Türkiye’nin son senelerde içine düştüğü makus talihini yenebilmek için kanımca olağanüstü bir fırsat doğuyor.

Malum, Büyük Krallığın (Büyük Britanya) AB’den ayrılma sürecine Brexit adı verildi, şimdi Türkiye’nin AB sürecine karar verecek bir referandum yapılır ise bu referanduma da muhtemelen Trexit denecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde TRT World Forum’da AB üyelik sürecimize ilişkin mesajlar verdi ve şunları söyledi: Sayın Merkel’e de onu söyledim, “ya almayacaksanız bize söyleyin, biz kendi siz de kendi yolunuza aynı devam edelim. Yani almayacağız da demiyorlar. Bu mantıkla giderse bize düşen de herhalde, gazetelere iyi manşet olur, 81 milyona gitmek, 81 milyon ne karar verirse ona bakmak”.

Erdoğan HaberTürk’e verdiği bu mülakat sonrası mülakatı gerçekleştiren tecrübeli gazeteci Muharrem Sarıkaya “Trexit zamanı” isimli bir yazı yazıyor ve şunu ifade ediyor: “Türkiye eninde sonunda Trexit sandığını kuracaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesinden yola çıkarsak bu yıl içinde olabileceği gibi yerel seçimle birlikte iki sandığın yan yana kurulabilmesi de olası”.

Türkiye seçmeni, bu kötü bir şey değil, kendi çıkarını aslında çok iyi gözeten bir seçmen.

2001 krizine kadar asla yüzde elliyi geçmeyen AB desteği krizin insanların üzerinden fakirlik, işsizlik olarak ağır bir biçimde geçmesinden kısa bir süre sonra yüzde yetmişlere ulaştı, hatta aştı.

Bu seçmen desteğini 2003 ile birlikte arkasına alan Erdoğan ve AKP AB yolunda önemli adımlar attılar, Kopenhag siyasal kriterleri yeterli ölçüde yerine getirildi, küresel piyasalara Türkiye AB’ye ilerliyor mesajı verildi, piyasalarda da para bolluğu vardı, yatırım geldi, ülke hızlı büyüdü, 2001 büyük krizinin yaraları çabuk sarıldı.

Bizim seçmen, doğrudur, kendi çıkarını iyi kollar, bu da iyi bir şeydir ama biraz da unutkandır.

Bu alanda unuttuğu ya da kafasında çok iyi oturtamadığı temel mesele 2003 sonrası uygulanan politikalardan sapıldığı ölçüde 2001 krizi ya da başka yapıda bir krizin tekrar yüzünü göstereceği gerçeğidir.

Bugün yaşanan krizin en dibinde aslında hukuk-siyaset krizi yatmaktadır, çok net iddia edebilirim, Kopenhag kriterlerinden sapılmayıp kamu ihale rantlarından da kamu çıkarı için vazgeçilip AB süreci kesintiye uğratılmasa idi, bugün Türkiye’de kriz ortamı olmazdı.

Doğrudur, Erdoğan güçlü seçmen desteği olan bir liderdir ama şunu da unutmayalım ki aynı Erdoğan bu yerel seçimlere ve beraber yapılırsa AB referandumuna çok yüksek enflasyon, çok yüksek faizler, çok düşük büyüme ve yüzde on beşe dayanacak tarım dışı işsizlikle girecektir ve bu durum Erdoğan için de çok yenidir.

Bu kez çok iyi ve kapsamlı bir kampanya ile, yerel seçimleri kastetmiyorum, yapılma ihtimali olan AB referandumundan yüzde ellinin epey üzerinde AB istikametinde güçlü bir evet çıkarsa Türkiye‘de her şey çok büyük bir hızla, sanki bir sihirbaz sopası değmiş gibi değişmeye başlayabilir.

AB kriterlerinin eksiksiz yerine getirilmesi için ülke içinde bugün epey cılız çıkan muhalif sesler moral bulacak ve çok daha güçlü bir biçimde kendilerini ifade etmeye başlayacaklardır.

Türkiye’ye bugün dışarıdan gelen muhalefet de çok netleşmemiş, ortak bir ekseni olmayan bir muhalefettir ama şayet Türkiye seçmeni AB için güçlü bir evet oyu kullanır ise program netleşecek, yönetime yönelik iç ve dış muhalefetin ekseni belirgin hale gelecektir.

Hepsinden önemlisi ise yönetime, başkanlığa, tek adamlığa yönelik potansiyel muhalefet kendine bu andan itibaren izlenecek çok güçlü bir yol haritası çizmiş olacaktır.

Yapılması gerekenler bellidir.

Erdoğan’ın belki de blöf olarak ortaya attığı bu AB referandumu meselesine sahip çıkılmalı, destek verilmelidir.

Böyle bir referandum çok şikayet edilen bir durumun da adeta ilacı olur, çok farklı kesimler bu kez beraber hareket etmek için çok güçlü bir ortak yol bulmuş olurlar.

Kürtlerin çok güçlü bir biçimde, adeta homojen bir tavırla evet demesi sağlanmalıdır.

Kriz ortamının getirdiği sıkıntılara karşı yegane KALICI çözümün AB süreci olduğu çok güçlü vurgulanmalıdır.

Belki de ilk kez Erdoğan stratejik bir siyasi hata yapmaktadır.

Siyaset demek de bu hataları iyi değerlendirmek olmalıdır.

Herkesin bir kez daha kollarını AB için sıvama vaktidir.

Bu çağrım daha özgür, daha zengin ve daha güvenli bir Türkiye isteyen herkesedir.

  • Abone ol