31 Mart seçimlerinin sonuçları, İmamoğlu’nun seçimi kazanması, arkasından da anlaşılması hem zor hem de bir açıdan kolay nedenlerden YSK’nın seçimlerin yenilenmesi doğrultusunda aldığı kararın ilk planda iki sonucu oldu.

Bu sonuçların çok önemli ve belirleyici olacağını düşünüyorum.

Türkiye çok uzun bir süredir ağır bir korku ortamında yaşıyordu, insanlar konuşmaktan bile korkar hale gelmişlerdi; haksız da sayılmazlardı çünkü binlerce kişi için attıkları tweetler nedeniyle soruşturmalar açıldı ve çoğuna cezalar yağdı, bir öğretmen (Ayşe öğretmen) ekranlarda “Çocuklar ölmesin” dediği için AYM kararına kadar bebeğiyle hoyratça hapse atıldı.

Bu yazdıklarım bugünlerde kulaklara normal gelebiliyor ama şöyle on sene sonra nasıl korkunç günlerden geçtiğimiz daha bir dank edecek kafalara.

Bakalım Ayşe öğretmen görevine de dönebilecek midir?

YSK kararıyla birlikte insanlar artık “bundan da kötüsü olamaz” anlayışıyla üzerlerinden korkuyu attılar.

Erdoğan ve YSK ne yaptıklarını, nasıl tongaya bastıklarını ya da bastırıldıklarını (Bahçeli?) çok yakında daha iyi görecekler.

31 Mart sonuçları ve YSK kararı ayrıca CHP örgütünü de uyandırdı; Türkiye’nin en eski ve en köklü örgütü üzerinden yavaş yavaş ölü toprağını atıyor.

Bu iki faktör de 23 Haziran seçimleri için büyük ölçüde belirleyici olacaklar.

Ancak, muhtemelen 23 Haziran seçimlerini belirleyecek temel konu yine ekonomi olacak.

Bu süreçte de iki konu öne çıkacak.

Bu hafta, işin içine “iyi sıhhatte olsunlar” karışmaz iseler, 2019 Şubat ayının işsizlik verileri açıklanacak.

İşsizlik verileri yayınlandığında genel işsizlik oranının yüzde 15 ama kanımca esas gösterge olan tarım dışı işsizliğin ise yüzde on beşin de üzerinde çıkacağını tahmin ediyor uzmanlar.

Bu durum çok vahim ve bir anlamda yakın dönümün de işsizlik rekoru olacak.

Bu işsizlik oranlarının da temel nedeni çokk düşük hatta negatif büyüme oranları.

Çok muhtemelen TÜİK, 23 Haziran seçimlerinin epey öncesinde 2019 yılının ilk çeyreğinin büyüme oranını açıklayacak ve yine uzmanlar ilk çeyrek büyümesinin, damadın tahminlerinin aksine eksi yüzde üç dolayında olabileceğini ifade ediyorlar.

Büyüme oranı yüzde eksi üç olursa işsizlik oranının da yüzde on beş, tarım dışı işsizlik oranının da yüzde on beşten de büyük çıkmasına şaşmamak lazım.

17 yıllık iktidar sürecinden sonra bir siyasal iktidar ya da o iktidarın on altı milyonluk bir büyük kentte (İstanbul) belediye başkanlığı adayının büyüme oranının negatif, işsizlik oranının da yüzde on beş dolayında çıktığı bir ekonomik ortamda seçim kazanması pek mümkün değildir.

YSK’nın yarattığı İmamoğlu mağduriyetini de bu ekonomik sonuçlar ile birlikte düşünün.

Erdoğan muhtemelen siyasi yaşamının en büyük hatasını yaptı 31 Mart İstanbul seçimlerini iptal ettirerek.

Bu süreçte benim ilgimi çeken bir konu da iktisadi verilerin yayınlanmasından birinci derecede sorumlu TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) işini seçimlere kadar nasıl yapacağı.

Mesela ilk çeyrek büyüme (küçülme) oranı açıklanacak mı, açıklanacak ise doğru açıklanacak mı?

Yüksek yargıçlardan oluşan YSK’nın çok yakın dönem performansı (!) düşünüldüğünde bürokratlardan oluşan TÜİK yönetimi acaba bu süreçte YSK’laşacak mıdır?

Böyle bir durumu TÜİK yönetimi için ne tahmin ne de temenni ediyorum ama burası Türkiye, Cumhurbaşkanımız Erdoğan yani bu ülkenin “bu kadar da olmaz”ı artık pek yok.

Büyüme (küçülme) ve işsizlik büyüklüklerinin gerçek boyutlarıyla zamanında açıklanmasının Erdoğan için bir küçük kabus olacağını da hiç unutmayalım.

Erdoğan da bu kabusu görmemek için muhtemelen elinden geleni yapacaktır.

“Ekonomiye ilişkin bir veri seti bir, iki ay geç açıklansa ne olur?” diye düşünenlerin sayısı AKP içinde az değildir.

Rahmetli Menderes’e atfedilen bir anektod vardır, bilmem doğru mudur, yalansa Rahmetlinin çok kabarık olduğunu düşünmediğim günahını almış olacağım.

1957 yılında çıkan düşük büyüme oranının iki puan arttırılmasını ister Menderes ama bürokratlar bunun mümkün olamayacağını söylediklerinde de “Arkadaşlar, bir Başbakanın bu kadar da mı yetkisi yok?” diye sorar.

Görüleceği gibi yerli ve milli gelenekler vardır bu topraklarda.

Daha da vahimi, bir beka sorunu (!!!) masada iken bu veri setinin biraz da yerli ve milli menfaatler için değiştirilmesine hangi vatan ve millet evladı karşı çıkar ki, değil mi?

Bakalım önümüzdeki hafta işsizlik oranı nasıl açıklanacak ya da açıklanacak mı?

Bu soru çok yanlış ve yersiz gibi duruyor ama YSK kararından sonra hangi soru gerçekten çok yersizdir acaba?

Umarım hem işsizlik hem de küçülme oranlarının zamanında ve doğru yayınlanması beni mahcup eder, yanlışımı hemen kabul ederim.

Gündem önemlidir.

23 Haziran seçimlerinde AKP adayının büyük fark yemesi, erken TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ve parlamenter sisteme dönüş.

Erdoğan deneyimi Türkiye siyasi kültüründe Başkanlık sisteminin, hem Cumhurbaşkanı hem de parti başkanı olunmasının nasıl korkunç sonuçlara yol açtığının yaşayarak görülmesini sağlamıştır.

Yanlışta ısrar etmenin ülkemize maliyeti büyüktür.

Bu maliyet bugünkü gibi uydurulmuş değil gerçek bir beka maliyetine kadar götürebilir ülkeyi.

  • Abone ol