Önümüzdeki dönemde iktisadi büyümeyi ve küresel rekabeti ülkelerin, bölgelerin eğitim düzeyleri, nitelikleri belirleyecek, bu konuda akl-ı selim sahibi herkes mutabık.

Yukarıdaki cümlede eğitim düzeyi ve eğitim niteliği kavramlarını ayrı ayrı kullandım çünkü bu ayrım çok önemli, aşağıda değineceğim.

Önce meselenin sayısal boyutuna yani eğitim düzeyine girelim.

Türkiye’nin 2019 milli geliri Türk lirası cinsinden 4.45 trilyon.

Bütçe içinden üretilen kamu eğitiminin miktarı ise 161 milyar lira.

Kamusal eğitimin milli gelir içindeki payı yüzde 3.6.

Türkiye’de özel eğitimin de payı az değil ama yine de analizi değiştirecek ölçüde değil, burada sadece kamusal eğitimi ele alıp Fransa ile mukayese ediyorum çünkü Fransa’da özel eğitimin payı da çok düşük.

Fransa’nın milli geliri ise 2.3 trilyon avro (2300 milyar avro).

Fransız bütçesinden eğitime ayrılan para ise 155 milyar avro.

Böylece Fransa’da milli gelir içinde eğitim harcamalarının (kamu) payı yüzde 6.7 gibi bir orana tekabül ediyor.

Fransa gibi eğitim düzeyi Türkiye ile mukayese edilemeyecek bir ülke bile milli geliri içinden hâlâ kamusal eğitime Türkiye’ye oranla çok daha fazla pay ayırıyor.

Oransal olarak yaklaşık tam iki katı.

Bu durum Türkiye ile Fransa arasındaki eğitim açığının her geçen sene daha da büyüdüğünü, açığın arttığını gösteriyor; sevimsiz bir durum.

Meseleye mutlak büyüklükler açısından baktığınız zaman da durum hiç iç açıcı gibi durmuyor.

Türkiye bütçe içinden kamusal eğitim için 161 milyar lira harcıyor; bu büyüklük avro cinsinden yaklaşık 26 milyar avroya tekabül ediyor.

Avro cinsinden mutlak büyüklükler olarak da bakarsanız Türkiye kamusal eğitime 26 milyar avro, Fransa 155 milyar avro harcıyor.

Fransa avro olarak bizden altı kat daha fazla kamusal eğitim harcaması yapıyor.

Birisi, yanlış bir eleştiri değildir, meseleye satın alma gücü paritesi (SAGP) açısından bakılırsa farkın bu ifade ettiğim farktan biraz daha az olacağını söyleyebilir, doğrudur ama SAGP bazlı analiz bile durumun vahametini ancak marjda değiştirebiliyor.

Fransa’nın nüfusu Türkiye’den az, 67 milyon, toplam öğrenci sayısı da daha az ama öğretmen sayısı yaklaşık aynı.

Meselenin bir de “sosyal ortam” boyutu var.

Bir Türkiyeli öğrenciye oranla Fransa’daki bir öğrenci bu daha güçlü eğitim harcamalarını daha iyi eğitimli bir ailede, daha iyi sağlık, konut, ulaştırma koşullarında alıyor, bu durum da eğitim harcamasının gücünü, etkisini daha da yükseltiyor Fransa’da.

Gelelim meselenin kanımca en önemli yanına, eğitim hizmetinin niteliği meselesine.

Fransa’da eğitim harcamaları avro bazında Türkiye’den kat kat daha yüksek.

Ancak, tam ölçemediğimiz ve bu farkı daha da arttıran temel faktör Fransa’da eğitimin niteliği ya da kalitesi; bu farkı avro olarak eğitim düzeyine yansıtabilsek iki ülke arasındaki eğitim harcamaları farkının aslında görünenden çok daha yüksek olduğu çok daha net anlaşılacak.

Fransa’da lise mezuniyetine tekabül eden bakalorya sınavlarını muntazaman izlerim, belirli disiplinlerin soruları gazetelerde yayınlanır; bizde artık üvey evlat muamelesi gören, çok önemsenmeyen felsefe eğitiminin bakalorya (lise mezuniyet) sorularını görseniz, bu sorulara bizim üniversitelerin felsefe bölümlerinden mezun olanların cevap vermekte çok zorlanacağını hatta yaklaşık tümünün bu sınavlardan başarısız çıkacağını da anlarız; bu durum matematik gibi dallarda da geçerli.

Bizim ise eğitim süreçlerinde neleri yapmadığımız ama daha da önemlisi ne yanlışları yaptığımız konusuna girmiyorum bile, bilen zaten biliyor; benim kanaatim bizim eğitim sistemi içinde bir şey yapmamak yapmaktan çok daha hayırlı galiba.

Türkiye ise bu eğitim uçurumu ile birlikte Fransa ve benzeri ülkelerle bir dizi alanda rekabet içine girmek istiyor; bu durumun ne kadar yapılabilir olduğu konusunu okurların izanına bırakıyorum.

Fransa gibi demokratik hukuk devletleri eğitime avro cinsinden bize oranla daha az para harcasalar bile (ki durum hiç de öyle değil) bu daha az harcamanın etkisi bile bize oranla daha güçlü olacak bu hukuk ve siyaset ortamında.

  • Abone ol