Son haftalarda ortalıkta bir “Türkiye ittifakı” lafıdır gidiyor.

Başkaları bu ifadeden ne anlıyor bilemem ama, itiraf ediyorum, ben hiçbir şey anlamıyorum, daha doğrusu, anladığım bir şey var, o da hiç hoşuma gitmiyor.

Bu konuya daha önce de girdim ama içimde bu saçma ifadeye karşı engellenemez yeniden bir şeyler yazma isteği mevcut.

Demokratik hukuk devletlerinde ülke ittifakı, mesela Türkiye ittifakı, Almanya ittifakı gibi ifadeler yanlıştır; savaş hali, çok büyük bir doğal afet gibi durumlarda belki bir süre siyasi farklılıklar öne çıkarılmayabilir ama bunun da çok belirgin ve makul süresi vardır.

Üç ay önce Türkiye’nin bugün için en azından yarısına, İstanbul’un yüzde 55’ine “zillet” (alçak) de, sonra bu çok çirkin ifade netice getirmeyince de Türkiye ittifakı gibi yine anlamsız başka bir formül bulmaya çalış, bu kadar pragmatizm de çok fazla, hiç de etik değil.

Senelerdir ısrarla şu konuyu vurgulamaya çalışıyorum: Sağlıklı bir siyaset yarışı ancak tarafların çok ama çok büyük ölçüde mutabık oldukları bir hukuk devleti zemininde, üzerinde yapılabilir.

Sağlıklı bir siyaset tartışması ancak ve ancak temel hukuk kavramları üzerinde mutabakat sağlandığı zaman gerçekleşebilir; farklılıklar çok iyi ortaya konamasa bile siyaset tartışmalarının taraflarının hukuk meselesine bakışlarının çok farklı olduğunu görüyoruz, biliyoruz.

Hukuk üzerinde mutabakat sağlanamadığı zaman gerçekleşen siyaset yarışı rakip takımların temel futbol kuralları üzerinde anlaşamadığı bir futbol maçına yani bir kargaşaya dönmektedir.

A takımının oyuncuları ısrarla topu elle oynamak isterlerse, öbür takım FIFA kurallarına biraz daha yakın top oynamak isterse ve en önemlisi hakemler de ne istediklerini çok net ortaya koyamıyorlarsa ortaya futbol çıkmaz, bir kakafoni, bir karmaşa çıkar.

Futbol maçlarındaki hakemin hukuk temelli olması gereken siyaset yarışında karşılığı tarafsız Cumhurbaşkanı ve başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yüksek yargıdır.

Oysa, bizim ülkemizde hem Cumhurbaşkanı hem de başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere yüksek yargı hukuk temelli bir hakemlik görevi üretmenin maalesef uzağındadırlar.

Bir Cumhurbaşkanı düşünün ki, başında olduğunu iddia ettiği cumhurun yaklaşık yarısına yönelik olarak “zillet” (Ferit Develioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat: alçak) ifadesini kullanabilmiştir; kimse Sayın Cumhurbaşkanı bunu seçmenler için değil, Millet ittifakının parti liderleri için kullandı demesin çünkü seçmen de o liderlere oy vererek tercihlerini belirtmektedirler.

Hukuk devletinin en büyük hukuk hakemi, anayasal düzen hakemi olması gereken Anayasa Mahkemesi geride bıraktığımız hafta kimi yazarların, gazetecilerin bireysel başvurularına verdiği yanıtlarla (Altan, Kavala ve benzerleri) sistemin hukuk dışı bir kaotik düzene dönüştüğünü bir kez daha tescil etmiştir.  

Dönelim “Türkiye ittifakı” ifadesine.

Demokratik hukuk devletlerinde kabul edilebilecek, meşru olabilecek yegane evet yegane ülke ittifakı, milli ittifak, Türkiye ittifakı ancak hukuk devleti ve mündemiç kavramları üzerine olabilir.

Hatta, olabilirden de öte olmak zorundadır.

Temel hukuk kavramları üzerinde mutabakat sağlayamamış bir toplum toplum değildir.

Temel hukuk kavramları üzerinde mutabakat sağlayamadan gerçekleşen bir siyaset yarışı yukarıda şaka yollu örnek verdiğim kuralsız bir futbol maçı sakâletine döner ve dönmektedir de.

Türkiye devleti maalesef altında imzası bulunan Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nin dahi en temel maddelerinde mutabakat sağlayamamıştır, AİHM’de hakkında en çok ihlal kararı verilen ülkelerin içinde bulunmaktadır.

Televizyon ekranlarında bir kere siyaset değil de temel hukuk kavramları üzerinde, mesela ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü üzerinde bir tartışma gerçekleşse durumun ne kadar vahim olduğu görülecektir.

Sayın Cumhurbaşkanının dile getirdiği “Türkiye ittifakı” sadece ve sadece geniş tabanlı bir hukuk mutabakatı olabilir, bu hukuk mutabakatı olmaksızın da başka bir ittifak tamamen anlamsızdır, demokrasi ile de uyumsuzdur.

Ancak, işin çok vahim tarafı, toplumun önemli bir bölümünün evrensel standartlarda bir hukuk mutabakatına sıcak bakmadığı gerçeğidir.

Peki hukuk konusunda mutabakat sahibi olamayan bir toplum bu noktaya nasıl gelebilir?

İki şey söyleyebilirim, ikisi de kolay değil.

Birincisi, toplumun bütünü hukuktan yarar sağlar duruma getirmek ama bu da bizim ülke örneğinde çok zor.

İkinci de AB tam üyeliği üzerinden gelecek hukuk standartları.

Görüyorsunuz, işimiz kolay değil. 

  • Abone ol