31 Mart seçimlerine doğru bu vicdan meselesini çok kafaya takıyorum.

Etrafımda AKP marifetiyle o kadar çok kabul edilmesi olanaksız kamusal vicdan problemi yaşanıyor ki, bu milletin, seçmenlerin çok önemli bir bölümünün bu vicdan meselesine bir tepki vereceklerini düşünüyorum, daha doğrusu temenni ediyorum.

Temenni ediyorum, bu temennim sadece kısa vadede ülkede işlerin biraz düzelmesi için değil, orta ve uzun vadede bu toplumun ortalama insanının suçluluk kompleksi duymaması, “biz nelere göz yummuşuz!” temelinde önemli bir toplumsal travma yaşanmaması için.

Peki, bu vicdan meselesinin beyaz oy kavramı ile ilişkisi ne?

Fransa’da son günlerde beyaz oy meselesi tartışmaların önemli bir ayağı.

Cumhurbaşkanı Macron, Sarı Yelekliler diye bilinen toplumsal direnişe hukuk içinde demokratik çözümler arıyor, bu hiddetin azaltılabilmesi için kanalize edilebileceği mecralar üretmeye çalışıyor, vergi ve harcama politikalarında arayışlara giriyor ve bir de beyaz oy meselesini gündeme getiriyor.

Cumhurbaşkanı Macron seçim kanununda yapılacak bir değişiklikle geçersiz oy ile beyaz oy ayırımını yasallaştırmak istiyor.

Malum, geçersiz oy bir biçimde usulüne göre kullanılmamış, zarfa koyarken hata yapılmış oy.

Beyaz oy ise bilinçli bir biçimde sistemin ya da seçime katılan partilerin, adayların tümüne muhalefet anlamına verilmiş bir oy, bir tepki tercihi.

Bizde de bu anlamda oy kullanan seçmen yok değildir, malum, oy pusulaların üzerine Ajda Pekkan yazılır, Zeki Müren yazılırdı, bu oylar tepki oyları idi ama seçim istatistiklerine geçersiz oy diye yansır, mührü yanlışlıkla iki yere basan seçmen ile aynı kategoride ele alınırlar.

Kendini devletin ve sistemin adamları olarak görenler genellikle beyaz oy sisteminin yasallaşmasına karşıdırlar çünkü sistemin özüne ve adayların bütününe muhalefeti tehlikeli görürler, Fransa’da da beyaz oy sistemine bu kesimlerden muhalefet geliyor, Türkiye’de de beyaz oy sistemi gündeme gelse kimlerin karşı çıkacağını görür gibi oluyorum.

Oysa, beyaz oy son derece demokratik bir tavır, sisteme muhalif kesim seçim günü evde oturmak yerine aktif bir tavır sergileyecek, sandığa gidecek, oy pusulasında beyaz oy için açılmış yere mührü basacak ve akşam da ekranlardan kaç kişinin kendisi gibi sistemin tümüne muhalefet ettiğine bakacak, öğrenecek, oyu geçerli oy sayılacak, kendini de sistem içinde bir yere oturtacak.

Ancak, iki türlü başkanlık seçimlerinde bu mesele biraz daha önem kazanıyor çünkü beyaz oylar da geçerli oy sayıldığında yüzde elliyi yakalamak zorlaşabiliyor çünkü ikinci turda iki adayla beraber beyaz oy kategorisi de geçerli oy olacak ve yüzde elli zorlaşacak.

Gelelim beyaz oy sisteminin bugünün Türkiye’sinde ne gibi sonuçları olabileceğine.

Bugün seçmenlerin önemli bir bölümünde bir hayal kırıklığı var ama hayal kırıklığının derecesi sanki AKP seçmeninde daha yüksek; bu kesim sandığa gider ve beyaz oy kullanırsa sonuçlarda önemli etkileri olabileceği kanısındayım.

Meseleye pragmatik, seçim sonuçları açısından da bakmak anlamlı olmayabilir ama seçmenlerin sandığa gidip oy kullanmaması yani katılım oranının düşük çıkması ile beyaz oyların yüksek çıkması demokrasi açısından çok farklı anlamlara gelebilir.

Aynen yanlış kullanıldığı, teknik hata yapıldığı için geçersiz sayılan oyla beyaz oyun ayrışması gibi.

Her tercih, tepkisel tercihler de sandığa mutlaka yansımalı.

Demokrasinin kuralıdır bu.

Bugün sistemde beyaz oya cevaz olsa vicdan meselesinin buraya kanalize olabileceğini de düşünüyorum.

AKP’ye artık oy vermek istemeyen ama eli başka partiye de gitmeyen bir kesim için beyaz oy en çekici tercih olabilir, çünkü bu kesim, sandığa başka nedenlerden dolayı gitmeyen kesimden farklı bir kesim.

  • Abone ol