Bugün (dün) İsrail’de seçimler yapılıyor.

Seçimler bir anlamda Netanyahu’ya ilişkin bir referandum görünümünde.

Kamuoyu anketleri seçimlerde Netanyahu’nun seçimleri kazanacağını gösteriyor.

İzlemişsinizdir, Netanyahu’ya yönelik çok çeşitli yolsuzluk söylentisi, iddiası var ve Netanyahu’da bu iddialara hukuk ve yargı çerçevesinde değil siyaseten yanıt vermek istiyor.

Genel olarak Ortadoğu’da ve doğal olarak da İsrail’de olan bitenleri izlemeye gayret eden birisiyim ve bu çerçevede de Netanyahu’nun kendisine yönelik iddialara karşı kullandığı en büyük argüman güvenlik argümanı.

31 Mart Türkiye yerel seçimleri ve 9 Nisan İsrail seçimlerinde bu beka-güvenlik kavramının bu kadar güçlü ve aynı hedefte kullanımı doğrusu ilgimi çekti.

Netanyahu çok uzun senelerdir iktidarda ve bu durumda benim ilgimi çeken bir nokta var.

Yahudi halkı, yaklaşık toplam kırk milyonluk bir halk ve bu kırk milyonun ancak on milyondan biraz azı İsrail devleti sınırları içinde yaşıyor.

Yahudiler, İsrail’de ve dünyanın başka yerlerinde yaşayanları kastediyorum, olağanüstü yetenekli, başarılı bir halk.

Dünyanın en büyük bilim adamlarını, mesela Einstein’ı, çıkarmış bir halk.

Yine insanlık tarihinin en önemli sanatçılarını yani romancılarını, müzisyenlerini, orkestra şeflerini, sinemacılarını, vs. yetiştirmiş bir halk.

İsrail üniversiteleri dünyanın en önde gelen üniversiteleri arasında.

Malum, Karl Marx da Yahudi.

ABD’nin, Fransa’nın en büyük entelektüelleri büyük oranda Yahudi.

Bilim dalları arasında daha yakından izlediğim iktisat teorisinde ABD’nin en önde gelen iktisatçılarının büyük bölümü yine Yahudi.

Bu açıdan bakıldığında çok başarılı, çok üretken bir halk Yahudi halkı.

Ancak, bu çerçevede benim en çok ilgimi çeken konu İsrail’deki siyaset sınıfının genel çizgisinin diğer alanlarla, mesela bilim, mesela sanat, karşılaştırıldığında bu siyaset çizgisinin bu başarılı alanlarla mukayese edilemeyecek kadar düşük bir seviyede kalması.

Bu durum yani siyaset çizgisi ile bilim, sanat çizgilerinin bu kadar açık olmasının temel nedeni acaba güvenlik riskleri mi?

Einstein’ı, Karl Marx’ı, Woody Allen’ı çıkarmış bir halkın demokratik süreçlerde daha nitelikli siyasal iktidarları üretmesi beklenmesi lazım ama demek beka sorunsalı İsrail’de bu sürecin önüne önemli bir set çekiyor.

İsrail’in de hakkını çok yemeyelim çünkü Netanyahu gibi bir siyasetçi bile üç farklı davadan halen yargılanıyor ama halkın güvenlik kaygıları ve siyasetin bu kaygılara “beka” kavramı çerçevesinde verdiği yanıt bu yargılamaların sonuçlanmasını biraz zorlaştırıyor.

Bugün radyodan İsrail seçimlerine ilişkin röportajları dinliyorum, Netanyahu’nun iktidardan inmesini ve yargılanmasını isteyen muhalifler Netanyahu’nun milleti güvenlik (beka?) kavramı çerçevesinde ikiye böldüğünü, kamplaştırdığını, bizden olanlar ve olmayanlar diye ayrıştırdığını, kendisini eleştirenleri düşman olarak nitelediğini ve bu durumun kabul edilemez bir durum olduğunu söylüyorlar.

Bugünkü (dünkü) İsrail seçimlerinden bir koalisyon çıkması bekleniyor ama muhtemelen Netanyahu başbakanlık koltuğunu yine bırakmayacak.

Netanyahu Batı Şeria’yı ilhak edeceğini ifade ederek seçimlere gitti, bunu da unutmayalım, dış politikada da ABD’nin bugüne kadar görülmeyen bir desteğini arkasına alıyor.

Golan tepeleri konusunda Netanyahu’nun aldığı pozisyonun ABD tarafından nasıl desteklendiği ortada.

ABD içinde de Yahudi lobisinin, güçlü ekonomik çevrelerin Netanyahu’ya desteği malum ama önemli Yahudi entelektüelleri arasında da ABD’nin İsrail politikasının orta vadede ABD’nin çıkarlarına hizmet etmediğini ifade eden çok sayıda da kişi var.

Yaklaşık on beş sene önce bu konuda önemli bir makale yayınlayan iki Yahudi öğretim üyesi çok önemli bir üniversitede bile kadrolarını kaybettiler ama aynı zamanda İsrail’in ördüğü duvarın arkasından İsrail tarafına taş atan ünlü akademisyen Edward W. Said kendisinin üniversiteden uzaklaştırılmasını isteyen Yahudi lobisinin tüm çabalarına rağmen Columbia Üniversitesi yönetimi tarafından korundu.

Bu açıdan da ABD karmaşık ama ilginç bir ülke.

O süreçte Columbia Üniversitesi rektörünün açıklamasının Türkiye’de başta YÖK Başkanı olmak üzere rektörlerin de odasına asılması gerektiğini de düşünüyorum.

Golan tepeleri sürecinde Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Netanyahu için kullandığı ifadeler hafızalarda ama seçim süreçlerinde kullandıkları güvenlik-beka argümanları da çok fazla benzeşiyor doğrusu.

Kanımca iki liderin benzeşen yönleri farklılaşan yönlerinden daha fazla.

  • Abone ol