Türkiye’nin çok yaygın bir eğitim ve buna bağlı olarak da ortalama verimlilik meselesi var ama bazen öyle şeylere şahit oluyoruz ki, bu en temel mesele bile ikinci plana düşüyor.

Türkiye’nin çok önemli bir hukuk devleti sorunu var ama ülkemizde bu hayati gibi duran hukuk devleti sorununu bile aşan başka bir meselesi daha var.

Eğitim ve hukuk devleti büyük açıklarına bağlı olarak büyük bir fakirlik, çok hakkaniyetsiz bir gelir bölüşümü meselelerimiz var ama bu çok önemli mesele bile birazdan bir örnek üzerinden anlatacağım sorunun yanında tali, ikincil kalıyorlar.

Türkiye’nin hiç kuşkusuz uzak ara en önemli sorunu her alanda kalite, nitelik sorunu.

Ve bu sorun eğitim sorununu dahi aşan bir mesele çünkü vereceğim örnek ile eğitimsizlik arasında doğrudan bir ilişki pek yok.

Geçtiğimiz günlerde Milli Savunma Bakanımız Sayın Hulusi Akar, Kanada’nın Halifax kentinde bir toplantıya katıldı ve bu toplantıda bir konuşma yaptı.

Bu konuşmanın bir yerinde de, muhtemelen kendisine bir eleştirel soru yöneltildi, geçtiğimiz hafta yaşadığımız ilginç gözaltılar, Prof. Turgut Tarhanlı, Prof. Betül Tanbay ve diğerleri, gündeme geldi.

Bu konuya ilişkin Sayın Hulusi Akar şöyle bir cümle kurmuş konuşmasında, cümle İngilizce, önce aynen aktarıyorum: "(They are arrested) not because they are academics or journalists but because of their actions. They are committing crimes. Before the prosecutor, before the court, if they prove they are innocent, then there will be no problem."

Çevirisi aşağı yukarı şöyle: “Onlar, akademisyen ya da gazeteci oldukları için değil, eylemleri nedeniyle tutuklanıyorlar. Suç işliyorlar. Mahkemenin önünde masum olduklarını kanıtlarlarsa ortada sorun kalmaz.”

Mesele bir eğitim meselesi değil derken bu satırların sahibinin Milli Savunma Bakanı, Bakan olması da önemli değil, herkes bakan olabilir, ama önce orgeneral sonra da o kadar orgeneral arasından Genelkurmay Başkanı seçilmiş biri olması bakan olmaktan çok daha önemli, herkes bakan olabiliyor ama orgeneral olmak çok daha zor, çok uzun seleksiyon süreçleri gerektiriyor ama sonra da bir orgeneral sanığın masum olduğunu mahkemede ispat etmesi gerektiğini de söyleyebiliyor.

Burada sorun aslında Sayın Hulusi Akar’ın şahsı değil, kendisini doğrudan da eleştirmek istemem, şart da değil çünkü büyük ihtimal bu düzeylerde dahi yegane örnek değil ama bu satırlarda ifadesini bulan mesele çok ciddi, çok vahim genel bir nitelik meselesi.

Sayın Bakanımız, eski bir orgeneral, eski bir Genelkurmay Başkanı, bu ifadesinde akademisyenlerin, gazetecilerin kendilerinin masum olduklarını mahkemede ispat edebilirlerse mesele kalmaz diyor.

Bu ifade asırlardır hukukun en temel ilkesi olan masumiyet karinesi kavramına bile karşı bir ifade, evrensel hukukta sanık kendisinin masum olduğunu değil, iddia makamı sanığın suçlu olduğunu adam gibi delillerle ispat etmekle mükelleftir.

Bir orgeneral aslında ortaokul öğrencisinin bile bilmekle mükellef olması gerektiğini düşündüğüm çok temel bir hukuk ilkesini nasıl tersine çevirebilir?

Şayet bir toplumun hukuk kulağı bu kadar kapalı ise o toplumun yirmi birinci yüzyılda, hadi orgenerallerin seveceği bir ifade kullanayım, muasır medeniyet düzeyini yakalaması ya da aşması mümkün müdür?

Türkiye toplumunun hukukla ilişkisi çok sorunlu; yapmaması gereken bir şeyi yapan çocuğu bizim anne babalar “gebertirim seni” diye azarlarken, bir Fransız anne ya da babanın “bunu yapmaya hakkın yok” dediği örneği verilir, örnek kanımca dört dörtlüktür, burada vurgu hak yani genel anlamda hukuk kavramınadır çocukken yaptığı bir yaramazlık karşısında “gebertirim seni” lafını duyan bir çocuğun ileriki senelerde hukuk üzerinden kurulması gereken ilişkileri güç üzerinden kurmaya çalışmasına da şaşmamak lazım.

Milli Savunma Bakanı Sayın Hulusi Akar’ın, eski orgeneral ve Genelkurmay Başkanı, bu hukuk faciası ifadesini okuyup da şaşan ya da bu sözden rahatsız olan kişi sayısının da bizde çok olduğu kanısında değilim.

Hukukla ilişkisi bu düzeyde bir toplumun yirmi birinci yüzyılı ve sürdürülebilir büyümeyi ıskalamasına da maalesef şaşmamak lazım.

Bir toplumun gelişimi, kalkınması, zenginleşmesi, güvenliği, özgürlüğü her şeyden önce o toplumu oluşturan yurttaşların ve kurumların nitelik meselesine bağlıdır.

Bir orgeneral bu ifadeyi kullanabiliyor ise temel meselenin eğitim meselesi olduğunu söylemek ne kadar mümkün?

Askerî vesayetin bugünkünden daha başka bir biçimde egemen olduğu günlerde hepimize subayların bu ülkenin en iyi eğitim gören meslek mensupları oldukları söylenmiyor mu idi?

Demek ki bu konuda temel mesele eğitim değil galiba.

  • Abone ol