Türkiye ekonomisi ve siyaset, Türkiye ekonomisi ve hukuk devleti ilişkileri zaten üç aşağı beş yukarı belli gibi. Bugüne kadar da büyük sürprizlere yer olmadan işler kitaba uygun bir biçimde yürümüşe benziyor.

Neydi eski denge?

Sağlıklı, iç ya da dış, tasarruf kaynaklarıyla beslenmeyen büyüme süreçleri hep duvara çarptı, farklı kur rejimlerinde bile hep böyle oldu. Daha da gerilere gidebiliriz ama en azından 1958’den beri durum bu.

Cari açık problemi nedeni ile ekonomi duvara çarpıyordu ama bir kere duvara çarpıp eksi büyümelere geçince de cari açık cari fazlaya dönüşüyordu.

Yüksek büyüme, yüksek cari açık; eksi ya da sıfır büyüme cari fazla ama bugüne dek dengeler hep bir biçimde kendini toparladı. 2001 reformlarında olduğu gibi sistem kendini tekrar dünya kurallarına bir ölçüde uyarladı.

Yatırım-tasarruf açığı hep aynı kaldı, bu açığı 2005-2008 aralığında olduğu gibi sağlıklı dış kaynaklarla kapatabildiğimiz ölçüde de büyümeyi hep bir adım öne taşıyabildik. Ama eski dönemlerdeki siyasal iktidarlarda iki şey, olumlu anlamda, yoktu:

  1. Batı değerler sistemi, evrensel hukuk devleti ilkeleri ile bitmeyen bir çatışma arzusu.
  2. İktidarda iken muhalefete düşmeme, düşememe, düşerse başına ne geleceğini bilememe korkusu. Allah her demokrasiyi muhalefete düşmekten öcüden korkar gibi korkan iktidarlardan korusun.

Seçimlerden önce de iktidarlar -bu açıdan onları eleştirmek de çok hakkaniyetli olmayabilir- muslukları biraz açarlar, sistemi zorlarlar ama seçim sonrası da eskilerin ‘stop and go’ (önce fren sonra gaz) politikası dedikleri yöntemle yollarına devam ederlerdi.

Şimdi ise durum galiba biraz farklılaşıyor. Emin olabilirsiniz, aşağıda yazacaklarımda yanılmayı muhtemelen herkesten daha fazla istiyorumdur.

Yüksek büyüme-cari açık, daralma-cari fazla ikilisi bilemiyorum ne kadar daha zaman içinde birbirlerinin yerine geçerek sistemin devamını sürdürecekler, sağlayacaklar.

Bu kısmen sağlıklı alternansın sürebilmesi için siyasal iktidarın genel seçimlere giderken hukuk kapılarını sonuna kadar demesem bile epey bir miktar açması, sistemi rahatlatması gerekiyordu. Bundan sonra bu iş nasıl bir çerçevede gerçekleşecek, çok emin değilim.

Muhtemelen bizim siyasal iktidarın en sevmediği mesele cari açık meselesi. Çünkü cari açığın kapatılması demek demokrasi-evrensel hukuk ülkeleriyle yani AB-ABD ile köprülerin tahkimi demek. Zaten başka türlü Türkiye’nin tasarruf-yatırım açığını yani cari açığını finanse etmek pek mümkün değil.

Net, hata noksan kalemleri ile, ne kadar büyük olurlarsa olsun, yüksek büyümenin, mesela yüzde 6 ya da yüzde 7 büyümenin üreteceği cari açığı finanse etmek söz konusu değil.

S-400 krizi ile de meselenin üzerine gidiliyor. Benim öngörülerim mevcut siyasal iktidarın önümüzdeki dönemde demokrasi-evrensel hukuk ülkeleri ile köprüleri daha da atmak isteyeceği yönünde. Böylece zaten yüksek büyüme-yüksek cari açık-yüksek cari açığın nitelikli finansmanı formülü çöpe atılmış oluyor.

Unutmayalım, bu formül, beğenin beğenmeyin AKP’yi 2005-2008 arası uçuran büyüme formülü ve ben hala bu formülün Türkiye için kısa ve orta vadede yegane çözüm olduğunu düşünüyorum.

Peki, cari açık ve bu açığın demokrasiler üzerinden finansmanından kaçmaya çalışan AKP ve Erdoğan şimdi ne öngörüyorlar?

Kanımca, daralma ya da yüzde 1-2 büyüme ve bu büyüme oranı ile uyumlu cari fazla Erdoğan için bir perspektif oluşturuyor. İzlediniz, Türkiye ayda 1 milyar dolayında cari fazla vermeye başladı çünkü Türkiye ekonomisi muhtemelen son çeyrekte önemli bir küçülme yaşayacak.

Bu yüzde 1 ya da 2 büyüme ve cari fazla üretme dengesi, Türkiye’yi cari açığın finansmanı için demokrasi-evrensel hukuk ülkelerinin taleplerinden, hukuk ‘dayatmalarından’ !!! kurtarmış olacak ama bu aşamada da gündeme çok büyük bir sorun geliyor. Bu sorun da sisteme, AKP’ye, Erdoğan’a meşruiyet kazandıran sandık ve buradan çıkacak iktidar meseleleri nasıl çözülecek?

Bu sorunun bir cevabı olmalı Erdoğan’ın kafasında ama bu cevap çok da insanların yüzünde güller açtıracak bir cevap olmayabilir. Önümüzdeki dönemde yine muhtemelen dört ya da beş senede bir yapılacak seçimlerden vazgeçilmeyecektir ama seçimlerin nitelikleri çağdaş dünyanın kabul edebileceği düzeylerin çok çok altına düşebilir.

Yüksek Seçim Kurulu ile ilgili tasarruflar ortadadır. Türkiye’nin üçüncü partisinin eşbaşkanları hapistedir. CHP’li sayısız milletvekilinin başında Demokles kılıcı gibi sallanan dosyalar mevcuttur. Toplumsal muhalefetin durumu zaten ortadadır. Muhtemelen sosyal medyaya da yeni sınırlamalar, -mevcutlarından öte- getirilecektir.  İfade özgürlüğü meselesine hiç girmiyorum bile.

Önümüzdeki dönem düşük büyüme yani daralma ama cari fazla (batı hukuk dünyasına ihtiyaç asgariye iniyor) ve en önemlisi belki de iktidar partisinin yüzde 70’leri aşan oranlarda seçim başarıları… Hafızalarımızda Hüsnü Mübarek’in aldığı oylar hala çok taze, Türkiye’de bu tarih neden tekerrür etmesin?

Çok düşük, yetersiz büyüme, cari fazla ve abartılı seçim başarıları (!!!) yeni dönemin yeni dengeleri olabilirler.

  • Abone ol