Galiba 2012 senesi idi, AKP kongresinde dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye için 2023 hedeflerini açıklamış idi.

Bu hedeflerin bir bölümü siyasi, bir bölümü de ekonomik idi.

Siyasi hedefler arasında en ilgi çekenler yeni bir Anayasa ve AB’ye tam üyelik idi.

Doğrudur, Anayasa büyük ölçüde değişti ama bu değişiklikler daha güçlü bir hukuk devleti ve bu doğrultuda gerekli kurumsal, anayasal dönüşümler olmadı, parlamenter sistemden partili Cumhurbaşkanı kavramını da içeren amorf bir Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine geçildi ve 2017’den beri yaşananlar da bu değişikliğin, özellikle de partili Cumhurbaşkanı tercihinin ne kadar yanlış olduğunu herkese, eminim AKP’lilere bile göstermektedir.

Başka bir ifadeyle yeni bir Anayasa hedefi çok büyük ölçüde saptırılarak gerçekleştirilememiştir.

2023 senesinde AB tam üyelik hedefi de artık bir rüya bile olmaktan çıkmıştır; yine doğrudur, Avrupa başkentlerinde Türkiye’yi tam üye görmek istemeyen çok yönetici vardır ama kanımca daha da önemlisi Türkiye yöneticileri de hem ideolojik olarak hem de uygulamalarda AB tam üyelik hedefinden çok büyük ölçüde sapmışlardır, bu koşullarda da Avrupa’yı suçlamak anlamsızlaşmaktadır, AB tam üyeliği her zaman bir ev ödevini iyi yapma meselesi olmuştur ve hep de öyle olacaktır.

Kendi üzerine düşeni yapmayanın başkasını suçlaması olmaz.

Gelelim Sayın Erdoğan’ın 2012 yılında yani yaklaşık olarak Cumhuriyet’in yüzüncü yılına on sene kala koyduğu ekonomik hedeflere.

Bu hedefler içinde üç tanesi dikkat çekiyor idi.

Birincisi 2023 yılına gelindiğinde 2 trilyon dolarlık bir milli gelir idi.

Bugün için dolar cinsinden milli gelirimiz 750 milyara gerilemiş bulunmaktadır, yaklaşık dört senede 750 milyar dolarlık bir milli gelirden 2 trilyon dolarlık bir milli gelire yükselmek için büyüme oranının ne olması gerektiği konusunun değerlendirilmesini size bırakmak istiyorum çünkü basit bir aritmetikle hesaplayabileceğimiz bu büyüme oranı önümüzdeki dönemde ve her zaman hiçbir ülkenin ulaşamayacağı bir büyüme oranına tekabül ediyor.

İkinci hedef yine dolar bazında kişi başına gelir düzeyi idi ve bu hedef de yirmi bin doların üzerinde bir hedef.

2023 yılında nüfusumuz Suriyeli mülteciler hariç seksen milyon olsa kişi başına gelirin 2 trilyon dolarlık milli gelir bazında yirmi beş bin dolar olması gerekiyor.

Aramızda, on bin doların da çok altına düşen kişi başına gelirin dört sene içinde yirmi beş bin dolara çıkabileceğine inanan var mı acaba?

Mesele bir “inanma” meselesi de değil, sıradan bir aritmetik hesap meselesi.

Üçüncü önemli hedef(ler) de 2023 yılında 500 milyar dolarlık ihracat ve bu miktarın en azından yüz milyar dolarlık bölümünün yüksek teknoloji ürünlerinden oluşması idi.

2019 senesi için ihracat resmî beklentisi 182 milyar dolar.

Dört sene içinde 182 milyar dolardan 500 milyar dolara nasıl çıkılacak, bu da belli olmayan bir mesele.

Yüz milyar dolarlık yüksek teknoloji içeren ihracat ise mevcut eğitim modeli çerçevesinde zaten imkânsız.

Bir siyasal iktidar 2012 senesinde koyduğu hedefleri bu kadar kısa bir dönemde nasıl imkânsız hale getirdi?

2012 senesinde de bu hedeflere ulaşılması kolay değildi ama doğru yolda ilerlenebilse idi, zor ama mümkündü.

Ancak, 2012 sonrası AKP yönetimi ve Erdoğan 2023 hedeflerinin tutturulması için atılması gereken adımların yaklaşık tümünün tersini yaptı ve bugün, 2019 senesinde, bu hedefler tümü ile imkânsızlaştı.

Üstelik, bu süre zarfında Erdoğan ve ekibi Türkiye’yi uçuracağını iddia ettikleri anayasal değişiklikleri de yaşama geçirdiler, çok güçlü, kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran bir Cumhurbaşkanlığı Hükümeti sistemine de geçtik.

Ama, olmaz ise olmaz ihmal edildi, güçlü bir hukuk devleti ortadan kaldırılınca 2023 hedefleri de ulaşılamaz oldular.

Belki 2123’e.

  • Abone ol