Doğru, eskiden besleme basın denirdi, sonra, nedense, bu tabirin yerini “yandaş basın” tabiri aldı.

Ancak, yandaş basın ifadesinin besleme basın ifadesini tam karşıladığı kanısında değilim.

Yandaşlık taraf olmayı çağrıştırıyor, özellikle de köşe yazarları için, bu anlamda, taraf olma keyfiyeti bir nakısa değil; herkesin gördüğü bir haberi hiç görmemek, haberi bariz bir biçimde çarpıtarak vermek başka konu.

Prof. Mehmet Altan P24’de “Besleme basın” başlığıyla meselenin tarih boyutuyla çok güzel bir yazı yayınladı üç gün önce; umarım Mehmet önümüzdeki günlerde bu yazıyı daha da genişletir diyorum çünkü elinde geniş bir kaynak listesi olduğunu tahmin ediyorum, hatta biliyorum çünkü senelerdir bu konuyla ilgileniyor.

Ben de bugünkü yazımda meselenin başka bir boyutunu, kamu parası boyutunu ele almak, bu konuda bir-iki görüşümü aktarmak istiyorum.

31 Mart ve 23 Haziran seçimleri öncesi, bu seçimleri yani İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerini AKP kaybederse bu sonucun besleme basın üzerinde önemli neticeleri olacağını ifade etmeye çalışmıştık.

Mesele sadece besleme basın ile de sınırlı değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bütçesinden, yaratılan ve üzerine oturulan kent rantlarından besleme basın dışında çok seviyesiz üniversitelere, yaklaşık tümü inanç eksenli vakıflara, derneklere, şirketlere büyük kaynaklar aktarıldığını biliyorduk, İstanbul belediyesi el değiştirir ise bu şirketlerde, vakıflarda, derneklerde, özellikle de besleme basında büyük sıkıntılar çıkacağını yazmıştık; seçimi iptal etmek için “bir şey oldu ama ne olduğunu bilmiyoruz” çırpınışının nedeni de buydu zaten.

Bir belediye birilerine para aktarıyor ise bu para kamu parasıdır ve kamu parasının belediye tarafından birilerine aktarılmasında yerel ile ilgili objektif kamu yararı bulunması gerekmektedir ama bu aktarım süreçlerinde söz konusu kamu yararını ara ki bulasın.

Nitekim, basından öğreniyoruz, besleme basında tenkisat ve tensikat başlamış bile; bu besleme basının 23 Haziran öncesinde neden bu kadar canhıraş bir biçimde, haberin özünü çarpıtarak yayın yaptığını daha iyi görüyoruz çünkü galiba İBB bu besleme basına fahiş reklam paralarının musluğunu ya kısmış ya da kapatmış.

Bir zamanlar, çok oldu, bu besleme basında yazı yazan köşe yazarlarının aldıkları maaşların kuruşu kuruşa açıklanması gerekir diye yazmış ama mantıklı gibi gözüken ama asla tutarlı, mantıklı olmayan eleştiriler almış idim.

Bu gazeteler, televizyonlar kağıt üzerinde özel şirketler yani bu şirketlerde “patronun kime ne kadar maaş ödediği” kimseyi ilgilendirmez, açıklanması istenemez ifadesi mantıklı gibi duruyor ama sadece öyle duruyor çünkü aslında pek mantıklı değil.

O sözde patronların kârlarının, kazançlarının aslında rekabetçi bir piyasada oluşacak şirket kârı kavramı ile alakası yok, siyasi otorite ya açıktan, mesela belediyelerin bütçelerinden, “parsel bazında yapılan imar değişiklikleri rantından”, kamu bankalarından piyasa koşulları dışında kredilerle bu sözde patronlara kaynak aktarıyor ya da aynı sözde patronlara rekabetçi, hatta yasal dahi olmayan kamu ihaleleri ile para buluyor, sözde patronlar da bu paraları kalemleri güya keskin beslemelere daha saçma yazılar yazsınlar diye çok yüksek maaşlar olarak aktarıyorlar.

Yandaş basının (bu kez besleme değil yandaş diyorum) patronu şayet parasını rekabetçi gazetecilikten kazanıyor ise, gerçekten kime ne kadar maaş verdiği, yandaşlığı da beni de başkasını da ilgilendirmez diye düşünüyorum.

Bu maaşların kaynağı, nereden bakarsanız bakın, kamu parasıdır ve yarı şaka bir ifade ile bu maaşların hesabı vergi mükellefine bir biçimde bugün ya da yarın verilmelidir.

Ben de bu gazetelerden birinde bir süre yazı yazdım, sonra atıldım ama bu süre zarfında ne zaman yakın bir konu açılsa kaç para maaş aldığımı kuruşu kuruşuna herkese söylerdim; bugün bu besleme basında yazı yazan, AKP’yi ne halt ederse etsin destekleyen, Reis’in fahiş hatalarını asla göremeyecek bazı arkadaşlar, isim vermek istemem, acaba gerçek maaşlarını açıklayabilirler mi kamuoyuna?

“Lütfen, bana böyle bir yükümlülüğümüz yok” demesinler, çünkü aldıkları maaşlar bir biçimde kamu parası.

Maaşların çok düşük olduğu, kamu parası kullanmayan bir muhalif gazete ya da televizyon acaba böyle bir kampanya başlatabilir mi?

Bizlere de düşen maaşların değil kamu parasının bu besleme şirketlere aktarım yöntemlerini yani ihalelerini, kent rantlarını kamuoyu ile paylaşmak.

Allah’tan bu işi çok iyi yapan Çiğdem Toker gibi gazeteciler de var.

  • Abone ol