Hazine çok başarılı bir bilgilendirme süreci gerçekleştiriyor ve her pazartesi internet sitesinde iki çok önemli sunum yayınlıyor.

Bunlardan birincisinin ismi “Ekonomi sunumu”, ikincisinin ismi ise “Borç göstergeleri sunumu”.

Türkiye ekonomisini izlemek, nitelikli bilgi edinmek için, bu bilginin mukayeseli olmasını da istiyorsanız kanımca izlenmesi gereken en iyi iki bilgi kaynağı bunlar.

Ben kendi adıma bu iki sunumları her hafta yeniden düzenlenmiş biçimiyle yakından izlemeye çalışıyorum.

Yayınlanan bilgiler, zaten yorumdan mümkün olduğu ölçüde sıyrılmış bilgiler bunlar, doğruya en yakın, üzerinde fazla kuşku da taşımayan bilgiler.

Sunumun bütünü iki yüz sahifeye yaklaşıyor.

Dün (10 Eylül 2018) yayınlanan Ekonomi sunumunu dikkatli bir gözle izlediğinizde karşınıza çıkan aslında ilginç bir tablo.

Ekonomi değişkenlerinin tümünü izlediğinizde aslında karşınıza çıkan manzaranın içinde yaşadığımız kriz ortamını çok yansıttığını söylemek kolay değil.

Büyüme istatistiklerinde, şimdilik kaydıyla söylüyorum, bugün için büyük bir mesele henüz ortaya çıkmış değil.

Kamu maliyesi değişkenlerinde de bu krizi açıklayacak bir gelişme yok.

Başka bir dizi değişken için de aynı şeyi söylemek mümkün.

Peki sorun nerede?

Meselenin özü Türkiye ekonomisinin dış alem ile olan ilişkilerinden kaynaklanıyor.

Cari işlemler açığının milli gelire oranı, sunumda 2017 var, yüzde altıya dayanmış durumda.

Meselenin daha da can sıkıcı yanı enerji ithalatını dışarıda bıraktığınız zaman bile cari işlemler açık veriyor.

Uzun bir süre cari işlemler açığı ile enerji ithalatımız baş başa gitmişti; şimdi ise durum böyle değil, cari işlemler açığımız enerji ithalatımızı aşıyor.

Küresel mukayeselerde ise Türkiye cari işlemler açığı en yüksek ülke.  

Mesele sadece cari açığın yüksekliği ile de sınırlı değil.

Temel mesele cari işlemler açığının finansmanı ile ilgili.

Uzun süredir meseleye benim gibi bakanlar cari işlemler açığının tek başına kötü bir gösterge olmadığını, büyümeyi yansıttığını söyledik, bu açığın nitelikli finansmanı gerçekleşir ise, ortada bir sorun kalmayacağını vurguladık.

Bugün için hala aynı görüşteyiz.

Ekonomi sunumunun 66. sahifedeki cari işlemler açığının nasıl finanse edildiğini gösteren tablo kanımca Türkiye’nin manzarasını gösteriyor.

2017 senesinde elli milyara çok yaklaşan cari açık bu sene muhtemelen altmış milyar dolara uzanacak.

Oysa, bu cari açığın nitelikli finansmanının en belirleyici öğesi olan doğrudan yabancı sermaye yatırımları 2007 senesinde ulaştığı 23 milyar dolar düzeyinden bu sene muhtemelen on-on iki milyar dolar düzeylerine inecek.

MB rezervleri hariç sermaye girişleri 2007 senesindeki yaklaşık 39 milyar dolarlık düzeyinden bu sene 15, 16 milyar dolarlık düzeylere geriliyor.

Özel sektörün, bankalar hariç, dış kredi kullanımı 2007’deki otuz milyar dolarlık seviyesinden 2018 senesinde on milyar doların altına düşüyor.

Türkiye’nin temel meselesi büyümenin ürettiği cari açığın siyasi hatalar, yanlış blok tercihleri nedeniyle artık nitelikli bir biçimde finanse edilememesinden kaynaklanıyor.

Bu sorun Merkez Bankası'nın rezervlerinde de önemli azalmalara neden oluyor.

Bu durumun sürdürülebilir olmadığı çok açık.

Türkiye’nin önünde iki farklı senaryo var.

Yerel seçimler sonrası büyümeyi iyice aşağı çekerek cari açık baskısını azaltarak yola devam etmek ilk çözüm ama bu çözümün yan ürünleri çok maliyetli: Fakirlik, işsizlik, her türlü sosyal bela.

İkinci ve esas çözüm ise siyasi tercihlerde, batı ile olan ilişkilerde, söylemlerde radikal bir dönüşüme giderek büyüme-cari açık-nitelikli finansman üçgenine dönmek.

  • Abone ol