Yine çok sevmediğim bir yazı yazıyorum.

İçime sinmemesi iki nedenden: Birincisi komplo teorilerine pek meraklı değilimdir, ikincisi ise bu yazı benim tarzım bir yazı olmayacak ama bazen kaçınılmaz olarak bu tür yazılar da gündeme geliyor.

Komplo teorilerine çok meraklı değilimdir ama “komplo teorilerini sevmemeniz takip edilmediğiniz anlamına da gelmiyor” lafını da çok yanlış bulmam doğrusu.

İstanbul seçimlerinde neler yaşandığını hep beraber izliyoruz, seçimleri az bir farkla Sayın İmamoğlu kazandı, AKP ise tüm yasal yolları itirazlar doğrultusunda kullanıyor, olağanüstü itiraz yoluna da gitti, muhtemelen hafta başında YSK nihai kararını verecek.

Seçim hukukuna hâkim kişiler İstanbul büyükşehir seçiminin iptaline çok ihtimal vermiyorlar, YSK ve hatta AKP içinde akl-ı selimlerini koruyan bir kesimin bu durumun çok sevimsiz sonuçlara yol açma potansiyelini görüyorlar.

Ama, burası Türkiye, Cumhurbaşkanı da Sayın Erdoğan, neler olacağını hukuk çerçevesinde kestirmek çok kolay değil.

Galiba seçimlerden bir, iki gün önce yine YSK, yetkisi dahilinde, iptal edilecek seçimlerin 2 Haziran günü tekrarlanacağını da resmen karara bağlamış idi.

Bu haberi ilk duyduğumuzda İstanbul seçimlerini küçük bir farkla CHP adayının kazandığını bilmiyorduk, 2 Haziran tarihinin de Şeker Bayramı ile denk düştüğüne dikkat etmemiştik doğrusu.

İstanbul seçimlerini yaklaşık on beş bin oy farkla CHP adayı İmamoğlu kazandı.

Doğru söylemek gerekirse yaklaşık on milyon seçmenin olduğu, sekiz buçuk milyon oy kullanılan bir seçim bölgesi için on beş bin oy farkı küçük bir fark ama demokrasilerde bir oy fark bile hukuk çerçevesinde kimin kazandığını görmek için yeterlidir.

Ancak, YSK bu hafta İstanbul büyükşehir belediyesi seçimlerinin yenilenmesine karar verir ise ne olur?

Ne kadar kanuni olacağını bilemiyoruz ama çok meşru olmayacağı açık bir iptal kararı sonrası muhtemelen 2 Haziran seçimlerinde AKP seçmeninin sandığa gitmeme eğilimi artabilir ya da oyunu gidip İmamoğlu’na verebilir.

İmamoğlu seçmeni de yine muhtemelen inadına daha seferber olabilir ve bu iki etkenin sonucunda fark İmamoğlu lehine açılabilir.

Ama, Cumhurbaşkanlığı Hükümeti de potansiyel seçim gününü de içine alan dokuz günlük bir tatil kararını yaklaşık bayramdan kırk gün önce verdi, tatil 31 Mayıs akşamı başlıyor, insanlar işine 10 Haziran sabahı dönecekler, 2 Haziran seçimi tam tatilin ortasına denk düşüyor yani.

Böyle bir tarih kararının kasıtlı verilip verilmediğini gerçekten bilemiyorum ama bizim gibi ülkelerde maalesef devlet kurumları komplo teorilerini bu teorilere inanmayanlara bile inandırmayı başarıyorlar.

İstanbul’da böyle dokuz günlük tatillerde şehirde kalanlar bilir, şehir adeta boşalır, Kadıköy’den Taksim’e arabayla on dakikada gidebilirsiniz; bu süre olağan zamanlarda bazen iki saate kadar çıkabiliyor.

Seçimler tekrarlanır ise, bu kez işler çok iddiaya bindi ama yine de İstanbul, eminim, biraz boşalır, gidenler de ağırlıklı olarak İmamoğlu seçmeni olur.

Tüm farkın on beş bin oy olduğu bir seçimde bu tatil işi sonuçları radikal olarak da değiştirebilir.

Tatil yapma alışkanlığının ise İmamoğlu seçmen profilinde Yıldırım seçmen profiline oranla çok daha yüksek olduğunu da düşünelim.

Umarım, çok sayıda komplo teorisinin yanlış çıktığı gibi, bu komplo teorisi de yanlış çıkar ve bu hafta YSK bu seçim meselesine son noktayı koyarak olağanüstü itirazı reddeder.

Şayet etmez ise 2 Haziran günü eminim çok tartışılacaktır.

Bilemem, YSK bu tarihi değiştirir mi, değiştirme yetkisi var mı şayet 31 Mart İstanbul seçimleri yenilenir ise?

Sevmiyorum bu komplo teorilerini ama bizim devlet de adeta sevmediğimizi gözümüze sokuyor.

Bugün, bu inanmadığım komplo teorisini yazacağıma İmamoğlu’nun veri kopyalama kararını iptal eden (!!!!!) idare mahkemesi saçma kararını, YSK’nın yine anlamsız KHK kararını tartışan bir yazı yazmayı tercih ederdim.

KHK’lılar milletvekili oluyorlar yani ulusal yasamada, ulusal kamu hizmeti üretiminde yer alıyorlar ama yerel kamu hizmeti üretiminde yer alamıyorlar.

Bu mantığı anlamak mümkün değildir doğrusu.

  • Abone ol