Hukukun, siyasetin, ekonominin etkin işlemesinde en önemli şey kurumların sağlıklı çalışması.

Türkiye çok kötü bir noktaya geldi, korkarım sağlıklı bir refleks gösteremez ise daha da kötüye gidebilir önümüzdeki dönemde.

Ve bu kötü gidişin temelinde mutlaka temel kurumların artık kurum olmaktan çıkmış olmaları yatıyor.

Türkiye’de kurumlar üzerine bir şeyler söylerken kurumları da en azından ikiye ayırmak lazım.

Birinci grupta demokratik bir hukuk devletinde var olmalarına kanımca hiç gerek olmayan, olmasalar işlerin daha kötü gitmeyeceği hatta daha da iyi gideceği kurumlar var.

İkinci grupta ise demokratik bir hukuk devletinde normal koşullarda olması şart ama bugün çok kötü işleyen kurumlar var.

Birinci gruba giren kurumların hemen kapatılması ya da özelleştirilmesi gerekiyor.

Bu gruba giren kurumlara örnek olarak TRT’yi, Anadolu Ajansı'nı, Diyanet İşleri Başkanlığı'nı gösterebiliriz.

Kimse bugünkü iktidara alternatif bir siyaset iktidara gelirse bu kurumlar gerektiği (!) gibi yani çok daha iyi işler demesin lütfen çünkü mesele çok köklü bir mesele, ülkemizin kurum kültürü genel müdürlerinin siyasi iktidar tarafından atandığı kurumların özerk çalışmasına dün izin vermedi, bugün hiç vermiyor, yarın da vermeyecektir.

Zaten, TRT gibi, Anadolu Ajansı gibi iletişim kurumlarının teknolojinin ulaştığı bugünkü aşamada vergi gelirleri ile faaliyet göstermelerinin kuramsal ve kurumsal olarak hiçbir açıklaması yok ve olamaz.

Bu kurumların varlığına meşruiyet kazandırmış olan “kamu haberciliği-yayıncılığı” kavramı zaten dün de bugün de yanlış bir kavram.

Türkiye anlamsız tartışmaları da bir kenara bırakarak TRT ve Anadolu Ajansı'nı hemen ya kapatmalı ya da özelleştirmelidir.

TRT ve Anadolu Ajansı'nın devlet kurumları olmadığı bir Türkiye bugünün Türkiye’sinden daha kötü bir Türkiye olmayacaktır; bir düşünelim, bu kurumlar kapatılır ya da özelleştirilir ise demokratik bir hukuk devletinden ne eksilir?

Laik bir devlette Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) harcamaları vergilerden karşılanan bir devlet kurumu olamaz.

DİB meselesi de ülkemizin kurumlar meselesinde çok önemli bir meseledir, mutlaka bir çözüm bulunmalıdır, ya tamamen kapatılmalı ya da finansmanının genel vergilerle yapılmadığı bir model üzerinde çalışmalar yapılmalıdır.

TRT, Anadolu Ajansı ve DİB hemen çözüm bulunması ve muhtemelen kapatılması gereken kurumlardır ama bu statüde başka kurumlar da vardır.

Gelelim demokratik bir hukuk devletinin işleyişinde kaçınılmaz olan ama çok kötü işledikleri ya da işletildikleri için önemli sorunlar yaratan kurumlara.

Bu kurumlar kapatılamaz, özelleştirilemez ama mutlaka çok radikal reformlara konu olmaları gerekmektedir.

İşin çok sevimsiz yanı 2019 Türkiye’sinde ülkemizin yaklaşık tüm kamu kurumları bu son gruba girmektedir.

Yargının işleyişi ortadadır, kararları ortadadır.

Son günlerde en çok tartışılan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) da bir demokratik hukuk devletinin vazgeçilemez, kapatılamaz, özelleştirilemez bir yargı kurumudur ama yurttaşların güvenini maalesef büyük ölçüde kaybetmiş bulunmaktadır.

YSK’nın seçmenlerin itimadını kaybettiği bir demokrasi düşünülemez aslında ve tam da bu nedenden bu kurumun hukuk içine çekilmesi için bir şeyler yapmak gerekmektedir.

Hukuk içine çekilmesi gereken kurumlar bugün itibarıyla galiba kamu kurumlarının tümüne yaklaştı.

Maalesef en başta da Cumhurbaşkanlığı kurumu geliyor, balık referanslı deyimimizi kullanmak istemiyorum.

Bu kurumun hukuk dışına çıktığı durumlar yine galiba bini aştı.

Bunların en vahimlerinden birini de bugünlerde yaşıyoruz.

Anayasa'nın 104. maddesinde Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri sayılıyor ama maddenin hemen başında en temel görev olarak “Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir” ifadesi var.

Bu amir ve çok önemli hükme rağmen Cumhurbaşkanı, AKP’nin kaybettiği büyükşehirlerde işlerin merkezle iyi anlaşamayacakları için yürümeyeceğini söylemeye cüret edebilmektedir.

Evet, Cumhurbaşkanlığı Hükümeti bir devlet kurumudur ama İstanbul, Ankara, Antalya büyükşehir belediyeleri de devlet kurumlarıdır, Erdoğan’ın temel görevi bu kurumların uyumlu çalışmasını sağlamaktır ve Cumhurbaşkanı'nın bu ifadesi çok vahim bir anayasa ihlalidir.

Cumhurbaşkanlığı kurumunun bu ölçüde hukuk dışına çıkabildiği bir ülkede başka devlet kurumlarının düzgün işlediğini düşünmek bile abesle iştigaldir kanısındayım.

Durum çok ciddidir.

  • Abone ol