“Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli: 'Tarım, ülkemizde bilişim teknolojilerinin gelişimiyle insana, bitkiye, hayvana, çevreye duyarlı, üretimde kalite ve verimlilik artışına olanak sağlayan ciddi bir evrim geçirmektedir' açıklamasında bulundu.

Dünya Gıda ve Tarım Forumu kapsamında düzenlenen Tarım Bakanları Konferansı, Almanya'nın başkenti Berlin'deki Alman Dışişleri Bakanlığı'nda başladı. Pakdemirli, 70 ülkeden tarım bakanlarının katıldığı konferansta, 'Tarım ve kırsal bölgelerde yapısal değişiklikler' konulu oturumu yönetti.”

***

Tarım sektörü ve bu sektörün yapısal diyebileceğimiz sorunları Türkiye’nin en az konuştuğu konuların başlarında geliyor.

Tarım sektörü konuşulmuyor değil ama yanlış konuşuluyor, temel meselelere asla girilmiyor.

Özellikle siyasetçiler, hem iktidar hem muhalefet, bazı konulara büyük bir özenle girmek istemiyorlar.

İşin ilginç yanı da siyasetçilerin (iktidar ve muhalefet) girmek istemedikleri konuların tarım sektörünün en temel, en belirleyici konuları olmaları.

Tarımda öyle meseleler var ki, bunları kalıcı olarak geride bırakmadan, tarım sektöründe verimliliği yükseltmek mümkün değil.

Tarım aynı zamanda hem siyasilerin hem de sözde gazeteci ya da bilimcilerin büyük yalanlar söylediği bir alan; bunların muhtemelen başında da “biz dünyada kendi kendine tarımda yeterli yedi ülkeden biri idik” lafı.

Bu ifade baştan başa bir popülizmdir, aslı astarı yoktur.

Yukarıda, yazının başında yaptığım alıntı tarım konusunda ilgili bakanlığın meselelere bir çözüm üretebilmek için neler yapılması gerektiğini açıklıyor ama bu önlemlerin içinde en önemli mesele yok, çünkü tarım meselesinde bir adım ileri gidebilmek için öncelikle bu konunun çözüme kavuşturulması şart ama bu konu siyaseten hem iktidarın hem muhalefetin işine gelmiyor.

Mesele tarım alanlarının toplulaştırılması meselesidir.

Bir parçacık teknik takılalım, tarım sektörü maliyet fonksiyonu, sanayinin aksine hâlâ azalan maliyetlerin egemen olduğu bir sektör, yani tarım işletmesinin büyüklüğü arttıkça verimliliği de artıyor; bu kadar teknik takılma yeter.

Tarım sektöründe verimliliğin artması öncelikle ve ağırlıklı olarak işletme büyüklüklerinin artmasına yani arazi toplulaştırmalarına bağlı.

Tarım ülkesi denen ülkemizde ortalama (tüm ürünler dahil) tarım işletmesi büyüklüğü hâlâ altı, yedi hektar dolayında; AB ortalaması ise yirmi beş hektara yaklaşıyor, ABD’de ise yüz hektarın çok üzerinde ve dolayısıyla da hem AB hem ABD tarım sektörü verimliliği ortalama hektar büyüklüğüne bire bir orantılı olarak bizden daha yüksek, yani mesela AB tarımsal ortalama verimliliği bizden dört kat civarında daha yüksek.

ABD tarım verimliliği ise AB ortalamasının dört katından çok daha fazla.

Ancak, bizim arazi kanunlarımız, miras hukukumuz arazi toplulaştırmalarına pek izin vermiyor ve bu nedenden de tarım verimliliği yükselmiyor.

Siyasilerimiz de arazi toplulaştırma fikrini pek sevmiyorlar çünkü hâlâ nüfusun siyaseten önemli bir bölümü tarımda ve kimse bu kesimle papaz olmak istemiyor.

Başka bir ifade ile, kimse temel mesele ile yüzleşmeyince de tarım ekonomisi cahili iktisatçılara ve gazetecilere “neden bizde tarım fiyatları ortalama fiyat artışlarından daha çok artıyor?” sorusu kalıyor.

İlgili bakanlar da top çeviriyorlar, meseleyi teknolojiye falan indirgemek istiyorlar; doğrudur, tarımda teknoloji meselesi de önemlidir ama öncelik ortalama tarım işletme büyüklüğünü en azından üçe katlamaktır.

Bunu yapabilecek, yapmaya soyunabilecek babayiğit siyasi var mıdır?

Neden dünyada tarım fiyatları en çok artan ülkeyiz sorusunun cevabı çok net değil mi?

Çok düşük verimlilik.

Rahmetli Erbakan, AET (AB) projesine karşı çıkarken “Biz Avrupa’nın manavı, kasabı olmak istemiyoruz” derdi.

Oysa, Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerinde olabileceği en son şey Avrupa’nın manavı, sütçüsü, kasabı olabilmektir, çünkü onların tarımsal verimlilik düzeyi bizden kat kat yüksektir.

Tarım Bakanı Sayın Pakdemirli şu arazi toplulaştırma meselesi hakkında bir açıklama yapsa da biz de konunun neresindeyiz bilsek diye düşünüyorum.

  • Abone ol