkar olur musunuz?

Dünya standartlarında bu soruya olumlu bir cevap verebilecek bir işadamı, bir banka, bir devlet hazinesi olduğu kanısında değilim.

Türk Telekom meselesi son yüzyılın belki de en önemli skandalıdır.

İşin en ilginç yanı da bu çerçevede adı geçen isimler devlette çok önemli görevlere atanıyorlar, kimse hakkında soruşturma açılmıyor, kimse görevden alınmıyor.

Yöneticilerimizin küresel yatırımcıların nasıl düşündükleri ve nasıl hareket ettikleri hakkında kanımca yeterince iyi bilgileri yok.

Bir tarafta Türk Telekom skandalı, öbür tarafta da “Batı bizim kalkınmamızı, bölgede oyun kurucu olmamızı istemiyor, bizi kıskanıyor” ifadeleri.

İnsan ne yorum yapacağını şaşırıyor doğrusu.

  • Abone ol