Bu sabah (5 Ekim 2018) Ekim ayı enflasyon rakamları açıklandı.

Detaylara girmiyorum, Ekim ayı tüketici fiyatlarındaki artış yüzde 2.67; 12 aylık enflasyon oranı ise yüzde 25.2, çok çok yüksek oranlar.

Enflasyon ekonomi ve toplum için çok kötü bir süreç, Allah’tan bu konuda bir toplumsal mutabakat mevcut, büyüme için enflasyon gereklidir diyen süper zekalıların sayısı epey azaldı, şükürler olsun.

Ancak, mesele burada yani enflasyonun kötü olduğu geniş mutabakatın oluşması ile bitmiyor.

Enflasyonun çok kötü bir süreç olduğu çok geniş bir kesim tarafından kabul gördü ama enflasyonun neden kötü olduğu konusunda hala rivayet muhtelif.

Türkiye, tarihten beri bir üretim ülkesi olamadığı için ekonomik konulara hep bölüşümsel açılardan bakıyor, enflasyona da öyle.

Geniş kanı, enflasyonun sabit ve dar gelirlilerin aleyhine bir süreç olduğu, fakirleri daha fakirleştirdiği, zenginleri de daha zenginleştirdiği ve bu kanı önemli ölçüde doğru ama hiç de yeterli değil.

Enflasyon yani fiyatlar genel seviyesinin artışı her şeyden önce nakit tutanları, iktisadi işlemlerinde nakit kullananları olumsuz etkileyen bir süreç ama nakit tutan, işlemlerinde nakit kullananlar da toplumun en fakir kesimi pek değil bizde; geleneksel esnaf, Kapalıçarşı, Mısır Çarşısı esnafı hep nakit kullanan esnaf ve ülkenin en fakirleri onlar değil.

Enflasyon meselesi gelir transferi meselesini aşan bir konu kanımca.

Fiyatlar genel seviyesindeki artışlar, üstelik bu artışlar büyük bir belirsizlik ortamında oluyorsa yani önümüzdeki ay enflasyon kaç olacak, kimse doğru bir yaklaşımda bulunamıyorsa, bu ortam beklentileri belirsiz hale getiriyor, fiyatlar çarpıtılmış hale geliyor, piyasa mekanizması yani fiyatlar kendilerinden beklenen doğru piyasa sinyalleri üretme işini yapamıyor, üreticiler, tüketiciler, tasarrufçular, yatırımcılar, ithalatçı ve ihracatçılar, tüm iktisadi aktörler kararlarında büyük bir belirsizlik ortamında muhtemelen büyük de yanlışlar yapıyorlar.

Bu yanlışlar da ekonomide etkinsizlik yani düşük büyüme, fakirleşme yaratıyor; esas gelir transferi sorunu da kanımca düşük büyüme, fakirleşme sürecinde oluyor.

Enflasyonist süreçlerin kanımca esas zararlı yönü de bu, gelir aktarımı meselesi biraz daha karışık çünkü.

Bir küçük örnek ile enflasyonist süreçleri açıklamaya çalışacağım.

70’li senelerin sonlarını hatırlayanlar evlerdeki, işyerlerindeki şehir elektrik şebekesinde yaşanan voltaj inme, çıkmalarını, belirsizliklerini hatırlarlar, bu sorunu önemli paralar ödeyerek regülatörler takarak önlemeye çalışırdık ama bu regülatörler de büyük ölçüde yetersiz kalırlar, inen çıkan voltaj nedeniyle tüm elektrikli, elektronik aletler bozulur, yenilerine de yine büyük paralar ödenirdi; piyasalarda yaşanan enflasyonist fiyat hareketleri de yarattıkları belirsizlik ortamında biraz bu 70’li yılların inen çıkan voltajına benziyor, evlerdeki elektronik aletler değil ama iktisadi aktörler çok olumsuz etkileniyorlar.

Bizim iktisadi kültürümüz hep bölüşüm eksenli olduğu için etkinlik meselelerine pek doğrudan ilgi göstermiyoruz.

Bölüşüm de çok ama çok hayati bir konu ama esas olumsuz bölüşümsel sonuçlar etkinlik kayıplarının doğurduğu düşük büyüme ortamlarında fakirleşerek ortaya çıkıyor muhtemelen.

Enflasyon analizlerimizi “kim kazandı, kim kaybetti?”den enflasyon büyümeyi nasıl etkiliyora taşıyabilirsek önemli bir olumsuz zihniyet aşamasını atlarız gibime geliyor.

  • Abone ol