Sayıştay bir demokrasinin en temel kurumlarının başında gelir; 6085 numaralı, 3 Aralık 2010’da kabul edilen, 12 Mart 2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan bir kanunu vardır ve bu kanunun birinci amaç maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı; kamuda hesap verme sorumluluğu ve mali saydamlık esasları çerçevesinde, kamu idarelerinin etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak çalışması ve kamu kaynaklarının öngörülen amaç, hedef, kanunlar ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olarak elde edilmesi, muhafaza edilmesi ve kullanılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yapılacak denetimleri, sorumluların hesap ve işlemlerinin kesin hükme bağlanmasını ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak üzere Sayıştayın kuruluşunu, işleyişini, denetim ve hesap yargılaması usullerini, mensuplarının niteliklerini ve atanmalarını, ödev ve yetkilerini,haklarını ve yükümlülüklerini ve diğer özlük işlerini, Başkan ve üyelerinin seçim ve teminatını düzenlemektir.”

Sayıştay Kanunu'nun bu amaç maddesinin herkes tarafından iyi okunması gerekiyor; Sayıştay denetimlerini, incelemelerini, hükme bağlama işlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yapıyor, bu açıdan da sistem içinde önemi daha da artıyor.

Bu çok önemli kurum demokrasinin muhtemelen en önemli kurumu çünkü kamu parasının etkin ve hukuka uygun kullanımını TBMM adına denetliyor.

Bu tanımlar çerçevesinde bu çok önemli kurumun, Sayıştay’ın her türlü yanlışın dışında kalma gibi bir sorumluluğu, bir görevi hatta bir demokratik mecburiyeti var.

Oysa, son senelerde, bu güzide kurum, Sultan Abdülaziz’in 1862’de kurdurduğu Sayıştay çok çeşitli eleştirilere konu olmaya başladı.

Sayıştay bir görüşe göre bir yüce yargı organıdır, her yargı organının kararlarında olduğu, olması gerektiği gibi eleştirilere de açık olmalıdır, eleştiriler doğal ve normaldir ama son dönemlerde getirilen eleştiriler hatta suçlamalar, şayet doğru ise, bu kurum için kabul edilebilir şeyler değildir.

Bu eleştirilerin bir bölümünü ben de yaptım ve muhtemelen bu konuyu bu kadar sık olarak gündeme ilk getiren de ben oldum; Anayasa'nın ilgili Sayıştay maddesinde 2005 tarihinde önemli bir değişiklik yapıldı, iyi ki de yapıldı ama bu anayasa değişikliğini izlemesi gereken yeni Sayıştay Kanunu bir türlü çıkmadı, ta ki 2010 senesine kadar ve kanımca 2005 anayasa değişikliğini gerektiren kavramsal çerçeve yeni yasaya da çok marjinal olarak yansıdı, bir ifadeye göre de “dağ fare doğurdu”, sosyal medyada da benle “kafayı Sayıştay’a taktı” diye dalga bile geçtiler.

Bu yasa değişikliği meselesinin doğal olarak Sayıştay kurumu ile bir ilgisi yoktu, TBMM’nin ve özellikle de AKP’nin işi idi ve yine kanımca AKP’nin siyasi konularda patinaj yapmasının, kurulu düzenle uyumlu hareketlerinin, hukukun üstünlüğünden üstünlerin hukukuna tekrar dönmeye başlamasının önemli bir işareti oldu 2010 tarihli Sayıştay Kanunu.

Mesleğim ve ilişkilerim gereği çeşitli gelişmiş ülkelerin, AB ülkelerinin mesela, Sayıştay üyelerini ya da Sayıştay üyeliği yapmış bürokrat ve hocalarını bir ölçüde tanıdım, bu yeni Sayıştay Kanunu 2010’da çıkarken konuşma olanağım oldu, kendi Sayıştay yasa ve uygulamalarında, meseleyi kapalı geçiyorum, bir tür kamu hizmetinin üretiminin ve üreticilerinin başka kamu hizmetlerine oranla daha farklı yöntemlerle denetlendiğini hiç duymadım, öğrenemedim.  

Son aylarda da Sayıştay denetim raporları nedeniyle çok sayıda denetçinin, denetim birimleri yöneticilerinin görevden alındığını ya da yerlerinin değiştirildiğini öğreniyoruz; basına yansıyan konuların bir bölümü gerçeği tam yansıtmayabilir ama Sayıştay kurumunun adının bu tür iddialarla beraber anılması, bu anılmalara neden olan uygulamalar bile başlı başına büyük bir sorun.

İnternette Sayıştay’ın sayfasını açtığınızda “Duyurular” bölümünde “Basın Açıklamaları” var ve bu basın açıklamalarının kısm-ı azamı hep bu türlü iddialara cevaplara ayrılmış, belirttiğim gibi bu tür iddialara neden olmamak şart, kayyım atanmış belediyeleri denetleyip usulsüzlükler, kamu zararları tespit etmiş bir denetçinin, herhangi bir nedenden böyle bir konjonktürde görev yerinin değiştirilmesini anlamak mümkün değildir, yanlıştır, talep bizzat denetçinin kendisinden bile gelse yönetim bu talebi bir süre ertelemek zorundadır.

Bu iddialar bu boyutlara çıkarsa bir boyutuyla ne olacağını görmek için 2016 senesinde Sayıştay’ın 154. senesi nedeniyle verilen yemeğe katılan yabancı Sayıştay başkanlarını ya da temsilcilerini hatırlamakta fayda vardır, bu yemeğe ülke dışından sadece Suudi Arabistan, Katar, Azerbaycan ve KKTC Sayıştay başkanları katılmıştır, bu durumun ne kadar can sıkıcı bir durum olduğunu herhalde herkes takdir ediyordur.   

Sayıştay’ın ürettiği belgelerin ne kadarı TBMM’ye inmekte ve konunun esas sahibinde zamanında görüşülebilmektedir acaba?

Bu soruya verilecek yanıt ülkemizin demokrasi ve hukuk devleti çıtası hakkında çok önemli bir fikir verecektir.

Üniversitelerimizin maliye ya da mali hukuk bölümlerinde Sayıştay’ın performans denetimlerinin sonuçları üzerine ciddiye alınabilecek tezler yazılabilmekte midir?

Sayıştay kurumları çok etkin çalışan mesela Fransa gibi ülkelerin Sayıştayları ile ne ölçüde ortak çalışmalar yapılabilmekte, buralara uzman yardımcıları ya da uzmanlar ne kadar gönderilebilmektedir acaba?

Sayıştay meselesi çok önemli bir meseledir ve maalesef bu kurumun çalışması, etkinliği hakkında kafalarda soru işaretleri oluşmaya başlamaktadır. 

  • Abone ol