Bu hafta okullar açıldı ama yine eğitim süreçlerinin özüne ilişkin tartışmalardan kaçınıyoruz; daha da vahimi, anlamlı, yapılabilir öneriler ortada yok.

Türkiye’de eğitim-öğretim süreçleri dökülüyor; bunun maliyetlerini dün yaşadık, bugün yaşıyoruz, yarın bu maliyetleri daha da fazla, artarak yaşayacağız.

Aklı başında, iyi niyetli kişilerin bu korkunç soruna öneriler getirmesi lazım.

Üniversiteleri dışarıda bırakırsanız ülkemizde, yuvarlayarak söylüyorum, 18 milyon öğrenci ve bir milyon öğretmen var.

Ve, bu 18 milyon öğrenci ve bir milyon öğretmen birlikteliğinden ortaya çıkan sonuçlar, eğitim-öğretim çıktıları her gün basında tartışılıyor; PISA sonuçlarında uluslararası mukayeselerde dökülüyoruz, üniversite giriş sınavlarında matematik, Türkçe, İngilizce, fizik gibi temel dallarda doğru yanıt ortalaması burada söylemekten artık utanacağım seviyelerde.

Ortada tam bir eğitim-öğretim skandalı, başarısızlığı var.

Daha da önemlisi yetkili ağızlardan sorunun çözümüne ilişkin anlamlı diyebileceğimiz bir çözüm önerisi gelmiyor.

Liselere, lise müfredatına bakıyorum, anlamsız lafının az kaçacağı bir yükle karşı karşıya öğrenciler; ders sayısı, büyük bölümü anlamsız, hiçbir mantıkla ölçülemeyecek kadar fazla.

Bu kadar ders sayısına da bir milyon öğretmen tekabül ediyor, bunların da yüzde doksanından fazlası devlet çalışanı yani memur.

Ülkemizde en genel hesaplarla dört milyon memur olduğunu varsayalım, bunların yaklaşık dörtte biri öğretmen.

Türkiye’nin büyük bütçe kısıtları var, hep de olacak kısa ve orta vadede, bu memur öğretmenlere anlamlı maaşlar vermemiz bu bütçe kısıtı nedeniyle şimdilik imkansız.

Öğretmene ayda en azından iki bin beş yüz ABD doları maaş veremezsek nitelikli öğrencileri, gençleri bu mesleğe çekmek mümkün değil.

Kimse açık açık söylemiyor, yazmıyor ama mevcut öğretmen stokunun ortalama kalitesiyle Türkiye’de eğitim meselesinde bir arpa boyu yol almamız mümkün değil.

Bugün ödenen öğretmen maaşlarının toplamına eğitim maaş ya da ücret fonu diyelim, bu fonu azaltmadan, ama çok arttırmadan da, öğretmen sayısını üçte birine kadar indirecek ve bu fonu bu üçte bire dağıtacak bir yöntem bulmalıyız.

Buna mecburuz ama kimse yapılabilir çözüm yöntemlerine yakın durmuyor.

Çok net, çok açık ifade ediyorum, ortaöğretimde anadil ve edebiyatı, matematik, İngilizce, ikinci bir yabancı dil, felsefe (belki de tarih ve fizik dersleri ilave edilebilir ama o kadar) dışında TÜM dersleri yüz yüze eğitim-öğretim modelinden çıkaralım.

Bu derslerin haftalık saatlerini arttıralım, çocuklara böylece doğru dürüst matematik, İngilizce öğretelim, bu branşların öğretmenlerine de çok iyi maaşlar verelim mevcut ücret fonundan ki öğretmen kalitesi ciddi anlamda yükselsin.

Diğer tüm dersleri ise Anadolu Üniversitesinin uyguladığı açık öğretim modeli çerçevesinde çocuklarımıza televizyonlardan verelim; akıllı telefon meraklısı gençlerin, çocukların bu dersleri ekranlardan izleyememesi gibi bir teknolojik sorunun varlığına kimse beni inandıramaz.

Bu meseleye senelerdir kafa yoruyorum; yabancı dilde eğitim veren çok iyi bir mühendislik fakültesinin hocalarıyla görüşmüş idim, ve onlara şu soruyu sordum: “Karşınıza birinci sınıfta çok iyi İngilizce ve matematik bilen bir öğrenci gelse, fizik ve kimya gibi dersleri sıfırdan burada başlatabilir misiniz?”.

Aldığım cevap “Çok daha iyi olur, çünkü çocuk aslında fizik okumuş ama kötü okumuş yani bir anlamda negatif bilgi ile karşımıza geliyor, bunu sıfıra çekmek için uğraşıyoruz önce” idi.

İngilizce, matematik, felsefe dersleri hocalarına çok iyi maaşlar verelim, mesleğe çok iyi öğretmenler çekelim,  bu derslerin haftalık saatlerini en azından yediye, sekize çıkaralım, lise sona gelen öğrenci iyi İngilizce, iyi matematik, iyi felsefe bilsin, başka ne isteyeceğiz.

Vatansever ya da dindar nesiller yetiştirmek gibi anlamsız hedeflerden iyi İngilizce, iyi matematik bilen nesiller hedefine dönelim, toplumsal ideolojileri bırakın toplum, aile, sokak, sivil toplum örgütleri versin çocuklara.

Kolluk ve yargının işi de bu okul dışı süreçlerin hukuk temelinden sapmasına engel olmak olsun.

Bu önerim hem daha etkin, hem daha bütçe dostu bir öneri; milyonlarca öğrenciye televizyonlar üzerinden biyoloji, kimya gibi dersleri verecek bir kamu kurumu (Anadolu Üniversitesi rehberlik yapsın ya da bizzat yapsın) bu işten para kazanıp bütçeye de aktarabilir.

Çocukları bu anlamsız ders yükü ve hatta anlamsız derslerden kurtaralım artık.

Zaman (boş vakit değil) bırakabilirsek çocuklara satranç öğretelim, polisiye roman okutalım; elli klasik roman okumayan liseden ASLA mezun olamasın; bir baksak, hiç Dostoyevski, Tolstoy, Balzac, Refik Halid Karay okumayan kaç lise mezunumuz yani cahilimiz var.

Aynı soruyu öğretmenlerimize soralım demekten ise gerçekten çekiniyorum.

Çocukları vatansever (insanları vatan sevme bazında ayrıştırmak kadar büyük saçmalık olamaz) ya da dindar olma moral zorunluluklarından uzak tutalım.

İyi insanlar, iyi yetişmiş insanlar olsunlar.

  • Abone ol