Varlık Fonu meselesini bu yazıda tartışmıyorum.

Türkiye gibi sürekli cari açık veren, doğal kaynakları sınırlı bir ülkenin nasıl ve neden bir varlık fonu kurduğunu, burada ne amaçlandığını da tartışmıyorum.

Sayıştay denetimine tabi olmamasını da yazmayacağım.

Böyle bir fonun özel hukuk süjesi olup olamayacağını da gündeme getirmiyorum.

Yönetim Kurulu Başkanının Cumhurbaşkanı, vekilinin damadı olmasını da zaten sabah akşam tartışıyoruz.

Bu Fon bir özel hukuk süjesi ise bir Cumhurbaşkanının buraya yönetim kurulu başkanı, bir bakanın da vekil olmasını dahi irdelemeyeceğim.

Daha doğrusu, hukuki ya da iktisadi bir analiz de yapmayacağım.

Türkiye’de resmi gazeteleri izleme geleneği pek yoktur, oysa senelerdir söylerim Türkiye’nin en heyecan verici sürekli yayını uzak ara Resmi Gazete'dir.

Biraz zahmetlidir, biraz teknik bilgi gerektirebilir ama Resmi Gazete okuyarak Türkiye’yi ve özellikle yasal yolsuzluk süreçlerini çok iyi izleyebilirsiniz.

“Yasal yolsuzluk” da ne demek diye sormayın, Türkiye’nin yolsuzluk hikayesinin kısm-ı azamı yasal ama hukuki olmayan süreçlere dayanır.

Varlık fonu haberlerinde şimdilik bir yolsuzluk yok ama Resmi Gazete görüntüsü yolsuzluktan da beter.

Ben de bu haberi basında görünce hemen ilgili Resmi Gazete'yi indirdim ve okudum.

Zaten çok kısa bir Cumhurbaşkanlığı kararı.

Söz konusu Resmi Gazete 12 Eylül 2018 tarih, 30533 sayılı gazete ve 2018-162 sayılı karar.

Unutmayalım Fon bir anonim şirket statüsünde.

Aşağıya bu kısa karardan bazı alıntılar yapacağım ama zaten kararın kendisi de yaklaşık bu kadar.

1-Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Cumhurbaşkanıdır.

2-Şirketin Yönetim Kurulu üyelerinden birisi Cumhurbaşkanı tarafından vekil olarak görevlendirilebilir (Maliye Bakanı damat görevlendirildi).

3-Bu karar hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

4-İmza: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Ben hayatımda böyle gırgır bir resmi karar görmemiştim.

Bırakın kararın içerdiği hukuki, iktisadi tutarsızlıkları, Sayın Cumhurbaşkanımız bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile bizzat kendisini bir anonim şirketin Yönetim Kurulu Başkanı olarak tayin etmiş ya da ettirmiş bulunmaktadır.

Bu aşamada Türkiye’nin nitelikleri konusunda bir yorum yapmak istemiyorum ama bu tablo bugünün Türkiyesi için bile çok fazladır.

Yeni anayasal sistemi izleyemiyorum ama bu karar idari bir karar olarak idare mahkemesinin ya da Anayasa Mahkemesi'nin önüne gider ise acaba neler yaşanır?

Acaba Sayın Cumhurbaşkanımız “Beni millet seçti, öyleyse milletin varlıklarının toplandığı bu fona da, anonim şirket dahi olsa, benim başkanlık etmem normaldir, aksini söyleyenler yerli ve milli değillerdir” gibi bir ifade kullanır mı?

Bazen tuhaflıklar öyle arka arkaya gelir ki, gidişatın önemli bir dönüm noktasında olduğunuzu düşünmeye başlarsınız.

Erdoğan ve AKP Türkiyesi için bile fazla olan bu karar da acaba böyle bir işaret mi?

Yazıyı bitirmeden bir noktayı da hatırlatmak istiyorum.

Son senelerde akçeli işlere, yatırımlara ilişkin yasalarda, yönetmeliklerde, kararlarda Resmi Gazete'de yayınlanan bölümün sonuna genellikle iki şey ekleniyor:

Birincisi bu meselenin, konu ne ise, Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi olmadığı meselesi.

İkincisi de, devlet işi olduğu zaman, kamu parası kaçınılmaz olarak devrede ama nedense bu meselenin de, yine hangi harcama, yatırım vs. ise, Sayıştay Kanunu hükümleri dışında olduğu.

Neden Kamu İhale Kanunu ve Sayıştay denetimi hep devre dışı bırakılmak isteniyor.

Neden?

Bu durum maalesef Varlık Fonu için de geçerli.

Bir anonim şirket güya ama kaynaklar tümüyle kamunun.

Yukarıda özetlediğim Resmi Gazete'de yayınlanan karar Kuzey Kore’yi ya da benzer başka ülkeleri çağrıştırıyor.

Bu görüntü ile Türkiye’yi birlikte düşündürmek ülkemize karşı büyük bir yanlıştır.

Bu manzaralar ortaya vatandaşların ülkelerine bağlılıkları, sevgileri hakkında “yerlilikten ve millilikten” daha önemli, çok daha önemli kriterlerin olabileceğini çok net gösteriyor.  

  • Abone ol