Önce daha bu hafta basında rastladığım bir haberden bir alıntı, biraz aşağıda da yine italik ve bold olarak da çok önemli bulduğum bir okur mektubu;

“Sözcü'den Uğur Enç'in haberine göre Rosselkhoznadzor yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi; 'Four Principles LLC’nin geçici depolama alanına giren ürünleri inceleyen ve bunlarda haşere bulmuş olan çalışanlarımız, numuneleri Bryansk Bölgelerarası Veteriner Laboratuvarı’na göndererek yaptıkları incelemelerde Türk domateslerinin güve ile enfekte olduğunu belirledi. Tespit edilen karantina zararlılarının Rusya’ya nüfuz etmesini ve yayılmasını önlemek için ürünler tedarikçiye iade edildi.' Kurumun sadece 2 ayda 9 ayrı biber-domates sevkiyatı için ‘güve' tespiti yaptığı da açıklamada belirtildi.”

Bazı konular var, ilk bakışta çok basit gibi duruyorlar ama arkasını biraz karıştırdığınızda karşınıza bambaşka manzaralar, bambaşka, o güne dek pek düşünmediğiniz illegal ve gayrimeşru çıkar ilişkilerinin iç içe girdiği dünyalar çıkabiliyor.

Geçen hafta yine burada, Artı Gerçek’te, Avrupa Birliği ve Rusya’ya ihraç girişiminde bulunduğumuz ama bu ülkelerin sağlık denetim ve tüketim standartları otoriteleri tarafından ülkelerine girişleri yasaklanmış meyve ve sebzenin akıbeti ile bir yazı yazmış idim.

Benzer yazıları senelerdir yazıyorum, Avrupa ülkelerinin, Rusya’nın kendi yemedikleri, çocuklarına yedirmedikleri çünkü üzerlerinde zehirli maddelerin standartlar üstü bulunduğu meyve ve sebzenin ülkemize geri döndüğü zaman ne yapıldığını, yakılıp yakılmadığını, gömülüp gömülmediğini sormuştum, her zaman olduğu gibi resmî otoritelerden bir yanıt alamadım.

Anlaşılan Avrupa ülkelerinin, Rusya’nın kendi çocuklarına yedirmedikleri çünkü zehirli buldukları elmaları, kirazları, kayısıları, erikleri bizim çocuklara yediriyor bazı alçaklar ve buna neden olanlar da bu işi muhtemelen milliyetçi bahanelerle yapıyorlar.

Bu çirkin iş için yetkililerden yanıt alamadım ama bir okurdan yine çok ürkütücü bir mesaj aldım, iznini alamadığım için ismini yazmadan mesajı aynen aktarıyorum:

“Memleketten sıcak selamlarla. Sayın Hocam, 16 Şubat 2019 tarihli yazınızı yine zevkle (her yazınız gibi) okudum. (Artı Gerçek). Değindiğiniz konu çok ama çok önemli. Antakya'da yaşıyorum. Çevre ilçelerde, yüksek seviyede sebze meyve üretimi yapılıyor, lojistik işi yapan çok firma mevcut. Doğal olarak şahit olduğumuz ve dinlediğimiz çok hikâyeler oluyor. Bahsettiğiniz kadarın yüz katı gibi. Örneğin ihracata gidecek ürün özel yetişiyor, tarım ilacı standartları aşmayacak şekilde uygulanıyor. Sonra bu ürün tane tane seçiliyor ve o şekilde gönderiliyor. Geri gelmesi mesele değil ki. Çünkü o ürün kötü ise, bizim tükettiğimiz resmen
zehirdir. Ayrıca şekilsiz ve de tatsızdır. Daha derin bir inceleme yaparsanız bu hakikati görebilirsiniz. Saygılarımla... İSİM”

İsmini zikredemediğim okurumuzun bu yorumu gerçekten çok önemli, önemli olduğu kadar da vahim.

Durum muhtemelen bizim algıladığımızdan, bildiğimizden çok daha kötü.

İhracata gidecek ürün özel olarak yetiştiriliyor, özel olarak seçiliyor ve buna rağmen bu kadar iade yaşanıyor ise, gerçekten okurumuzun söylediği gibi iç piyasa için üretilen ürünlerin yani vatandaşların tükettiği meyve sebzenin durumu nedir?

Yetkililer, Tarım Bakanları, Ziraat Odaları neden bu konuya hiç girmezler?

Basında neden, bir kez bile olsa, imha edilen iade meyve sebze haberine neden rastlayamıyoruz?

Bu tarım bakanları kendi çocuklarına acaba bu zehirli meyve sebzeyi yediriyorlar mı?

Tanzim satış noktalarına gönderilen meyve sebze içinde bu iade meyve sebzenin payı acaba ne kadar?

Türkiye’de bir süredir çok vahim düzeylere yükselmiş bir vicdan problemi yaşanıyor ve bu iade edilen meyve sebzenin iç piyasa tüketicilerine yedirilmesi söz konusu vicdan meselesinin en ahlaksız bölümü muhtemelen.

Antalya bölgesi, Çukurova bölgesi meyve sebze üreticileri içinden bir kahraman çıkıp bu iade malların akıbetini bizlere bir anlatsa, ben de modaya uyup dini bir referansla söyleyeyim, büyük sevaba girecektir.

  • Abone ol