Önce, Torunlar rezidansta 2014 senesinde yaşanan ve on kişinin hayatını yitirdiği facianın davasına ilişkin haberden bir alıntı (Cumhuriyet, 27 Eylül 2018) yapalım:

Mecidiyeköy’de 6 Eylül 2014'te eski Ali Sami Yen Stadı’nın yerine yapılan Torunlar İnşaat'a ait rezidans inşaatında gerçekleşen ve 10 işçinin hayatını kaybettiği asansör faciasına ilişkin Toplu Konut İdaresi Başkanlığı'nda (TOKİ) görevli olan 6 kişinin "Görevi kötüye kullanma" suçundan yargılandıkları davanın karar duruşması dün görüldü. Mahkeme TOKİ çalışanı 6 sanığın beraatine karar verdi. Kararı değerlendiren müşteki avukatı İmrek, “Torunlar davasında adil bir yargılama yapılmadı” dedi.

Mahkeme sanıkların, görevi kötüye kullanmaya yönelik savunmalarının aksini gösterir şekilde mahkûmiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle 6 sanığın ayrı ayrı beraatine hükmetti. Ayrıca mahkeme vekâlet ücretlerinin maliye hazinesinden sanıklara ödenmesine karar verdi. Avukat İmrek Torunlar davasında adil bir yargılama yapılmadığını söyleyerek, “Hazırlanan iddianamede görevi kötüye kullanmak vardı sadece. İş güvenliği önlemlerinin yetersiz olduğuna değinilmemişti. Bu bağlantı kurulmayınca böyle bir karar çıktı” dedi.

Asansör faciasına ilişkin 25 sanığın yargılandığı ana davada, bilirkişi raporuna göre kusurlu sayılan 9 sanığın, “bilinçli taksirle ölüme neden olmak” suçundan 8 yıl 4’er ay hapis cezasına çarptırılmasına karar verilmişti. Mahkeme, bu cezanın sanıkların suçu taksirle işlemeleri ve olayda tali kusurlu sayılmaları gerekçesiyle günlüğü 20 liradan olmak üzere toplam 60 bin 800’er lira adli para cezasına çevirmişti.”

Herkesin birbirine sorduğu bir soru var: AKP 2009 sonrası neden değişti, AB ile yani hukukla olan ilişkiler neden kopmaya başladı.

AKP ve Erdoğan, eminim ve hala öyledir, Kopenhag siyasi kriterlerini sevdiler, bu kriterlerle büyük sorunları olmadı.

Ancak, 2005 itibariyle müzakereler fiilen başlayınca gündeme müzakere dosyalarının açılması ve gereklerinin yapılıp iç hukuka uygulanması meselesi geldi.

Özellikle üç dosya AKP ve bu partiyi çevreleyen rant ilişkilerine büyük darbe vurmaya adaydı:

1-Çalışma hayatı

2-Kamu alımları (ihaleler)

3-Rekabet ve devlet yardımları

AKP ilişkilerin adeta tamamen koptuğu günümüze kadar önünde siyasal engel olmayan bu üç dosyayı açmama konusunda direndi.

Direndi de ne oldu?

“Çalışma hayatı” dosyasının gereklerinin yerine getirilmemesi Torunlar rezidans faciasına ve başkalarına, mesela Soma faciasına neden oldu.

Ancak, AKP, çalışanların hayati riskleri pahasına kafasındaki sermaye birikim modeli çerçevesinde bu dosyaların hayata geçirilmesini milli çıkarlarımıza aykırı görüyor.

Türkiye’yi sarsan yolsuzluk olaylarının kökeninde yatan temel faktörün kamu alımları hukukunun AB ihale sistemine uyumlaştırılmaması ve rekabetten kaçma güdüsü olduğunu ilgili herkes biliyor.

Devlet yardımları dosyasının açılmaması başka bir rant kapısının kapatılmaması demek.

Ben, AKP-AB ilişkilerinin müzakereler aşamasında kopmasını bu üç dosyanın gereklerinin yerine getirilmemesi istencinde görüyorum; AB başkentleri de sütten çıkmış ak kaşık değil, onlar da çok hata yapıyorlar ama unutmayalım AB süreci önce bizim için gerekli idi, herhangi bir AB ülkesinde günde ortalama dört işçi iş kazalarında yaşamlarını yitirmiyorlar çünkü.

  • Abone ol