İmam-hatip okulları tartışması bizim memlekette bitmek bilmez.

Bu durumun temel sorumlusu da kanımca hem meselenin hem de laiklik kavramının dört başı mamur bir biçimde tartışılmamasıdır, tanımlanmamasıdır.

“Türkiye iktisadi krizi, içi boş OVP’yi tartışırken bir iktisatçı olarak bu konuya dönmen nereden aklına geldi?” diye bir soru yöneltebilirsiniz; 21 Eylül günü Cumhuriyet gazetesinde Sayın Ali Sirmen “İmam-hatip dayatması”başlıklı bir yazı yayınladı, ben de bu konuya oldum olası meraklı biri olarak çıkan her yazıyı okurum.

Bendeniz de, Sayın Ali Sirmen de seküler kültüre dayalı yaşam tarzlarına sahip olmakla birlikte, aşağıda göreceksiniz, İmam-hatip okulları meselesine çok radikal bir biçimde farklı yaklaşıyoruz, çünkü işin temelinde laik devlet prensibine farklı bakıyoruz.

Sayın Sirmen’in yazısını fırsat bilip bu konuya geri dönmek istiyorum ve aşağıya da Sayın Sirmen’in makalesinden en önemli gördüğüm bir bölümü alıntılıyorum:

“İmam hatiplerin oranı şimdilik normal liselerin yüzde 11’i oranında olmasına karşın, bütçeden aldığı pay, yüzde 23’tür. Kısacası milli eğitimin imam hatipleştirilmesi sistematik bir hal almış ve öğrenciler imam hatip dayatmasıyla karşı karşıya bırakılmışlardır. İmam hatiplerde derslik başına düşen öğrenci sayısı 16.8 iken, fen, sosyal bilimler ve Anadolu liselerinde bu sayı 26.3’tür. İmam hatipleri gündeme getirmemiz kimilerini rahatsız ediyor ve onların yasaklanmasını istediğimiz şeklinde yorumlanıyor. Oysa biz isteyenin imam hatipte okumasına karşı çıkmıyoruz, karşı çıktığımız istemeyenin de zorla imam hatipte okutulmasıdır.”

Sayın Sirmen’in özellikle takıldığı konular şunlar:

1-Bütçeden İmam-Hatip okullarına ayrılan pay okul oranının çok üzerinde (Sayın Sirmen laik bir devlette bütçeden yani kamu harasından yani Yani’nin, Mişon’un, Agop’un ya da dinsel inancı olmayan, olup da sünni İslam ile örtüşmeyenlerin ödedikleri verginin eğitimlerinde dini boyutun çok yüksek olduğu bir kuruma tahsisini yadırgamıyor, ben de laik devlete sahip çıkan birinin bu görüşe sahip olmasını çok yadırgıyorum.

Aynı mantık İmam-hatip liseleri ve başka okullardaki derslik sayılarının dengesizliğinde de ortaya çıkıyor ve Sayın Sirmen sanki bu alanlarda bir denge kurulursa İmam-hatip okulları meselesinin vahametinin azalacağını ima ediyor.

Sayın Sirmen alıntının son cümlesinde de isteyenin İmam-hatip okullarında okumasına karşı olmadığını ama bu işin zorla olmaması gerektiğini belirtiyor.

Ben de isteyenin İmam-hatip okullarında okumasına asla karşı değilim ama temel mesele içinde azımsanmayacak, ihmal edilemeyecek ölçüde dini (Sünni İslam) boyut olan bir eğitimin kamu parası ile gerçekleştiriliyor olması.

Oysa gerçek bir laik devlet tanımı kamu parasının yani mesela bizim Anayasanın 73. Maddesine istinaden toplanan vergi ve benzeri mükellefiyetlerin asla bir inanç doğrultusunda kullanılmasına izin verilmemesidir.

ABD Anayasasının o muhteşem birinci eki (iki yüz elli sene önce formüle edilmiş) ve bir ölçüde de Fransa’nın 1905 yasası bu amaca yönelik yasal metinler; Fransa’nın 1905 yasası, belirtmek lazım, ABD’nin o ünlü birinci anayasa eki ve ilgili içtihad kadar mükemmel değil.

Türkiye’de herkes, çok marjinal bir grup dışında, laikliği bir biçimde savunur ama konu körlerin fili tutup tariflerine benzer, kimse de olabilecek en objektif ve gerçekçi laik devlet tanımını yani kamu parasının hiçbir inanca tahsis edilmemesi konusunu gündeme getirmez, bunlara Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki uygulamaları ve ayrımcılığı eleştiren alevilerin önemli bir bölümü de dahildir, onlar da Diyanet vergiler ile finanse edilmesin demezler, biz de sistemden pay istiyoruz, biz de Diyanet’te temsil edilelim, Dedelere de İmamlar gibi maaş ödensin derler.

Oysa en demokratik, en hukuki, en ayrımcılık yapmayan çözüm kamu parasının (Anayasa Madde 73) inançlara tahsisinin engellenmesidir.

Bu öneriyi işiten gelenekselci laiklik uygulamalarına yakın kişiler bu durumda din kurumunun denetlenmesinin olanaksızlığını ve işlerin sarpa sarabileceği ihtimalini gündeme getirirler.

İşin en ilginç yanı en muhafazakar kesimlerle en katı laiklik uygulamalarına yatkın kişilerin bu konuda esasta çok iyi anlaşmalarıdır.

Bu satırların yazarı kendini dini konularda söz söylemeye asla yetkili görmez, haddini bilir, ama muhafazakar dindarların din kurumunu tehlikeli görüp Diyanet’ten bekçilik beklemeleri de bana çok aykırı gelir; bendenizin bu konuya merakı meselenin finansman ve anayasal boyutuna ilişkindir.

Türkiye’de kimse Diyanet’in vergilerle değil ama kamunun denetleyeceği bir Diyanet fonu ile, mesela Almanya örneği, gönüllü finansmana dayalı bir fonla çözülmesini ısrarla gündeme getirmez nedense.

Detaylarına girmiyorum, ben maliye hocasıyım, vergi ve fon bu alanda çok farklı sonuçlara götürecektir sistemi; fon sistemi gönüllülük bazında olacağı için çok daha etkin ve hakkaniyete uygundur.

İmam-hatip okulları ve Diyanet laik bir devlette kamu parası kullanımı açısından sorunlu kurumlardır ev ilk aklıma gelen çözüm de, başkaları da mevcuttur, devlet bürokrasisi denetimli gönüllü fon uygulamasıdır.

Son on beş senedir Türkiye’de servet dağılımı nasıl değişti çok net bilinmiyor ama muhazakar dindar kesimlerin belirli bir sermaye birikim düzeyi geldiklerine yönelik sinyaller var, böyle bir ortamda içlerinde dini boyut taşıyan kurumların laik devletin bir gereği olarak vakıflarla finansman yöntemi de düşüünlebilir.

Mesele potansiyel tehdit oluşturacağı düşünülen ama meşru kurumların devlet eliyle yönetilmesi olmamalıdır; çözüm asli fonksiyonlarına dönerek güçlenecek devlet aparatının bağımsız, tarafsız ve nitelikli yargı ve kolluk marifetiyle oluşan tehlikelere müdahale etmesidir.

Özerk Diyanet’in (DİB) laik devlet kavramına aykırı işleri, İmam-hatiplerde laikliğe aykırı, temel hakları, cinsiyetçi ayırım yapmama ilkesini ihlal eden davranışlar ya da hırsızlık, gasp, cinayet gibi eylemler hukuk önünde eşittirler.

  • Abone ol