Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir yüksek bir büyüme oranını yakalaması için dış kaynağa ihtiyacı var, dış kaynak demek de sıcak para değil, doğrudan yabancı sermaye yatırımı demek.

Yüksek büyümenin üreteceği cari açığı da nitelikli bir biçimde finanse edebilmenin şimdilik bilinen başka bir yolu da yok.

Türkiye senede elli milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekebilir ise mevcut ekonomik sorunlarının çok ama çok büyük bir bölümünü kalıcı bir biçimde arkada bırakacaktır ama burada önemli olan Türkiye’nin ülke içinde bu yatırımı çekebilecek bir hukuk, eğitim ve iktisadi düzeni oluşturmasıdır, başka çare de yoktur.

Yazımın başlığında da bu hedefin çok iddialı bir hedef olduğunu belirttim çünkü dünya genelinde bile yabancı sermaye yatırımları azalıyor, 2016 senesinde küresel ölçekte bir trilyon 868 milyar dolar olan toplam doğrudan yabancı sermaye yatırımı 2017 senesinde bir trilyon 430 milyar dolara düşmüş, azalma oranı yüzde 23.

2016-2017 arasında dünyada doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında artış gösteren bir bölge de yok, gelişmiş ülkelerde yabancı yatırımın düşüş oranı yüzde 37 olmuş, gelişmiş ülkelerin bir alt kategorisi olan AB ülkelerine ise giren doğrudan yabancı sermaye yatırımının azalma oranı yüzde 42’yi bulmuş.

ABD ve Kanada demek olan Kuzey Amerika’ya giren yabancı yatırımın azalma oranı yüzde 39.

Sadece, gelişmekte olan ülkeler diye tabir edilen ülke grubuna yapılan doğrudan yabancı sermaye yatırımı miktarında 2016’dan 2017’ye bir azalma yok, 2016’da 670 milyar dolar olan toplam yatırım, 2017 senesinde 671 milyar dolar olmuş.

Unutmayalım, Türkiye de bu ülke grubunun içinde ele alınıyor.

İddialı hedef dediğim de işte bu: Türkiye’ye senede, bu manzara içinde, elli milyar dolar doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekebilmek.

Bugünün Türkiye’si için bu hedef imkânsız bir hedef çünkü hem hukuk devleti yerlerde sürünüyor, hem devlet saydam değil, hem vergi ve rekabet ilişkileri ülkeye illaki de kayıt içinde gelecek yabancı yatırımı caydırıcı nitelikte, hem de eğitim koşulları nedeniyle beşeri sermaye sorunu var.

Bu dört temel sorun arasında eğitim meselesi dışındaki üç temel soruna kısa vadede neşter atılabilir ve Türkiye yabancı sermaye yatırımları için cazip bir ülke haline kolayca gelebilir, AB ile mevcut Gümrük Birliği yani Türkiye’de üretilecek imalat sanayi mallarının AB ülkelerine gümrüksüz girebilmesi bu kozu iyi kullanabilirsek çok ama çok önemli.

Ama, ilk yapılması gereken iş kafamızda yani öncelikle Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir büyüme için daha uzun seneler dış kaynağa olan ihtiyacını görmek, bilmek ve en önemlisi de bu gerçeğin gereklerini yerine getirmek, getirebilecek siyasi-demokratik iradeyi gösterebilmek.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu gelişmekte olan ülkeler grubunda doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının getirisi kalkınmış ülkeler ortalamasından çok daha yüksek; örneğin, 2017 senesinde kalkınmış ülkelerde yüzde 5.7 olan yabancı yatırımların getiri ortalaması gelişmekte olan ülkelerdeki yüzde 8.0’lik getiri ortalamasının epey altında, bu getiri oranı farkı şayet hedefiniz daha fazla yabancı sermaye yatırımı çekmek ve gereklerini yerine getirmek ise çok önemli bir fark, her yatırımcı, ortada bu farkı önemsiz kılacak başka negatif faktörler yoksa, dikkate alır.

Gelişmekte olan ülke ekonomi yönetimlerine düşen görev de bu farkı yatırımcı için anlamlı kılacak önlemleri almak, diğer olumsuzlukları mesela altyapı sorunlarını adeta sıfırlamak.

Biliyorum, işler kolay değil, hedef bu ortamda, dünyada her yerde yabancı sermaye yatırımları düşerken, senede elli milyar dolar doğrudan yatırım çekmek ise yapacak çok iş var demektir.

Ama, şunu da unutmayalım, bu hedefe hemen ulaşamasak bile, mesela hukuk devleti konusunda dev adımlar atabilmek çocuklarımızın geleceği için en önemli yatırımdır.

Kaynak: UNCTAD, World Investment Report, 2018; United Nations, 2018

  • Abone ol